Vitrinlerdeki parıltının arka bahçesi Bangladeş: Üretimin asıl yükü kadın işçilerin omuzunda
Günlük 12 saat çalışıp ayda yalnızca 4 pantolon bedeline ücret alan Bangladeşli tekstil işçisi kadınlar, ağır sömürü şartlarında üretim yapıyor. Dev sermayedarlar kadınların sırtından büyüyor.

Bangladeş'te asgari ücretin artırılması ve işten çıkarmaların durdurulması talebiyle günlerdir eylem yapan tekstil işçilerinin mücadelesi sonuç verdi, dün toplanan Asgari Ücret Kurulu zam yapılacağını duyurdu, zamlı ücretlerin ocak ayında ödenmesi konusunda mutabakata varıldığı açıklandı.

Ne olmuştu hatırlayalım, Bangladeş'te tekstil işçilerinin düşük ücretlere ve işten çıkarmalara karşı başlattığı protestolar günlerce devam etti, başkent Dakka ile Gazipur, Savar, Ashulia ve Narayanganj sanayi bölgelerinde bir araya gelen işçiler, aylık asgari ücretin 12 bin 500 takadan (yaklaşık 101 dolar) 30 bin takaya (yaklaşık 241 dolar) yükseltilmesini talep ediyor.

Bangladeş'in farklı bölgelerinde yaklaşık 1 milyon işçi talepleri için sokaklara döküldü, iş bıraktı, protestolarına saldıran polisleri püskürttü, sokaklarda kadın işçilerin eylemlerde yaygın bir şekilde yer aldığı dikkatlerden kaçmıyor, Bangladeş'te tekstilde çalışan yaklaşık 4 milyon işçinin yüzde 53’ü kadınlardan oluşuyor.

Tekstil, kadınların emeği ile şekilleniyor

Bangladeş’te hazır giyim sektörü iş gücü ağırlıklı olarak kadınlardan ve gençlerden oluşuyor, işçiler sektöre ortalama 15 yaş civarında giriyor, fabrika yönetimi tarafından artık “yeteri kadar üretken” görülmedikleri 35 ila 40 yaşları arasında ise çalışmanın dışına itiliyorlar.

BGMEA verilerine göre Bangladeş, Çin'den sonra dünyanın en büyük ikinci hazır giyim ihracatçısı konumunda yer alıyor, 2025-26 yılında Bangladeş'in hazır giyim ihracatı 38,70 milyar ABD dolarına ulaşmış vaziyette, hazır giyim ihracatının toplam ihracat içindeki payı ise yüzde 80’i aşıyor, ülkedeki ucuz iş gücü, geniş işçi nüfusu kapasitesi ve devasa tekstil fabrikaları nedeniyle küresel tekstil sermayesinin çok büyük bir kısmı üretiminin önemli bir payını Bangladeş'te yaptırıyor.

İşçinin diktiği dört pantolon bir aylık ücreti

Yaygın olarak bildiğimiz H&M, Zara, GAP, Walmart, Puma, Decathlon, Adidas, Nike, Tommy Hilfiger, Calvin Klein, Levi's gibi uluslararası markalar, LC Waikiki, DeFacto, Mavi gibi Türkiye markaları Bangladeş’te üretim yaptırıyor, bu markaların süslü vitrinlerinde sergilediği tekstil ürünlerinin çoğunu 2 milyonu aşkın tekstil işçisi kadın üretiyor, kadın işçiler günlük ortalama 12 saat çalışıyor, henüz yeni bir asgari ücret belirlendiğini de baz alırsak aylık yaklaşık 101 dolar ücret alıyor, bu markalarda ortalama bir pantolonun fiyatı 25 dolar ile 75 dolar arasında, yani işçi kadınlar en düşük hesaplamayla ayda 4 pantolon parasına çalışıyor, IndustriALL Global Union gibi uluslararası tekstil alanında veri toplayan işçi sendikaları ve bu alanda yoğunlaşan bağımsız kurumların verileri, bir tekstil işçisinin günde ortalama 50 pantolon diktiğini ortaya seriyor, sermaye için Bangladeş'in ucuz bir cennet olduğu işte böyle bir tabloyla tescilleniyor.


