Düzenin temsilcileri ne zaman geri adım atar?
Bu sistemin içindeki en örgütlü yapı olan devletin temsilcileri sorumluluk almayı reddetse de onları buna zorlayacak olan baskı ortamını yaratacak olanın bizleriz.’

Marx ve Engels, Komünist Manifesto’da “Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf mücadeleleri tarihidir” der. Bu cümle yalnızca geçmişi değil, bugün yaşadıklarımızı da kısaca özetliyor. Dünyanın farklı yerlerinde ortaya çıkan protestolar, ekonomik eşitsizlikler, yoksulluk, yolsuzluk ve siyasal krizler karşısında işçi ve emekçilerin yaşadıklarının ve mücadelesinin nasıl ortaklaştığını gösteriyor. Bu yazıda konuşmak istediğimiz halkların yaşadığı sorunlara kitlesel bir biçimde tepki verdiğinde nasıl sonuçlar elde edilebildiği, birlikteliğimizle neler yaratabildiğimiz. Yani bu mücadelede kazanabilmek için gerekli olan yolun ne olduğu. Takvim yapraklarını biraz geriye doğru çevirelim. 

Tunus: Yasemin Devrimi

2010 senesinin aralık ayında bugün Yasemin Devrimi olarak andığımız, sonrasında Arap Baharı’nın tetikleyicisi olacak olan protestolar başladı. Bunu hazırlayan koşullar ise şaşırtıcı derecede tanıdık. O dönem Tunus 23 yıldır aynı isim tarafından yönetiliyordu: Zeynel Abidin Bin Ali. Bölgedeki diğer ülkelerle karşılaştırıldığında Tunus daha zengin ve stabil gibi görünse de işsizlik, enflasyon, insan hakkı ihlalleri ve yolsuzluk gibi pek çok sorun hayatın gerçekleriydi. Bir gün seyyar tezgahında meyve satan Muhammed Buazizi’nin tezgahına polislere rüşvet vermeyi reddettiği için el koyuldu. Ekmeğini kazanmaya çalışırken yaşadığı bu onur kırıcı muamelenin üzerine valilik kendisiyle görüşmeyi reddedince Buazizi, devlet binasının önünde kendini yakarak intihar etti. Olayla ilgili haberlerin medyada yayınlanması engellenmek istense de bu mesele büyük bir halk hareketliliğinin fitilini ateşleyecekti. 

Günlerce süren protestolarda kayda geçmeyen vakalarla birlikte 300’den fazla ölü ve 2 binden fazla yaralı olduğu söylendi. Bu eylemlilikler sadece Buazizi’nin ölümüne tepki göstermek için değil, kötü hayat koşullarına karşı bir isyan, bu düzenin değişmesi için yapılmış bir direnişti. Tüm bunların ardından bir ay içinde Bin Ali hükümetini dağıttı ve OHAL ilan etti. Ardından da ülkeden kaçarak Suudi Arabistan’a gitti; istifası duyuruldu. Yasemin Devrimi, göstericiler ve siyasi parti temsilcileri arasında kadınların büyük bir yer tutması bakımından özgün bir nitelik taşıyordu.

Her ne kadar taleplerin temelinde kadın hakları yer almasa da sonrasında hazırlanan anayasada kadınlara yönelik yeni düzenlemeler getirildi. Bunların hayata yansıması hâlâ tartışmalı olsa da o günden aldıkları güçle bugün mücadelelerini sürdürmeye devam ediyorlar. Üstelik bunu doğrudan siyasetin bir parçası olarak yapıyorlar. Yasemin Devrimi öncesinde kadınların, siyasi partilerin seçim listesi başkanlarının yüzde 7'sini oluştururken; 2014 yılında bu oranın yüzde 11,26'ya yükselmesi bunu destekler nitelikte.

Nepal: ‘Z kuşağı’ protestoları

Tunus’tan bahsetmişken Nepal’den bahsetmemek olmaz. Nepal’de “Z kuşağı protestoları” olarak anılan protestolar ülke genelinde çok sayıda sosyal medya platformunun yasaklanmasıyla ortaya çıkmış gibi görünse de yolsuzluk, nepotizm* ve işsizlik gibi sebepler protestoların güçlenmesi açısından etkili oldu.

