ABD’nin ‘Özgürleştirme Savaşları’nın bedelini en ağır ödeyenler kadınlar
"Hayatımı kaçarak, hayatta kalmaya çalışarak ve yalanlarla meşrulaştırılan savaşlara tanık olarak geçirdim. İran’da ise bir yenisini daha izliyoruz."

Dena Al-Adeeb'in InTheseTimes'a yazdığı mektuptan çevrilmiştir

Hayatımı kaçarak, hayatta kalmaya çalışarak ve yalanlarla meşrulaştırılan savaşlara tanıklık ederek geçirdim. Trump yönetimi, bu kez İran’da bir askeri harekat daha başlatırken, benim gibi sayısız hayatta kalan kişi -özellikle kadınlar ve kız çocukları- travmatik bir geçmişi yeniden yaşamaya zorlanıyor. Ve sivil kayıpların artmasıyla -İran’da bir kız okuluna düzenlenen saldırıda 170’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi gibi- pek çok kişi hayatta kalamayacak.

Etnik köken olarak hem Arap hem de İranlıyım; ailemin bir kısmı İran’da, bir kısmı da Orta Doğu’nun çeşitli yerlerinde yaşıyor. Irak’ta doğdum ama 1980’lerdeki yıkıcı İran-Irak Savaşı sırasında ülkeden sürüldüm. Bu savaşta Amerika Birleşik Devletleri, yaklaşık on yıl boyunca her iki tarafa da silah satmış ve istihbarat desteği sağlamış, böylece 20. yüzyılın en kanlı çatışmalarından birinin sürmesini uzatmıştı. Bir milyondan fazla insan hayatını kaybetti.

Saddam Hüseyin işgal ettiğinde ben lise son sınıf öğrencisi olarak Kuveyt’te yaşıyordum -ABD’nin 1980’ler boyunca silahlandırdığı ve desteklediği o Saddam. Bir gecede, gençlik hayatım bir anda yok oldu.

Birkaç gün içinde, bu kez Amerika Birleşik Devletleri’ne sürgüne gitmek zorunda kaldım; yeni ülkemin Amerikan halkına “Kuveyt’i özgürleştirmek” ve “uluslararası hukuku korumak” için gerekli olduğu iddiasıyla pazarladığı bir savaştan kaçıyordum. Ancak “özgürleştirme” hiçbir zaman amaç değildi. Asıl amaç, Körfez’de kalıcı bir ABD askeri varlığını güvence altına almak, petrole erişimi korumak ve Amerikan gücünü yaymak için stratejik üsler kurmaktı.

Birkaç ay içinde ABD, on yıllarca sürecek müdahale için gerekli altyapıyı kurmuştu -bu üsler, daha sonra bulunamayan kitle imha silahları ve “Iraklı kadınların kurtarılması” gibi iki bahaneyle 2003 Irak işgalinin başlatılmasında da rol oynayacaktı. “Kuveyt’in özgürleştirilmesi”, istikrarın değil, 30 yıllık bir savaşın zeminini hazırladı.

2003 Irak işgali, kitle imha silahlarına rastlamadı çünkü böyle bir şey var olmamıştı. İşgalin karşılaştığı şey Irak’ın kendisiydi ve işgal, Irak’ı yok etmeye devam etti: belki de bir milyon kişi öldü, milyonlarcası yerinden edildi, binalar bombalandı ve müzeler yağmalandı; toplum mezhepsel ayrımlar nedeniyle parçalandı.

20 yıl sonra Irak hâlâ toparlanamadı, iyileşemedi ve Irak’lı kadınlar kesinlikle “özgürleşmedi.” Geçenlerde öldürülen kadın hakları için mücadele eden Yanar Mohammed’in dediği gibi ““Irak’taki savaş henüz bitmedi. Biz bunu defalarca yeniden yaşıyoruz.” Onun öldürülmesi, bu gerçeği hiçbir kelimenin ifade edemeyeceği kadar çarpıcı bir şekilde kanıtlıyor. 2 Mart’ta Bağdat’taki evinin önünde kimliği belirsiz silahlı kişilerce öldürülen Muhammed, Irak Kadın Özgürlüğü Örgütü’nün kurucularından biriydi. Şiddet mağduru kadınların savunucusu olan Muhammed, sığınma evleri kurmuş ve defalarca aldığı tehditlere rağmen yılmadan mücadelesini sürdürmüştü. Onun suikastı, feminist mücadeleye yönelik doğrudan bir saldırıdır ve on yıllardır süren bir eğilimin devamıdır: ABD’nin bölgedeki müdahaleleri, işgal, yaptırımlar ve devletlerin çöküşüyle sonuçlanmıştır -hepsi de kurtarma operasyonu kisvesi altında, her zaman bizi kurtarmak bahanesiyle meşrulaştırılmıştır.

Bugün İran’a düşen bombalar kimseyi özgürleştirmeyecek

İran’da sivillerin hayatlarını kaybetmesi ve İran’ın nükleer silahlara sahip bir kanıt bulunmamasıyla da bu savaş fazlasıyla tanıdık bir hikayenin yeni bir bölümü gibi görünüyor.
Bize bu savaşların özgürlüğümüz için yapıldığı söyleniyor, ancak sahadaki kadınlar her ABD müdahalesinin bedelini en ağır şekilde ödüyor. Bugün İran’a düşen bombalar kimseyi özgürleştirmeyecek. Bu bombalar sadece daha fazla mülteci, daha fazla yetim ve Yanar gibi daha fazla kadın yaratacak; Yanar'ın cinayeti ise, iktidar sahiplerinin anlattığı hikayede sadece bir dipnot olarak kalacak.

Bu döngünün nesiller boyunca tekrarlandığını izledik. Asıl soru, vergilerimizle bu bombaların finanse edildiği sırada -okulları, sağlık hizmetlerini, konutları ve toplulukların güvenliğini gerçekten sağlayan şeyleri finanse edebilecek bu parayla- sessizce izlemeye devam edip etmeyeceğimizdir. Sessizlik tarafsızlık değildir. Sessizlik rızadır.

Fotoğraf: David Geitgey Sierralupe/Flickr (CC BY-SA 4.0) 

İlgili haberler
Osyan Kadın Örgütü: 'Trump ve Mossad'a: Elinizi İran'dan çekin!'

Osyan Kadın Örgütü, İran'da gerçekleşen protestoların ardından Mossad ve Trump'ın 'destek' mesajına karşı bir açıklama yayınladı: 'Destek adı altında, savaş silahları kullanma tehdidinde bulundular.'

İran Komünist Partisi MLM Merkez Yönetim Üyesi Somaye Kargar: Savaşa tarafsız kalma lüksümüz yok

Somaye Kargar,“Emperyalist rekabet ve gerici- kapita-list bir rejimin beka savaşının bedelini şu an İran halkı ve bölgedeki tüm emekçi halklar ödüyor” diyor.

Savaşa ve faşizme karşı gözü pek bir hemşire: Gertrud Seele

Naziler için çöp toplayan kadınları, ‘Yapmayın, her topladığınız çöp savaşı uzatıyor’ diyerek pasif direnişe çağıran hemşire Gertrud Seele halkı isyana kışkırtıyor iddiasıyla ölüm cezasına çarptırıldı


  • EN SON
  • ÇOK OKUNAN
  • ÖNERİLEN

Editörden