Kadın işçiler erkeklerden yüzde 30 daha az ücret alıyor

Kadın işçiler, ücret eşitsizliği, doğum izni sorunları, cinsel taciz ve şiddet, uzun çalışma saatleri, fiziksel ve psikolojik sorunlar da dahil olmak üzere iş yerinde birçok gerçekle yüzleşmek zorundalar, üretim baskısı nedeniyle kadınlar parça başı hedefleri yetiştirebilmek için genellikle kendi çocuklarını, özellikle kız çocuklarını da bu üretime dahil etmek zorunda kalıyor.

Rashed Hossain’in 2024 yılında kadın tekstil işçilerinin sorunlarını ortaya koymaya çalıştığı haberde tekstil işçisi Kulsum’un yaşam ve çalışma hikayesi Bangladeş’e dair önemli bir veri ortaya koyuyor, Kulsum günde 12 saat çalışıyor, ay sonunda 7 bin taka ücret alıyor, erkek meslektaşları da aynı işi aynı saatlerde yapıyor, erkek yardımcı işçilerin ücreti 9 bin taka, bazıları ise 10 bin taka civarında oluyor, güncel araştırmalar kadın işçilerin erkek işçilerle aynı işi yapmalarına rağmen ortalama yüzde 30 daha az ücret aldığını gösteriyor.

Kadınların yüzde 80’ni iş yerinde tacize uğruyor

Düşük ücret ve ücret eşitsizliğinin yanı sıra iş yerlerinde taciz ve şiddet kadınların en yaygın rastladığı sorunlar arasında yer alıyor, 2025’te yayımlanan Bangladeş Hazır Giyim Sektöründe Kadın İşçilerin İşyerinde Cinsel Tacize Maruz Kalma Yaygınlığı ve Risk Faktörleri makalesi, tekstil fabrikalarında çalışan yüzlerce kadınla yapılan görüşmelerin sonuçlarını bu bağlamda çarpıcı bir biçimde ortaya seriyor, görüşmelerin yapıldığı dönemde kadınların yüzde 22’si son 6 ayda sık sık cinsel tacize uğradığını ifade ediyor, Bangladeş özelinde yapılan çeşitli saha araştırmaları, tekstil işçisi kadınların yüzde 80’inin iş yerinde bizzat cinsel tacize uğradığını veya buna tanıklık ettiğini raporluyor.

İş yerinde enfeksiyon, kronik astım, fiziksel sorunlar

Taciz ve şiddete karşı kadınların ses çıkarmasının en önemli sebebi de işten çıkarılma korkusu olarak gösteriliyor, öte yandan fabrikalardaki temiz içme suyu yetersizliği, hijyenik olmayan tuvaletler ve düzgün oturma ve sağlıklı çalışabilme imkanlarının olmaması kadınlarda böbrek hastalıkları ve iskelet sistemi rahatsızlıklarını kronik hale getiriyor, kadınlar mesai saatleri içinde günde en fazla 1 veya 2 kez tuvalete gitme hakkına sahip oluyor, araştırmalara göre kadınların yüzde 60'tan fazlası regl döneminde ped yerine fabrika zemininden topladıkları kumaş atıklarını kullanıyor, bu atık kumaşlar kimyasal boyalı olduğundan ve fabrikada hijyenik saklanmadığından kadınlarda kronik idrar yolu enfeksiyonlarına (İYE) ve ciddi üreme sağlığı hastalıklarına yol açıyor, ayrıca anemi yaygın yaşanan sorunlardan biri.

Bangladeş Uluslararası İshal Araştırma Merkezi (ICDDR-B), kadın tekstil işçileri üzerinde tıbbi araştırmalar yürütüyor, araştırmaları, kadın tekstil işçilerinin yüzde 80'inin anemiden muzdarip olduğunu gösteriyor, birkaç yıl önce yapılan bir çalışmada, ICDDR-B, 18-49 yaş arası her 10 kadın tekstil işçisinden 8’inin anemiden muzdarip olduğunu gösterdi, araştırmanın sonuçları, kadın tekstil işçilerinin aneminin yanı sıra yetersiz beslenmeye bağlı çeşitli fiziksel sorunlardan da muzdarip olduğunu gösteriyor.

Öte yandan fabrika binalarında özellikle de küçük atölyelerde havalandırma sistemlerinin yetersizliği, kumaş tozları ve kimyasal kokuların filtre edilmemesi kadın işçilerde kronik astım, nefes darlığı ve akciğer rahatsızlıklarına yol açıyor.


