Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde imalathane yangınına ilişkin açılan dava 3. gününde sanıkların savunması ile devam ediyor. Dilovası'da 8 Kasım'da yangın çıkan ve 3'ü çocuk 7 işçinin öldüğü Ravive Kozmetik'in ortakları iki yeğenini kaçırırken yakanalan Ali Osman Akat, savunmasında bu olaydan sonra mağdur olduğunu söyleyerek, şirketinin konkordato ilan ettiğini söyledi. Tekirdağ'daki fabrikasında eskiden 250 çalışanı varken bu sayının 40-50'ye düştüğünü beyan eden Akat şu an fabrikadaki işlerle eşinin ilgilendiğini ve sürecin bir konkordato komiseri tarafından takip edildiğini söyledi.
Ali Osman Akat’tan avukatlara: Şov yapmayın
8 Kasım 2025’te Ravive Kozmetik’te çıkan ve 3’ü çocuk 7 işçinin hayatını kaybettiği patlamaya ilişkin 9’u tutuklu 16 sanığın yargılandığı davanın bugün üçüncü günü. Duruşma Kandıra’daki Kocaeli Ceza İnfaz Kurumları Kampüsünde görülmeye devam ediyor.
Ravive Kozmetik’in asıl büyük ortaklarından olduğu düşünülen Akat, iki yeğenini kaçırırken yakalanan suçluyu kayırma suçundan tutuklu bulunuyor. Ali Osman Akat ilk günkü duruşmada “Ben basiretli bir iş insanıyım” diye ifade vermişti. Akat, ilk günkü sözlerine atıfla "Sesim basiretli geliyor mu?" dedi. Müşteki vekillerinin ve salonun tepki göstermesi üzerine “Şov yapmayın" ifadesini kullandı.
Aileleri hedef alan üslup kullanan Akat, "Aileler, avukatlar bir de utanmadan adliye önünde açıklama yapıyor” dedi. Donald Trump ile Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ayrı ayrı fotoğrafları olduğunu söyleyen Sanık Ali Osman Akat, "Bu yüzden müşteki avukatları benim üzerimden prim yapmaya çalışıyorlar" sözlerini sarfetti.
Akat, savunmasında Kocaeli İl Emniyet Müdür Yardımcısının arkadaşı olduğunu ve yangından sonra onu arayarak kendisinden tavsiye aldığını da söyledi, mağdur avukatlarının “Ne tavsiyesi aldınız?” sorusuna cevap vermedi.
Akat savunmasında dava yüzünden mağdur olduğunu savundu, "Bu arada benim de şirketim konkordato ilan etti. Benim fabrikamda 250 kişi çalışıyordu şimdi 40-50 kişi kaldı. Konkordato komiserliği yönetiyor fabrikamı. Hanımım işleri sürdürüyor. İşçiler ve aileleri ile birlikte 2 bin kişi etkilendi" dedi.
Eski Türk-Amerikan İş Adamları Derneği Genel Başkanı ve L’actone Holding Yönetim Kurulu Başkanı olan Akat, kozmetik sektöründeki büyümesi, kamu ihaleleri, uyuşturucu davası ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’la çektirdiği fotoğrafla gündeme gelmişti. Akat’ın sadece suçluyu kayırma suçlamasıyla yargılanmasına tepki gösteren avukatlar Akat’ın bağlantılarının araştırılması halinde siyaset ve sermaye ilişkilerinin açığa çıkabileceğini dile getirdi. Akat’ın yeğenleri üzerinden şirket kurdurmuş olabileceği iddia ediliyor.
Savunmasında inşaat işleriyle uğraştığını belirten “Suçluyu kayırma” suçlamasıyla yargılanan Onay Yörüklü, Ali Osman Akat ile cezaevinde tanıştığını söyledi. Tahliye olduktan sonra Bodrum’da yaşadığını ifade eden Yörüklü, Akat’ın kendisini arayarak çalışmak için davet ettiğini ve bu nedenle Çerkezköy’e geldiğini anlattı.
Zaman zaman Akat’a ait fabrikada günlük işlerde çalıştığını belirten Yörüklü, olay günü ise TOKİ şantiyesinde bulunduğunu söyledi. Yörüklü, olay günü Akat’ın kendisini arayarak “Yeğenlerim var, ağırlayabilir misin?” dediğini ve ardından haberleri gördün mü dediğini aktardı. Ardından haberleri kontrol ettiğini ancak ilk etapta herhangi bir bilgiye ulaşamadığını ifade etti.
