Emperyalizmin barbarlığı kadınlara ortak kader çizdiriyor
‘Karşı karşıya olduğumuz tablo; kapitalist-emperyalist sistemin tüm kurumları, ahlakı ve hukukuyla birlikte çürüyerek “barbarlığa” dönüşmesinin güncel halidir’

Rosa Luxemburg’un 1916'da "Junius" takma adıyla yayımlanan Junius Broşürü, Birinci Dünya Savaşı'nın yarattığı yıkımı ve kapitalizmin toplumsal çürüme dhjsmsıs doğrudan inceler. Luxemburg için çürüme; kapitalizmin emperyalist aşamasında dünyayı yıkıcı bir savaşa sürüklemesi ve “medeniyeti” vahşete geri döndürmesidir: “Kirletilmiş, onursuzlaştırılmış, kan içinde debelenen, pislik damlayan; burjuva toplumu işte budur. Namuslu ve saygın; kültür, felsefe ve ahlak, düzen, barış ve hukuk maskesi takmış haliyle değil; yırtıcı bir hayvan, cadı kazanı, kültürün ve insanlığın vebası olarak kendi öz suretiyle karşımızdadır.”

Luxemburg’un bu tanımını, bugün bizzat yaşıyoruz. Derinleşmiş krizlerin ve çürümenin tüm dünyayı kokuttuğu bir evrede; dünyanın bir ucundan öbür ucuna işçi ve emekçiler, kadınlar için ortaya çıkan felaketler münferit olmadığı gibi artık ülkelerin sınırlarına sığmayacak kadar geniş bir alana yayılıyor.

Emperyalistlerin “özgürlük” vaadi ile İran’a yağdırdığı bombaların yüzlerce kız çocuğu ve kadının hayatına mal olması; Türkiye’de aylardır Çağlayan Adliyesi önünde kendisi ve kızı cinsel istismara uğradığı için nöbet tutan, “Başıma bir şey gelirse intihar demeyin,” deyip hayattan koparılanan Fatma Nur Çelik ve 8 yaşındaki kızı; bıçaklanarak öldürülen öğretmen Fatma Nur Çelik, Irak Kadın Özgürlüğü Örgütü Başkanı Yanar Mohammed’in sabah Bağdat’taki evinin önünde suikasta uğrayarak hayatını kaybetmesi... Tüm bunlar farklı ülkelerde, farklı koşullarda ve farklı nedenlerle ortaya çıkıyor. Elbette hepsini tek torbada birleştirip “Neden şudur,” demek oldukça kaba bir yaklaşım olur. Ancak bu süreç; toplumsal çürümeyi hızlandıran, burjuvaziyi ve onu temsil eden devletleri pervazsızlaştıran, yüzsüzleştiren, her vahşeti apaçık bir şekilde yapan ve bu vahşeti “normalleştiren” bir yere gidiyor. Daha düne kadar Gazze’deki soykırımı, çocukların ve kadınların açlıkla işkence edildiğini görüyorduk. 21. yüzyılda! Evet; çünkü bu kokuşmuş sistem, kendi hayatını ancak böyle sürdürebiliyor.

Yaşanan bu sarsıcı örnekler; bugün dünya çapında deneyimlenen şiddetin birbirinden bağımsız veya tesadüfi olmadığını açıkça gösteriyor. Rosa Luxemburg'un Junius Broşürü'nde ortaya koyduğu “Ya Sosyalizm Ya Barbarlık” ifadesi ve burjuva “medeniyetinin” çürümesi kavramı, tam da bu tabloyu anlatmak için kullanışlıdır.

Emperyalizm dünyamızı yeniden dizayn etti, ediyor. Bölgesel savaşlar harlanıyor; burjuva devletler kendi bekası için otoriter, sağ, muhafazakâr ve faşizan politikalara yaslanıyor. Kendi bekasını sağlamak için gerici odaklarla suç ortaklığı yapıyor. Bu yüzden Fatma Nur’ların yaşadıkları dehşet verici olmasının ötesinde, devlet mekanizmalarının bilerek ve isteyerek harekete geçmediği örneklerdir; çünkü sonucu bellidir. O son, apaçık bir şekilde tasarlanıyor.

Bir yanda “özgürlük” vaat eden ABD emperyalizmi ve onun maşaları bugün İran’a bombalar yağdırıp “tam teslim” İran planını yürütürken, rejime karşı mücadele eden kadınların birikimini de yerle yeksan ediyor. Bunun en somut örneği 2003’te Irak’ta yaşandı. “Özgürlük” vaadi ile ABD tarafından gerçekleştirilen Irak işgalinin sonucu: Emperyalizmin yarattığı yıkımın ve derinleşen yerel gericiliğin ortasında kadınlara sığınak olan, insan ticaretine karşı duran Yanar Mohammed gibi isimlerin suikasta uğrayarak hayatını kaybetmesi.

Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo; salt bir savaşın, yıkımın ve ölümün insani boyutu veya adalet sisteminin zafiyeti değil; kapitalist-emperyalist sistemin tüm kurumları, ahlakı ve hukukuyla birlikte çürüyerek “barbarlığa” dönüşmesinin güncel halidir. Bu, tüm bölgemizde ve dünyada kadınların yaşamını ve mücadelesini hedef alıyor. Birbiriyle bir o kadar bağlı, bir o kadar iç içe...

“Peki ya neden dünya yerinden oynamıyor?” diye sorarsak... Dünyayı oynatabilecek gücü olan bizler; işçi sınıfı ve onun parçası olan işçi ve emekçi kadınlar, en örgütsüz dönemimizden geçiyoruz. İçinden geçtiğimiz dönem delilerin düellosu değil, bir avuç azınlık sömürenin ilerisi için çizdiği ufuktur.

Bu ufku aydınlık bir geleceğe dönüştürmek de bizim elimizde. İrade, inanmak, güvenmek ve örgütlenerek harekete geçmek...

Fotoğraf: Mashergh


  • EN SON
  • ÇOK OKUNAN
  • ÖNERİLEN

Editörden