Kadınlar 35 yaşına gelince “verimsiz” diye işten atılıyor

Bu ağır koşullar göze alındığında kadınlar sektöre ortalama 15 yaşında giriyor ancak 35-40 yaşlarına geldiklerinde, ağır çalışma koşulları nedeniyle vücutları yıprandığı için fabrika yönetimleri tarafından "verimsiz" kabul edilerek yerlerine daha genç kadınlar alınıyor, kadınlar işten atılıyor.

Doç. Dr. Lamia Karim'in "After Work: Female Workers in the Garment Industry in Bangladesh" (İşten Sonra: Bangladeş'te Hazır Giyim Sektöründeki Kadın İşçiler) adlı kitabı aslında Bangladeş'te “kullan-at” işçi kadın emeğinin gerçeklerini ortaya koyuyor.

Kitabın en önemli ve güncel yanı da kayıt dışı, güvencesiz, esnek çalışma gerçekleri, Karim kitabında fabrikaların kadın işçilere resmi kontratlar veya kimlik kartları vermeyerek ya da hileli evraklarla onları esnek çalıştırarak kıdem tazminatı ödemekten kaçındığını ifade ediyor.

Kadınlara dayatılan kayıt dışı çalışma 

Güncel verilere baktığımızda geçmiş yıllarda tekstil iş kolunda kadın işçi oranı yüzde 80'ler seviyesindeyken, son yıllarda bu oranın ciddi bir düşüşle yüzde 53’lere gerildiğini görüyoruz, çeşitli raporlar bu düşüşün bir yanını ev içi emek yükü ve kreş yoksunluğuna bağlıyor, raporlara göre Bangladeş'te kadın tekstil işçilerinin yaklaşık yüzde 66'sı (3 kadından 2'si) 18 yaşından önce evlendirilmiş ve yüzde 65'i ilk gebeliğini 18 yaşından önce yaşamıştır, GIZ ve ETI ortaklığında hazırlanan "Where are all the Women?" araştırması, kadınların yüzde 26'sının iş yerlerinde kreş olmaması nedeniyle işi bırakmak zorunda kaldığını ortaya seriyor.

Ancak bu tablonun sadece bir bölümünü oluşturuyor, devasa sermaye grupları bahsettiğimiz tabloya da “yetmez” diyor, daha fazla kâr için emek gücünü daha da ucuzlaştırmak üzere hamleler geliştiriyor, bunlardan biri de kadın işçilerin esnek, güvencesiz ve kayıt dışı çalıştırılması, yani kadın işçilerin sayısındaki düşüşün en önemli yanı da emek gücünün kayıtsızlaşması.

Büyük markalar siparişlerini doğrudan denetledikleri sözde "A Sınıfı" dev tesislere verirler, ancak sipariş hacmi çok büyük olduğunda veya teslim süresi daraldığında, bu ana fabrikalar siparişleri kayıt dışı, denetimsiz küçük atölyelere devrediyor, bu merdiven altı atölyelerde çalışan kadın işçiler, çoğu zaman resmi asgari ücretin dahi altında ve hiçbir sigorta veya güvence olmaksızın çalıştırılıyor, Bangladeş’te tekstildeki kadın iş gücünün yüzde 60’tan fazlası güvencesiz ve esnek koşullarda çalışıyor.

Kadın işçilerin yaşadığı gecekondularında 50 kişiye tek tuvalet

Kadın işçiler için çile burada bitmiyor, yine Doç. Dr. Lamia Karim'in kitabından referansla, kadın işçilerin her gün iş yerine gitmek için hangi koşullarda yaşadığını es geçmek olmaz.

Karim kitabında kadınların "işten sonra" döndükleri devasa gecekondularındaki yaşamı da inceliyor, temiz su kıtlığı, ortak tuvalet kullanımı, hijyen krizleri ve güvenlik sorunları arasında hayatta kalmaya çalışan kadınlar adeta gündelik bir direniş sergiliyor.

