Saksonya Anhalt seçimlerinde AfD'nin zaferi kadınlar açısından ne anlama geliyor?
Saksonya-Anhalt seçimlerinde AfD’nin zaferi, Almanya’da otoriterleşmenin ve kadınlar, emekçiler ile göçmenlere yönelik saldırıların hızlanacağına işaret ediyor.

6 Eylül 2026’da Sachsen-Anhalt’ta yapılan eyalet seçimleri, yalnızca Almanya ve Avrupa’daki siyasi dengeler açısından değil, kadınların toplumsal konumu ve kazanılmış hakları açısından da önemli bir kırılma noktası oluşturuyor. Seçimden yüzde 44,5 oyla birinci çıkan ırkçı AfD partisi, eyalet parlamentosunda 83 sandalyenin 39’unu elde etti. CDU yüzde 17,2’de kaldı; SPD yüzde 9,3, Yeşiller yüzde 8,9, Sol Parti yüzde 8,6 ve BSW yüzde 5,3 oy aldı. Seçime katılım ise yüzde 77,8 ile rekor düzeye ulaştı. 83 sandalyeli parlamentoda kadınların oranı yaklaşık yüzde 21,7. Yeni Eyalet Parlamentosunda yalnızca 18 kadın milletvekili bulunuyor. 

25 yaşın altındaki 3 kadından 1’i AfD’ye oy verdi

Eyalette AfD’ye oy veren kadınların oranı yüzde 39 düzeyinde. Özellikle yaşlı kadınlar (70 yaş üstü) AfD’nin daha yüksek oy almasını frenledi. Buna karşılık, 25 yaşın altındaki genç kadınların yaklaşık üçte biri AfD’ye oy verdi (aynı yaştaki erkeklerde ise bu oran yarıdan fazlaydı).

Ne kadar merak, ilgi ve korkuyla beklenmiş olsa da, en son 2025 federal parlamento seçimlerinde ve 2026 Baden-Württemberg ve Rheinland-Pfalz Eyalet seçimlerinde AfD’nin oylarını hızla artırarak neredeyse ikinci parti konumuna geldiği ortadaydı. Sadece doğu eyaletlerinde değil, batı eyaletlerinde de emekçilerin kötüleşen yaşam ve çalışma koşullarını -ki seçime yüksek katılım oranının en önemli nedeni de bu- ırkçı, ayrımcı, emek düşmanı vaatleriyle fırsata çevirmekte ne kadar usta olduğu bir kez daha görüldü. Bu yüzden çok şaşırmasak da öfkeliyiz!

Yapılan tüm araştırmalarda öne çıkan, AfD’ye oy verenlerin çoğunluğunun, genç, kadın, işçi, yerli ve göçmen kökeninden ve kimliğinden bağımsız iktidar partilerine olan güvenlerini yitirmiş olmalarıydı. Çünkü bu partiler yürüttükleri politikalarla insanların yaşam ve çalışma koşullarını, mücadeleyle kazanılmış, politik, sosyal ve kültürel haklarını bir bir elinden alıyorlar.

Bu partiler, bir yandan yıllardır AfD’ye karşı duvar örme, onunla birlikte çalışmama ve anayasaya aykırı olduğu kanıtlanmış olan AfD’yi bazı eyaletlerde de olsa yasaklama girişimleri gibi seçim manevralarını topluma tartıştırırken, diğer yandan Saksonya CDU adayı AfD ile çalışmayı düşünebiliyor. Sol Parti ise, sanki AfD yoktan var olmuş gibi, ırkçı ve faşizan partiyi engellemek üzere, AfD ile çalışma potansiyeline sahip olan ve uyguladığı politikalarla da bu partinin güçlenmesinde büyük payı bulunan CDU ile birlikte çalışabileceğini açıklıyor. Hükümet ortağı SPD ve bir önceki dönem hükümet ortağı olan Yeşiller ise federal düzeyde CDU ile birlikte, örneğin sığınmacılar ve göç yasası konusunda AfD’nin taleplerini farklı söylemlerle zaten yürürlüğe geçirdiler. SPD, bu dönemde de koalisyon ortağı olarak aynı politikaları uygulamaya devam ediyor.