Yörüklü, olayın ardından Ali Osman Akat’ın kendisine "Ali Osman Akat bana, ‘Yeğenlerim rahat olsun, onlarla ilgili bir sorun yok. Fabrika babalarının, onlar ceza almayacak. Her türlü gücümüz var, ben emniyet ile iletişim halindeyim” dediğini ifade etti.
"Akat emniyet ile irtibatlı olduğunu söylediği için bir süre bekledim. Haber gelmeyince Ömer’in de ısrarıyla ihbarı yaptım" dedi.
Yörüklü, "Vicdanım rahat değil; yaşananlar bir iş cinayetidir” diyerek mahkemeden emsal bir karar beklediğini ifade etti.
Tutuksuz sanık Ömer Aktan ise savunmasında, olayla bağlantısının ev kiralama süreciyle sınırlı olduğunu öne sürdü. “Arkadaşıma ev tuttuğum için böyle bir davada yargılanıyor olmaktan utanç duyuyorum. Keşke tüm sorumlular burada olsaydı” dedi. Aktan, olay günü Çetin'in talebiyle kısa süreli kiralık ev aradıklarını, akşam saatlerinde kardeşlerin eve yerleştiğini anlattı. Daha sonra telefon görüşmeleri yapıldığını ve haberlerde patlamayı gördükten sonra durumdan şüphelendiğini belirtti. Aktan, "Google’dan haberleri araştırdım. Onay’a olayı sordum. Bana bunların fabrika sahibinin çocukları olduğunu söyledi. ‘Bunlarla ne işin var?’ dedim. Hatta kendisine, böyle bir dosyada isminin geçmesinin doğru olmadığını söyledim. Onay’ın ihbarı ne zaman yaptığını bilmiyorum. Emniyet gelip beni de gözaltına aldı. Tüm aşamalarda aynı ifadeyi verdim” dedi.
Yaralan işçi Bendi: 'Sürekli elektriklerde sorun vardı, şalter atıyordu'
Sanık savunmalarının ardından müşteki beyanlarına geçildi. Patlamadan yaralı kurtulan Gülhan Bendi, iş yerindeki koşullara ilişkin çarpıcı bilgiler verdi.
Bendi, “Sürekli elektrik sorunları yaşanıyordu şalter atıyordu. Tuncay, parfüm yapılan makinenin içine mikseri koyup fişi takınca yangın çıktı. Üstüm başım yanar halde dışarı çıktım, tüm kıyafetlerim yandı. Dakikalar içerisinde iş yerinin tamamı yanmaya başladı.” dedi.
Olay günü cumartesi olmasına rağmen işçilerin Kurtuluş Oransal'ın talimatıyla mesaiye çağrıldığını söyleyen Bendi, "Altay Oransal’ın ‘Fransa’da üretiliyor’ dediği ürünleri aslında biz, yanan fabrikada kendimiz üretiyorduk. Bunun hepsinin delili var. Diğer ürünleri de yine biz yapıyorduk" diye konuştu.
Ataşehir’deki ofise de defalarca gittiklerini belirten Bendi, “Şimdi bizi tanımadıklarını söylüyorlar, hepsi yalan. Ölen arkadaşlarla birlikte oraya defalarca gittik” dedi.
'Kurtuluş 'personel sigortalıydı' dememi söyledi, rüşvet teklif etti'
Sanıkların yalan beyanda bulunduğunu belirterek Gülhan Bendi, "Dün inkâr etti ama fabrikanın tadilat ve tamirat masraflarını İsmail Oransal ödüyordu. Aleyna Oransal ‘Fabrikaya gitmezdim’ dedi ama geldi, çalıştı. Gökberk de defalarca geldi ve çalıştı. Gökberk, İsmail’in ofis çalışanıydı... Islak imzayla iş yeri sahibi olanlar kendi sorumluluklarını inkâr ederken beni neye dayanarak iş yeri sorumlusu ilan ediyor? Nezarethanede Kurtuluş bana, ‘Personelim sigortalıydı’ dememi söyledi. Bunun karşılığında bana para teklif etti. Altay ve İsmail Oransal müşterilerini fabrikaya getirip makineleri ve yapılan işleri övüyordu. Şimdi burada neden yalan söylüyorsunuz? Anneler, genç kızlar öldü; vicdanınız rahat mı?” diyerek tepkisini dile getirdi.
'Markalar üretimi kontrole geliyordu'
Denetimlerin yetersiz olduğunu vurgulayan Bendi, markaların üretimi kontrol etmeye geldiğini ancak resmi kurumların denetim yapmadığını, gelen zabıta ekiplerinin ise çay kahve içip parfüm gibi hediyelerini alıp gittiklerini söyledi.