Protestolara katılan gençler halkın terk edildiği yoksulluk koşullarının karşısında, devlet başkanlarının çocuklarının lüks içinde sürdüğü hayata tepki göstererek meselenin sınıfsallığına sıklıkla dikkat çektiler. Eylemlerin başlamasından bir gün sonra K.P. Sharma Oli, “ülkedeki olumsuz tablo karşısında sorunun çözümünü kolaylaştırmak” için birkaç hükümet bakanıyla beraber istifa ettiğini duyurdu. Bununla beraber sosyal medya yasağı da geri çekildi. Protestolarda aktif rol oynayan kadın öğrenciler ise bu sürecin, gençlerin ülkenin geleceğine dair daha fazla sorumluluk hissettiği yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu ifade etti. Protestoların ardından seçilen kadın devlet başkanı da özellikle kadınlar ve LGBTİ’ler açısından değişim beklentisini güçlendiren bir gelişme olarak değerlendirildi. 

Sırbistan: Novi Sad Tren Garı katliamı protestoları

Şimdi başka bir örnek için merceğimizi Sırbistan’a çevirelim. Takvimler 1 Kasım 2024’ü gösterirken Novi Sad Tren Garı’nın üst çatısının çökmesiyle biri çocuk, 14 kişi hayatını kaybetti. Tren garının yenileme çalışmaları, 2021 yılında Çinli şirketler China Railway International ve China Communications Construction Company (CCCC) tarafından yapılmıştı. Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučič başta kazayla ilgili siyasi ve cezai sorumluluğun alınmasını bu şirketlerden talep etti. Ancak Çinli şirketler üst çatının yenileme projesinin parçası olmadığını belirterek sorumluluğu reddetti. Tepkiler üzerine ilk istifa üç gün sonra İnşaat, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Goran Vesić’ten geldi. Vesić görevinden istifa ederken kazadan kendisinin sorumlu olmadığını vurguladı. Sorumluluğu üzerine almayan bir istifa, elbette kabul edilemezdi. Bu süreçte başkent Belgrad'da her gün düzenlenen gösterilerde, sorumluların cezalandırılmasını talep eden ve olaydan hükümeti sorumlu tutan protestocuların sayısı hızla artmaya devam etti. Bu protestolara birçok kadın örgütü katılarak kadına yönelik şiddet ve kurumsal cezasızlığın aynı sistemin parçası olduğunu vurguladı. Kazayla ilgili gösteri düzenleyen öğrenciler ders boykotu başlattı, bu boykot kısa sürede ülke genelindeki çok sayıda eğitim kurumuna yayıldı. 

Tüm baskılara rağmen Belgrad’da öğrencilerin öncülüğünde düzenlenen ve binlerce kişinin katıldığı 24 saatlik kitlesel protesto gösterisinin ardından Sırbistan başbakanı Milos Vučević 28 Ocak 2025’te istifasını duyurdu. Hatta bu eylemlerin yarattığı baskılar öyle bir noktaya geldi ki Novi Sad belediye başkanının da görevinden istifa edeceği duyuruldu. 

Saydığımız bu örneklerin benzerliği bize hayatta karşılaştığımız sorunların ne kadar ortak olduğunu gösteriyor. Aynı sistemin çatısı altında karşılaşılan bu sorunlara karşı verilen mücadelenin benzerliği de bize bir yol haritası gösteriyor: Sistemin yarattığı sorunların sınıfsallığını görerek uzun erimli, kitlesel bir mücadele sürdürmek. Bu sistemin içindeki en örgütlü yapı olan devletin temsilcileri sorumluluk almayı reddetse de onları buna zorlayacak olan baskı ortamını yaratacak olanın bizler olduğumuzu bu örnekler üzerinden tekrar görmeye, bugünlerde daha da ihtiyacımız var.

* Bir yöneticinin liyakat, bilgi veya tecrübeyi göz ardı ederek gücünü veya konumunu akrabaları lehine suistimal etmesi, onları kayırması

Fotoğraf: cjb/Wikimedia Commons CC BY 2.0


Editörden