Solda: Bir daha asla Sağda: Sağcılar yerine insan hakları | Fotoğraflar: Göçmen Kadınlar Birliği

Almanya’da değişen dengeler: Otoriter yapılanma süreci

Bir süredir Almanya daha otoriter bir yapılanma sürecinden geçiyor. Bunu işçilerin, emekçilerin, kadınların ve gençlerin düşük ücretlerinden, artan yaşam maliyetlerinden, grev haklarına yönelik saldırılardan, kısıtlanan demokratik haklardan ve reform adı altında geçtiğimiz aylarda yürürlüğe giren sosyal kısıtlamalardan başlayarak yürütülen politikalarda görüyoruz.

8 saatlik iş gününün esnekleştirilmesi, sağlık ve emeklilik sigortalarında yapılacak reformlar ise kapıda. İç güvenliğe, silahlanmaya ve militarizme devasa bütçeler ayrılırken tekeller rekor düzeyde kârlarını artırıyor. İltica yasasının sertleştirilmesi, devletin ve polisin yetkilerinin genişletilmesi ve farklı toplumsal kesimlerin hedef tahtasına konularak toplumun bölünmesi de bunun yalnızca birkaç örneği.

AfD ise bu sürecin hem bir parçası hem de devamı olarak, bütün bu koşulların insanlarda yarattığı toplumsal hoşnutsuzluktan, güvencesizlikten ve geleceksizlikten besleniyor.

AfD’nin yükselişi: saldırılar hızlanacak

Evet, AfD faşizan, ırkçı ve insanlık düşmanı söylemleri ve talepleriyle ciddiye alınması gereken bir parti. En önemlisi de 20. yüzyıl faşizminden beslendiklerine dair kendi beyanları, sadece göçmenlerin değil, toplumun geniş kesimlerinin de haklı olarak tedirgin olmasını gerektiriyor. Aşağı Saksonya’da seçim programını “Hükümet programı” olarak adlandıran AfD adayı Ulrich Sigmund’un ana vaatlerinin başında ise “Her şey mümkün” sloganı ve “Kültür Savaşı” başlığı altında sığınmacılar yasasını tamamen kaldırmak, küçük ve orta ölçekli işletmeleri teşvik etmek ve yabancıları geri göndermek (Remigration) vardı. Ancak öne sürdüğü ve iktidara geldiğinde uygulayacağı seçim vaatlerine daha yakından bakıldığında; işsizleri ve sığınmacıları cüzi bir ücret karşılığı zorla çalıştırma, demokratik ve ilerici kurumlara ve derneklere yapılan maddi yardımları kesme, polisin ve bazı devlet kurumlarının yetkilerinin arttırılması, kamu radyo ve televizyon sözleşmesini feshetme, Eyalet Siyasi Eğitim Merkezini “Vatan duygusunu ve ulusal kimliği güçlendirmek” amacıyla “Eyalet Devlet Politikası Eğitim Enstitüsü”ne dönüştürme gibi; bu uygulamaların bazılarının zaten CDU tarafından yönetilen bazı belediylerde şimdiden denendiğini bazılarının ise bir önceki SPD/Yeşiller/FDP hükümet döneminde de tartışıldığını hatta bazılarının hayata geçirildiğini biliyoruz. Ancak AfD’nin tek bir eyalette tek başına bu kadar oyu alması bile öncelikle, işçilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin haklarına, mücadelelerine ve örgütlerine karşı bir süredir devam eden bu saldırıları hızlandıracağı, artıracağı anlamına geliyor. Almanya’da 20 Eylül’de yapılacak olan Mecklenburg-Vorpommern ve Berlin senato seçimlerini de bu bağlamda ele almak gerekiyor.