'Mutfakçı diye alındım, her işi yaptırıldı'
Fabrikada çalışan işçilerden müşteki Keriman Miskin, mutfakçı olarak işe alındığını ama her işi yaptığı anlattı: “Eski iş yerinde sadece dolum yapardık. Yeni iş yerine geldiğimizde tadilat yapılmadı. Buraya taşındıktan sonra kolonya, parfüm, krem ve benzeri ürünlerin üretimini yapmaya başladık. Son dönemlerde sürekli İsmail Oransal’ın siparişlerini üretiyorduk. Vücut losyonları da üretiyorduk. İsmail Oransal ve Altay Oransal da iş yerine gelirdi. Ürün getirip götürürlerdi. Lider Kozmetik’e ürün yetiştirmek için gece yarılarına kadar çalışıyorduk. Gökberk de mal getirip götürürdü. Son dönemlerde kendi ürününü getiriyordu, bazen kendisi de üretim yapıyordu. İsmail ve Altay’ın Ataşehir’deki ofisine birkaç kez gidip ürünlerin kargo paketlemesini yapıyorduk; orada bize Gökberk talimat veriyordu” dedi.
Olay günü ambalaj sorunu nedeniyle iade edilen ürünlerin yeniden ambalajını yaptıklarını aktaran Miskin, “Tuncay ürün hazırlıyordu; patlama da bu sırada meydana geldi. Patlama anında alevler yükseldi, kutular havaya uçtu ve tutuştu” dedi.
Farklı zabıtalar gelirdi, hepsine hediye verilirdi
İş güvenliği eğitimi verilmediğini, koruyucu malzeme ve ekipman sağlanmadığını ifade eden işçi Miskin, “Komşular, koku ve kapının önüne bıraktığımız kutular nedeniyle sürekli gelip şikâyet ediyordu. Zabıta geldiğinde ise Kurtuluş’la konuşup geri gidiyordu. Zabıtalar geldiğinde fabrikada üretilen ürünlerden hediye verilerek gönderilirdi. Farklı zabıtalar gelirdi, hepsine hediye verilirdi. Zabıtaları görsem hatırlayabilirim. Zaten küçük bir belediyeyiz, çalışanlar belli. Ama çok sayıda zabıta gelirdi” dedi.
‘5 yıldır çalışıyorum sigortam yapılmadı’
Miskin’in beyanına göre 5 yıldır çalıştığı sürede hiç sigortası yapılmadı. Yemeklerini paletlerin üzerine oturarak yediklerini belirten Miskin “Başka bir imkânımız yoktu. Yemeklerimizi evden getirip o şekilde yerdik. Mutfakta küçük bir tüp ve birkaç tabak çanak vardı. Tek dinlenme alanımız orasıydı” diye konuştu.
Pandemiden beri iş yerinde çalıştığını beyan eden, patlamadan ağır yaralı olarak kurtulan işçilerden müşteki Ayten Aras da olay gününü şöyle anlattı:
“Saat 08.00’de işe başladık. Tuncay parfüm hazırlıyordu. Saat 09.10’da patlama oldu. Bir anda üstümüz yanmaya başladı. Panikle dışarı kaçıp üzerimdeki alevleri söndürdüm. Arkadaşlarımı göremedim. Anlatınca üzülüyorum, kendimi toparlayamıyorum.”
‘Hiç iş güvenliği eğitimi almadım’
Fabrika sahiplerinin iş yerine sıklıkla geldiğini, bazen üretime de yardım ettiklerini söyleyen Aras, “Hatta zaman zaman başka arkadaşlarını da getiriyorlardı. İş yetiştirmek için gece 11-12’lere kadar çalışıyorduk… Hiç iş güvenliği eğitimi almadım. Arada ‘Denetime gelecekler’ denilerek bizi iş yerinden çıkarıyorlardı. Denetlemeye kimin geldiğini bilmiyordum. Kurtuluş ise bize sürekli, ‘Durmadan çalışın, benden bir şey istemeyin’ diyordu… Kurtuluş, çocuklarına danışmadan hiçbir iş yapmazdı. Çocuklarını çağırır, onlara danışırdı. Kendi aralarında toplantılar yaparlardı” dedi.