Dakka ve Gazipur gibi sanayi şehirlerindeki Kailash, Kamrangirchar, Korail ve Mirpur gecekonduları tamamen tekstil işçilerinin barındığı devasa gettolara dönüşmüş vaziyette, bu gecekondularda tek bir tuvaleti ortalama 30 ila 50 kişi ortaklaşa kullanıyor, tuvaletler genellikle derme çatma bambu veya teneke plakalardan yapılıyor ve kanalizasyon sistemi doğrudan açık hendeklere akıyor.

Sabah 05:00 ile 07:00 arasında, binlerce kadın işçi fabrikaya yetişmek için bu ortak tuvaletlerin ve temiz su çeşmelerinin önünde devasa kuyruklar oluşturuyor, sırada beklerken yaşanan gecikmeler fabrikada cezalar veya ücret kesintileriyle sonuçlandığından, kadınlar arasında ciddi gerilimler de yaratabiliyor, kadınlar bir rekabet döngüsü ve dayatmasının içinde yaşıyor.

Öte yandan gecekondularda sokak lambaları ve kilitli kapı mekanizmaları nadiren bulunuyor, gece saatlerinde fazla mesaiden dönen kadınlar, gecekonduların karanlık labirent sokaklarında yerel çetelerin, uyuşturucu satıcılarının veya "mastailer" olarak bilinen haraç çetelerinin sözlü ve cinsel tacizine açık hedef oluyorlar.


Gecekondularında kadın dayanışma örnekleri

Tüm bu tabloya rağmen kadınların dayanışma hikayeleri de gündeme taşınıyor, örneğin aynı gecekondu avlusunda yaşayan kadın işçiler kendi aralarında vardiya ittifakları kuruyorlar, gece mesaisine kalan bir kadının çocuğuna, o sırada evde olan diğer kadınlar bakıyor veya yemeğini pişiriyor, inanılmaz ve çok az örnek gösterilen bu dayanışma örneği, kadın işçilerin doğalında çalışmak için kurduğu ağlardan biri.

Bir diğer örnek de "Chiti" dayanışması, yani kadınların kendi aralarında kurduğu maddi yardımlaşma ağı, kadınlar, ücretleri geciktiğinde veya ücret yetmediğinde acil pirinç, yağ veya ilaç alabilmek için gecekondudaki diğer kadınlarla küçük finansal havuzlar oluşturuyorlar, kadınların kurduğu bu dayanışma onların en büyük simidi haline dönüşüyor.

Kadınların mücadelesi ve dayanışma deneyimleri yaşam alanının dışında fabrikalarda da ortaya çıkıyor, ancak baskı ve engeller bunun sendikalaşma gibi daha örgütlü mücadele biçimlerine dönüşmesine engel oluyor, Bangladeş genelindeki tekstil fabrikalarında sendikalılık oranı resmi olarak yüzde 10'un altındadır, kadın işçiler arasında bu oran daha da düşüktür, çünkü işten atmalar çok daha yaygındır.

Bangladeş’teki yerel kadın işçi sendikaları ve işçi hakları kuruluşları, tekstil alanında en dinamik mücadele alanları olarak biliniyor, Awaj Vakfı (Awaj Foundation) ve onun sendikal kolu olan Sommilito Konfeksiyon İşçileri Federasyonu (SGSF) özellikle kadın işçilerin örgütlenmeye çalıştığı mekanizmalar olarak biliniyor, 70 binden fazla kadın işçi Awaj Vakfı’nda çalışma sürdürüyor, ancak bunlar tek başına yeterli olmuyor.

Bangladeş nasıl sermayenin cennetine dönüştü?

Bangladeş yıllar içinde adeta sermayenin ucuz emek gücü cennetine dönüştü, iş yerinde ve yaşam alanının her noktasına sirayet eden bu güvencesizlik tam olarak sermayenin kadın işçilere biçtiği geleceğin karşılığı, Türkiye’nin sermayedarlar için “Bangladeşleşmesi” terimi son yıllarda daha sık kullanılan bir tabir, zira Bangladeş, özellikle kadın işçilerin harıl harıl istihdama çağrılmasının “müjdelenmesi”nin arkasındaki gerçek sömürünün somut örneğidir, hatırlayalım.

Bangladeş’in tekstilde adeta bir üretim üssüne dönüşmesinin hikâyesi, emperyalist rekabetin de yol açtığı uluslararası ticaret kurallarının değişmesiyle başlar ve kırsaldan fabrikalara çekilen genç kadınların ucuz emeği üzerinde yükselir.