Neoliberalizm, ırkçılık ve kadın düşmanlığı el ele

AfD’nin ekonomik programı tüm işçi ve emekçi kesimlere karşı sert bir neoliberal çizgi izliyor. Zenginlerden alınan vergilerin düşürülmesi, yoksullara verilen sosyal yardımların kesilmesi, devletin sosyal sorumluluklardan çekilmesi partinin temel vaatleri arasında. Bu politikaların en ağır sonuçlarını ise yine kadınlar yaşıyor.

AfD, göçmenlere, sığınmacılara, engelli bireylere, LGBTİ’lere, işsizlere ve evsizlere yönelik ırkçı söylemleriyle biliniyor. Ancak partinin hedefinde yalnızca “ötekiler” yok. Parti programında yerli Alman kadınlara dair de son derece net ve gerici talepler bulunuyor: Kadınlar geleneksel rollere uymalı, evin ve ailenin bakımını üstlenmeli, mümkün olduğunca çok çocuk doğurmalı ve yaşamlarını ailesinin ve ülkesinin ihtiyaçlarına adamalı. 

Tek gelirli aile modeli bir ideal olarak sunuluyor

AfD, kadınların ekonomik olarak tek bir gelire bağımlı olduğu bir aile modelini savunuyor. Evde hasta ve yaşlı bakımını ve çocuk yetiştirme ödeneğini desteklemesi aslında kadınları yarı zamanlı çalışmaya, hatta çalışma hayatından tamamen çekilmeye yönlendiren teşvikler... Bunun sonucu ise kadınların, daha düşük emeklilik haklarına sahip olması ve ekonomik bağımsızlıklarının azalması.

Çelişkili bir politika

AfD bir yandan insanların çalışma hayatına daha erken girmesini talep ederken, diğer yandan daha uzun süre çalışma hayatının dışında kalmayı teşvik eden siyasi uygulamalarıyla çelişiyor. Bu da sonuçlarını özellikle kadınların taşıyacağı çelişkili bir politika ortaya çıkarıyor.

AfD kendi politikalarını “aile ve çocuk dostu” olarak tanımlıyor. Ancak gerçekte bu politikalar kadınların kendi yaşamları üzerinde karar verme hakkının kısıtlanması anlamına geliyor. Partinin etnik-milliyetçi toplum anlayışı, “yerli nüfusun” doğum oranının artırılmasını hedefliyor; bunu ise kadınların kendi bedenleri ve üreme kararları üzerindeki özgürlüğü pahasına yapıyor.

Kürtaj hakkı risk altında

AfD, kürtajı açıkça bir istisna olarak tanımlıyor ve kendi bakış açısına göre kürtajı “teşvik eden veya önemsizleştiren” uygulamaların devlet tarafından desteklenmesini reddediyor. Ayrıca 2025 Federal parlamento seçim programında, hamilelik danışmanlığı sırasında hamile kadınlara ultrason görüntülerinin gösterilmesini talep ediyor ve kadınların kendi bedenleri ve yaşamları üzerinde karar verme hakkına müdahale ediyor. 

“Geleneksel bir aile” anlayışı

AfD, küçük çocukların aile içinde bakım görmesini ön plana çıkarıyor ve evde verilen bakım ve eğitimin daha fazla tanınmasını savunuyor. Aynı zamanda modern eşitlik politikasının temel araçlarını ve taleplerini reddediyor. 

AfD göç geçmişi olan insanlar açısından ne anlama geliyor?

AfD, aile ve nüfus politikalarını Alman kimliği ve demografik anlayışla ilişkilendiriyor. Aynı zamanda son derece sert bir göç ve iltica politikası izliyor. Dolayısıyla burada söz konusu olan yalnızca soyut “parti programları” değil. AfD’nin bir eyalette dahi iktidar olması ya da olma ihtimali burada yaşayan insanları, aileleri ve kadınları doğrudan ilgilendiriyor.

