2027-2029 yılını kapsayan orta vadeli program (OVP) geçtiğimiz günlerde açıklandı. Yaz yaz bitiremeyeceğimiz kadar pek çok alana dair plan ve politika var. Bu yazıda kapsamı kadın emekçilerle daraltıyoruz. OVP’nin kadın emekçiler için ne dediğini, bürokratik ve sadece patronların çıkarını önemsediğini saklayan dilini tercüme etmeye çalışacağız. Ama şöyle özetleyelim: Borçluluk, güvencesiz çalışma biçimlerinin yaygınlaşması, bakım yükünün artışı, emeklilik hakkının gaspı.
Öncelikle bu orta vadeli programın dikkat çekici yönlerden biri, bakanlıkların, başkanlıkların 2027 bütçeleri oldu. Geçtiğimiz yıl, Meclise gelen 2026 bütçe teklifinde, 2027 ve 2028 yılları için de tahminler yer alıyordu. O bütçe belgelerine göre, sosyal yardım kalemini de içinde bulunduran Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının bütçesi, 2027 yılında rekor seviyede, yüzde 70 artacaktı. Bu, seçim yılında yardım bütçesinin bilinçli katlanarak artırılması olarak yorumlanmıştı. Ancak Resmi Gazete’de yayımlanan ve yürürlüğe giren OVP’de bunun değiştiğini görüyoruz. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bütçesi, 2027 yılında bir önceki yıla göre sadece yüzde 27 artacak. Bu büyüme zaten başlı başına resmi enflasyonun dahi altında. Soru şu: Ne oldu da yüzde 70 artırılacağı kaydedilen bütçe bir yılda reel olarak küçüldü?
Bununla birlikte, 2026 yılı bütçe teklifinde, 2027 yılına geçerken Diyanet İşleri Başkanlığının bütçesi sadece yüzde 12 artacak gibi görünürken; yine bugünkü OVP’de bu değişti. Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesi yüzde 31 artarken, resmi enflasyona paralel artış oranı Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığının bütçelerinin artış oranlarını geride bıraktı.
Bu bütçeler, OVP’de hayata geçirilecek politikaları hafızamızda canlandırıyor. OVP şu temel politikalara dayanıyor: “İş ve yatırım ortamının iyileştirilmesi, dış ticarette rekabetçiliğin artırılması, mali disiplinin dürdürülmesi.”
“Yanlış anlamayın iş ortamının iyileştirilmesi” daha iyi çalışma koşullarının sağlanması anlamına gelmiyor. Bu temel politikalar şunları haykırıyor: Daha düşük ücretler, patronlara daha çok teşvik, eğitim ve sağlık başta olmak üzere kamusal hizmetler için ayrılan bütçenin kısıtlaması. Patronların OVP’ye tepkileri benzer yönde. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı’nın “programda yer alan finansman, maliyet, pazara erişim ve rekabetçilik adımlarının sahaya güçlü biçimde yansıması ve üretim ile ihracatın büyümeye katkısının daha belirgin hale gelmesidir” ifadeleriyle daha önce ilan ettiği daha düşük ücret, daha değersiz Türk lirası taleplerini yeniden hatırlatıyor.
Büyük ya da göreli olarak küçük sermaye… Hepsinin kârını düşük ücret onarıyor. Peki ama zaten resmi enflasyon karşısında dahi asgari ücretin üç yılda 24 eritildiği Türkiye’de ücretler hangi yollarla düşürülebilir?
Kadın ve çocuk emeği tam da burada önemli bir yer tutuyor. Orta vadeli programda zorunlu eğitim sürecine “mesleki eğitimin” entegre edilmesi üzerine koyulan pek çok madde boşuna değil.
Kadınlar açısından ise eski OVP’lerden de yabancı olmadığımız bir kavram: “Güvenceli esneklik.” Şöyle tercüme edelim: İş güvencesinin olmaması, eşe-aileye daha çok bağımlılık, kıdem tazminatı, emeklilik, sendikalaşma haklarının gaspı, gelecek kaygısı, şiddete daha açık hale gelme... İŞKUR programları ile “meslek becerisi eğitimi”, “mesleki yetkinleştirme" adı altında İşgücü Uyum Programı, Toplum Yararına Program gibi programlar ile belli bir süre işçi statüsünde bile olamadan “harçlık” almak bunun bir yolu. Yani işçi kadınlar ücret değil ‘harçlık’ alsın!
“Beceri kazandırma” ifadesi önemli bir kavram. Sanki kadınların tam zamanlı istihdamının önündeki engel “mesleki yetersizlikleriymiş” gibi. Oysa veriler net gösteriyor ki işgücünden ayrılan kadınların ciddi bir çoğunluğu bakım yükü ve ev içi angaryalar sebebiyle işgücünden ayrılıyor. Tekrar işgücüne dönmek istese bile istihdama katılamıyor. Bunun sebeplerini de kadınlar çok iyi biliyor.
Ücretleri eritmenin bir diğer yolu -özellikle kadınlarda- kısmi çalışmanın yaygınlaştırılması... Ya da, “Çocuk bakım yükümlülüğü bulunan çalışanlar için işletmelerin kısmi ya da tamamen uzaktan istihdam olanakları sunmaları desteklenecek” ifadesi... Yani hem mesai saati mefhumunu ortadan kaldıracak şekilde kadınları hem fiziksel hem zihinsel olarak tüketecek ev angaryası ve bakım yükünü kadınlara çalışırken yaptırmak.
Çocuk bakımına ilişkin hizmetlerin artırılması OVP’de yer alıyor bu yıl da. Geçtiğimiz yıl açıklanan orta vadeli programda da yer alıyordu: “Kadın istihdamının artırılması amacıyla ekonomik ve erişilebilir çocuk bakım hizmetleri artırılacak, bu hizmetlerin kapsamı yaşlı ve engelli bakım hizmetleri gibi diğer bakım alanlarını da içerecek şekilde genişletilecektir.” Peki buna dair adım atılıyor mu? Çocuk bakımının kamusal ve erişilebilir olmasına dair somut bir adım göremezken, yine aynı OVP’de yaşlı bakım hizmetlerini özelleştirilmesine, “bakım sigortasına” yer verildiğini görüyoruz. Bu iktidarın kendi çelişkisi olarak kalsın, bakımın kamusal hale getirilmesi, toplumsallaştırılması talebinin ancak mücadele ederek uygulatılabileceğini hatırlamış olalım. İşçi ve emekçi kadınların tarihi bunu gösteriyor.
Sosyal yardım sisteminin ise işgücüne katılımı teşvik ile birbirine bağlanacağı ifadeleri bu yıl da karşımıza çıkıyor. Zaten yıllardır Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının bütçe tekliflerinde sosyal yardım alacak kişi sayısını azaltma planları gündeme gelirken, bunun güvencesiz istihdama zorunlu bırakma ile birleşmesi de şaşırtıcı değil.
Kısacası OVP, kadınlara daha fazla borç, daha fazla bakım yükü, daha fazla güvencesizlik, şiddet dolu bir yaşam vadediyor.
Görsel: Canva Yapay Zeka
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