1974'te imzalanan Çoklu Elyaf Anlaşması (MFA) ile Batılı ülkeler, tekstilde devleşen Güney Kore, Tayvan ve Hong Kong gibi ülkelerden yapılan ithalata katı kotalar getirdi, bunun üzerine Asyalı büyük sermaye grupları, kotalardan kaçmak için bu kısıtlamalara tabi olmayan en yoksul ülkelere yöneldi, Bangladeş’in kapısını da bu arayış araladı.

O dönem Bangladeş'in ekonomisi daha çok tarım üzerine kuruluydu, 1980'lerde Dünya Bankası ve IMF’nin yapısal uyum programları tarım sübvansiyonlarını ortadan kaldırdı, nehir erozyonu ve kırsal yoksullukla birleşen bu çöküş milyonlarca aileyi işsiz bıraktı, patronlar bu tabloda bilinçli bir tercih yaptı ve erkekler yerine kırsal kökenli, genç, evlenmemiş kadınları işe aldı.

1980'lerin sonunda sektördeki kadın oranı yüzde 80'e ulaştı, Bangladeş dünya tekstil piyasasında fiyatları en çok kıran ülkelerin başına geçti, Beximco, Ha-Meem ve Mohammadi Group gibi yerel gruplar da devlet teşvikleri ve kadınların ucuz emeğiyle dev holdinglere dönüştü.

1990'larda markalar arası rekabetten dolayı üretim hızı baskısı arttı, Zara ve H&M gibi markaların teslimat süreleri aylardan haftalara inerken, sipariş baskısı altındaki fabrikalar denetimden kaçmak için işi kayıt dışı, sigortasız merdiven altı atölyelere devretmeye başladı, 2005'te kotalar tümüyle kalktığında birçok uzman, Bangladeş’in Çin karşısında çökeceğini öngörüyordu, oysa üreticiler rekabet gücünü yine kadın işçilerin sırtından korudu, ücretler uluslararası ölçekte en alt sınırda tutuldu, yangın çıkışlarının kilitlendiği havalandırmasız salonlarda üretim sürdü.

Bu model 24 Nisan 2013'te bir felaketin ortaya çıkmasına sebep oldu, içinde beş tekstil fabrikası bulunan Rana Plaza’nın çökmesi sonucu çoğu kadın 1134 işçi hayatını kaybetti, felaketin ardından kurulan Accord ve Alliance gibi uluslararası denetim mekanizmaları büyük fabrikaları fiziksel olarak daha güvenli hale getirdi, ancak markalar alım fiyatlarını artırmayı reddetti.

Böylece Bangladeş'te bugünkü koşulları ortaya koyan sistematik ve planlı bir sermaye düzeneği ile karşı karşıyayız, vahşi, iflah olmaz ve doyumsuz, ama buna rağmen geçtiğimiz günlerde 1 milyon tekstil işçisinin sokaklarda mücadele etmesi ve patronlara geri adım attırması önemli bir kazanım olarak görülmelidir.

Fotoğraf: Pexles

İlgili haberler
Bangladeş’te tekstil işçileri ayakta!

Çoğu kadın yaklaşık 4 milyon işçinin çalıştığı 3 bin 500 civarı fabrikasıyla dünyanın en büyük ikinci konfeksiyon üreticisi Bangladeş’te işçiler, dayatılan sefalet ücreti nedeniyle ayaklandı.

GÜNÜN UYGULAMASI: Bangladeş’te erken yaşta evliliği engellemeye karşı uygulama

Bangladeş’te erken evliliklere karşı cep telefonu uygulaması geliştirildi. Uygulama, yaşları sahte belgelerle büyütülen çocukların dijital veritabanıyla yaşlarını kontrol etme imkanı sunuyor.

Bangladeş’te fabrikada çıkan yangında çoğu çocuk en az 52 işçi yaşamını yitirdi

Kapatılan kaçış yolları, yanıcı maddeler… Rana Plaza yangınından bugüne işçiler kazanımlar elde etse de Bangladeş’te güvenli olmayan çalışma koşulları yeni ölümlere sebep olmaya devam ediyor.


  • EN SON
  • ÇOK OKUNAN
  • ÖNERİLEN

Editörden