Kadınlar öfkeli
Almanya’da seçimlerden bu yana öncelikle başkent Berlin ve Mecklenburg- Vorpommern eyaleti olmak üzere binlerce insan sokaklara çıkarak tepki gösterdi. Kadın örgütleri yaptıkları açıklamalarda hükümete “reform” adı altında yapılan kısıtlamaları geri alma çağrısı yaptı. Yapılan açıklamalarda eşitliğin bir lüks olmadığına, kendi hayatı üzerinde karar verme hakkının bir ayrıcalık olmadığına, insan haklarının herkes için geçerli olduğuna vurgu yapılarak, kadınların kendi hayatları hakkında karar verebildiği bir toplum ve katı toplumsal cinsiyet rollerine geri dönüş yerine eşitlik, dışlama yerine çeşitlilik talep edildi. 
Eyaletteki yaklaşık 30 kadın örgütü ve derneğini bir araya getiren en önemli çatı kuruluşu olan Saksonya-Anhalt Eyalet Kadın Konseyi, bu duruma derhal tepki gösterdi. Konsey, eyalet meclisindeki siyasi çoğunlukların büyük ölçüde değişmesine rağmen, demokrasi, toplumsal çeşitlilik ve eşitlik hakları için taviz vermeden mücadele edeceğini duyurdu. Dernek, sosyal altyapının kasıtlı olarak ideolojik bir şekilde yeniden yapılandırılmasına ve kırsal bölgelerdeki kadın sığınma evleri, barınma merkezleri ve danışma merkezlerinin işleyişini güvence altına almak için hayati önem taşıyan eyalet fonlarının kesilmesine karşı uyarıda bulundu. Kadınlara yönelik şiddetten korunma alanındaki ağlar (bölgesel özerk kadın sığınma evleri ve acil yardım hatları gibi), Eyalet Kadın Konseyi’nin açıklamalarına destek verdiler.
AfD’nin geleneksel aile modellerine odaklanan seçim programına dikkat çeken bu ağlar, uzman danışma merkezlerinin damgalanması ve mali kaynaklarının kesilmesi konusunda endişelerini dile getirdiler.
Uluslararası Auschwitz Komitesi Başkanı Eva Umlauf ise şu açıklamayı yaptı: “Thüringen’den sonra bir başka Alman eyalet parlamentosunda da aşırı sağcı bir partinin en güçlü grup olarak yer alacağı gerçeği, ‘Holokost’tan kurtulanlar olarak bizim için asla mümkün olamazdı.”
Demokratik İşçi Dernekleri DİDF ise işçileri, emekçileri, kadınları ve gençleri sosyal kısıtlamalara karşı yapılan eylemlere katılmaya, AfD’yi besleyen koşullara ve bu koşulları yaratan tüm partilere/ kesimlere karşı birlikte mücadele etmeye çağırdı.
Göçmen Kadınlar Birliği de yaptığı açıklamada, kadınların ekonomik olarak bağımlı hale getirildiği, hamileliklerin siyasi olarak daha fazla denetim altına alındığı ve geleneksel toplumsal cinsiyet rollerinin toplumsal ideal olarak sunulduğu AfD politikalarını eleştirerek “Kadınların toplumsal eşitliği bir pazarlık konusu değil, içinde yaşadığımız toplumun temel taşlarından biridir. Bu temeli sarsan bir yaklaşım, aile politikası değil, kadınların yüz yılı aşkın bir süredir verdiği eşitlik mücadelesine karşı yürütülen bir saldırıdır” dedi. Yerli ve göçmen tüm kadınları sessiz kalmamaya, ırkçı ve ayrımcı politikalara, savaşlara, sosyal kısıtlamalara, işçi haklarına ve kadın haklarına yönelik saldırılara karşı (26 Eylül ve 3 Ekim’de) sokağa çıkmaya çağırdı. 

Fotoğraf: Yeni Hayat Arşivi, Berlin 


Editörden