‘Çalışanlar arasında çocuk ve göçmen işçiler de vardı’
Av. Elif Yetigin’in sorusu üzerine Aras da yemek ve çay verilmediğini, makinelerin arasında yemek yiyip ibadetlerini yerine getirdiklerini anlattı: “İş yeri adeta cezaevi gibiydi” dedi. Aras çalıştırılanlar arasında çocuk ve göçmen işçilerin de olduğunu ifade etti.
'Zabıtalar gelir, çay kahve içer, hediyelerini alıp giderdi'
Av. Gülyeter Aktepe’nin sorusu üzerine Aras, “Üretim sırasında bize koruyucu ekipman verilmedi. Çevreden gelen şikâyetler üzerine de herhangi bir işlem yapılmazdı. Zabıtalar gelir, çay kahve içer, hediyelerini alıp giderdi” dedi.
Aileler: Evlatlarımızı kömür olarak aldık
Müşteki beyanlarının tamamlanmasının ardından, yaşamını yitiren işçilerin ailelerinin beyanlarına geçildi. Aileler, çocuklarının sigortasız, güvencesiz ve ağır koşullarda çalıştırıldığını belirterek sanıkların sorumluluğuna dikkat çekti. “Evlatlarımızı kömür olarak aldık” diyen aileler, ihmaller zincirinin ortaya çıkarılmasını ve tüm sorumluların yargılanmasını istedi.
Nisanur Taşdemir’in annesi Altun Taşdemir: “Kızım kömür oldu. Kızım yaşamak istiyordu. Bir yıldır orada çalışıyordu, dolum yapıyordu. Kızım, yol ve yemek parasının verilmediğini, fazla mesai ücretlerinin ödenmediğini, koruyucu ekipman sağlanmadığını söylüyordu. Eşim kanser hastasıydı; kızım da orada Gülhan aracılığıyla çalışmaya başlamıştı. Sigortası yoktu, kızımın kefeni olmadı. Şikâyetçiyim, davaya katılmak istiyorum.”
Nisa Taşdemir’in babası Vedat Taşdemir: “Ben kanser olduğum için kızım orada çalışmaya başladığında hastanede yatıyordum. Kızımın cesedini toprak halinde aldım. Meğer kızım kaldırım taşlarının üstünde yemek yiyormuş. Kızımın maaşını bile zamanında vermiyorlardı, kesinti yapıyorlardı. Evlatlarımızı kömür olarak aldım. Adalet istiyorum sayın hâkim. Şikâyetçiyim, davaya katılmak istiyorum.”
Tuba Taşdemir’in annesi Saliha Taşdemir: “Kızımı oyalayıp sigortasını yapmadılar. Sürekli ücretinden kesinti yapıyorlardı. Kızımın hakkını yediler. Bizim canlarımızı siz öldürdünüz. Kurtuluş’un çocuklarımıza sürekli hakaret ettiği söyleniyordu.”
Tuba Taşdemir’in babası Şahin Taşdemir: “İçimiz yanıyor. Çocuklarımız birbirine sarılarak, çığlık çığlığa can verdi. 300 bin lira için yangın merdiveni yapılmamış. Cenazelerimiz kül olmuştu. Adalet istiyoruz. Şikâyetçiyiz. Burası çok uzak, gelemiyoruz. Davanın Gebze’ye alınmasını istiyoruz.”
'Sürekli sözlü şiddete uğruyordu'
Cansu Esetoğlu’nun annesi Filiz Esetoğlu: “Kızım 1,5 senedir orada çalışıyordu. Sürekli sözlü şiddete uğruyordu. Mecburiyetten orada çalışıyordu. Mesaiye kalmak istemezse işten kovulmakla tehdit ediliyordu. Fazla mesai ücreti de ödenmiyordu. Sigortasızdı. Şikâyetçiyim.”
Cansu Esetoğlu’nun babası İbrahim Esetoğlu: “Para hırsıyla bu insanların canını aldınız. ‘Senede şu kadar kazanıyoruz, bir şişe parfümümüz şu kadar’ diyorsunuz. Bu insanların kanını emerek kazandınız. Siz kan emici vampirlersiniz, gözünüz doymadı. Onları köle gibi çalıştırdınız. Bu insanları kapalı bir kutuya koydunuz. 7 cana karşı bilerek ve isteyerek cinayet işlediniz. Hiçbir önlem yoktu, her yer ihmal doluydu. En ağır cezayı almalarını talep ediyorum. Şikâyetçiyim. Babalarına suç atıyorlar. Kızım bana onların da babalarıyla birlikte üretim yaptıklarını, birlikte para kazandıklarını söylemişti. Neden yalan söylüyorsunuz? Sizin savunulacak hiçbir yanınız yok. Ben kızımı ancak dişlerinden tanıyabildim.”
Esma Gikan’ın eşi Aytekin Gikan: “Eşim mükemmel bir insandı. Gariptim ama mutluydum; şimdi huzurum yok. 3 çocuğum annesiz kaldı. Bunun sebebi gözlerini para hırsı bürümüş bu insanlar. İnsanları sigortasız çalıştırdınız; bindiğiniz araba kaç para? 5 aydır işsizim. Artık çocuklarımın hem annesi hem babasıyım. Bu olaydan sonra çocuklarımı okula bıraktığım için işe yarım saat geç kaldım diye işten çıkarıldım. Siz insana mı değer veriyorsunuz, paraya mı?”
‘Çorlu’daki fabrikası denetlenecek yer olarak gösteriliyordu’
Tuncay Yıldız’ın oğlu Alihan Yıldız: “Ben patlamanın olduğu yere bir kez gittim. Patlama riski bulunan yerde Kurtuluş Oransal sigara içiyordu. Tek sorumlu o değildi; Altay, İsmail ve Gökberk de sorumluydu. Bu fabrikayı Ali Osman Akat’ın maddi desteğiyle kurdular. Üretim yeri olarak Çorlu’da bir fabrika gösterilerek markaların denetiminden geçiliyordu. Ancak ürünler gerçekte patlamanın yaşandığı yerde üretiliyordu. Bunları bana babam anlattı. Gökberk bir çalışan değildi. Babam hem Gökberk’ten hem İsmail’den hem de Kurtuluş’tan maaş aldı. Bana, ‘Ataşehir’deki ofisten maaşımı alıp geleceğim’ diyordu. O ofis, Ravive’nin merkez ofisiydi” dedi.
Tuncay Yıldız’ın kızı Nursema Yıldız: “Kurtuluş ve oğulları olaydan 1 ay önce dedemin cenazesine ve evimize geldiler; şimdi ise burada bizi tanımadıklarını söylüyorlar. Babamdan, İsmail ve Altay’ın da şirket sahibi olduğunu, babalarıyla birlikte çalıştıklarını duydum. Bu işin başı Ali Osman Akat’tır. Çorlu’daki fabrikası denetlenecek yer olarak gösteriliyordu. Babam, Akat’ın bağlantıları olduğunu ve bu şekilde denetimlerden geçtiklerini söylemişti.
Kurtuluş, babama oğullarının dayıları Ali Osman Akat’a çok düşkün olduğunu söylüyordu. Dava öncesinde Çetin Akat bizimle iletişime geçmeye çalıştı. Ancak bu görüşmeyi kabul etmedik. Ali Osman Akat kendi ailesinden biri yanarak ölse, burada güldüğü gibi gülebilir miydi? En çok onun soruşturulmasını ve yargılanmasını istiyorum. İşyeri karışık ve düzensizdi; babamın çekip bana gönderdiği fotoğrafları dosyaya sundum. Kurtuluş fabrika işlerinden, oğulları merkez ofisteki pazarlama işlerinden, Gökberk ise şirketin yurt dışı işlerinden sorumluydu. Hepsinin sorumluluğu vardı. Şikâyetçiyim, davaya katılmak istiyorum.”
Fotoğraf: DHA
İlgili haberler
Dilovası imalathane yangını davası: Dava takibi engellenmek isteniyor
Dilovası'nda Ravive Kozmetik'te çıkan yangında 3'ü çocuk 7 işçinin ölümüne ilişkin davanın ilk duruşması bugün. Ancak, dava Dilovasından 1,5 saat uzağa kaçırıldı, salona dijital araçlar alınmıyor.
Dilovası’da patlamadan kurtulan Ayten Aras: ‘Sigortamız yoktu, on iki saat çalışıyorduk’
Dilovası'ndaki katliamdan şans eseri kurtulan işçi Ayten Aras anlattı: "Dört yıldır çalışıyorum, günlük 800 lira alıyordum. Kimisi 600-700 lira alıyordu. En fazla 1000 lira alan vardı."
Dilovası katliamı davasında 2. gün: Patron sanıklar sorumluluğu üzerlerinden atmayı sürdürüyor
3'ü çocuk, 7 işçinin can verdiği Ravive Kozmetik katliamı davasının 2. gününde patron Altay Ali Oransal savunma yaptı. Oransal, kardeşi gibi tüm sorumluluğu cezaevinde ölen babasına attı.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN

























