Ekmek ve Gül dergisi öncülüğünde gerçekleştirilen kadın buluşması, yalnızca bir etkinlik olmanın ötesinde, günümüz kadınlarının taşıdığı çok katmanlı yüklerin, görünmeyen emeklerinin ve derinleşen yalnızlıklarının görünür hale geldiği önemli bir toplumsal kesit sundu. Bu buluşmada özellikle dikkat çeken ortak payda, kadınların büyük bir bölümünün hem anne hem baba rolünü aynı anda üstlenmek zorunda kalmasıydı. Boşanma, eş kaybı ya da fiili yalnızlık üzerinden şekillenen bu tablo, kadınların ebeveynlik deneyimini hem duygusal hem de pratik düzeyde ciddi biçimde dönüştürmüş durumda.
Etkinlik boyunca yapılan paylaşımlarda, kadınların çocuklarıyla ilişkilerinde yoğun bir yorgunluk, tükenmişlik ve çaresizlik duygusu dikkat çekiyordu. Birçok kadın, çocuklarına yetemediğini düşündüğünü, sürekli bir suçluluk hissiyle yaşadığını ve özellikle tek başına ebeveynlik yaparken “yanlış yapma” korkusunun hayatlarının merkezine yerleştiğini dile getirdi. Bu durum, bireysel bir eksiklikten ziyade kadınlara yüklenen çoklu rollerin ve destek mekanizmalarının yetersizliğinin doğal bir sonucudur.
Sosyolojik açıdan bakıldığında, tek ebeveynli ailelerde çocuk davranışlarının daha sık biçimde “problem” başlığı altında ele alındığı görülmektedir. Oysa bu davranışların büyük bir bölümü, çocuğun kendini ifade edemediği alanlarda geliştirdiği iletişim biçimleri olarak okunmalıdır. Çocuk, sözcüklerle anlatamadığını davranışla anlatır; duyulmadığı yerde görünür olmaya çalışır.
Etkinlikte paylaşılan ve bir annenin kızının yaşadığı hırsızlık davranışı üzerinden kendini yoğun biçimde suçladığı örnek, bu duruma çarpıcı bir örnek sundu. Burada önemli olan nokta, davranışın yalnızca ahlaki ya da bireysel bir eksiklik olarak değil; çocuğun duygusal dünyasında yaşadığı eksikliklerin ve ifade edilemeyen ihtiyaçların bir yansıması olarak değerlendirilmesidir. Annenin yaşadığı suçluluk hali, aslında pek çok kadının ortak duygusunu yansıtmaktadır.
Etkinlik süresince dikkat çeken bir diğer önemli konu ise “doğru bilinen yanlışlardı." Kadınların önemli bir bölümü, çocuk yetiştirirken ceza, kural ve kontrol mekanizmalarını hâlâ temel yöntemler olarak görmektedir. Oysa bu yöntemler çoğu zaman çocuğun davranışını düzeltmekten ziyade, duygusal kopuşu derinleştiren ve iletişimi zayıflatan bir işlev görmektedir. Ceza, kısa vadede sessizlik sağlasa da uzun vadede kaygı, öfke ve gizleme davranışlarını besleyebilmektedir.
Bu noktada etkinlikte sıkça hissedilen ortak duygu umutsuzluktu. Özellikle tükenmişlik yaşayan bir annenin yönelttiği “Umut var mı?” sorusu, salondaki pek çok kadının iç dünyasını özetler nitelikteydi. Bu soruya verilen “nefes aldıkça umut her zaman vardır” yanıtı, kadınların yaşadıkları zorlukları kişisel bir başarısızlık olarak değil, toplumsal bir gerçeklik olarak yeniden düşünmesine alan açtı.
Ekmek ve Gül dergisi çatısı altında gerçekleşen bu buluşma, kadınların yalnızlıklarını paylaştıkları, yanlış bildiklerini sorguladıkları ve en önemlisi kendilerine karşı daha şefkatli olmayı hatırladıkları bir alan sundu. Kadınların ihtiyacı olan şey; mükemmel ebeveyn olmak değil, anlaşılmak, desteklenmek ve doğru bilgiyle güçlenmektir. Bu tür buluşmalar, bireysel hikayeleri kolektif bir bilinçle buluşturarak toplumsal dönüşümün kapısını aralamaktadır.
Bu nedenle kadınlara yönelik her çalışma, yalnızca bireysel çözüm önerileri sunmakla kalmamalı; aynı zamanda kadınların yaşadıklarını anlamlandırabilecekleri güvenli alanlar da oluşturmalıdır. Kadınların birbirini dinlediği, yargılamadan paylaştığı ve yalnız olmadığını hissettiği her ortam, iyileşmenin en güçlü başlangıç noktalarından biridir.
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
İlgili haberler
Adana Ekmek ve Gül: Yaralarımızı birlikte saracağız
Adana Ekmek ve Gül, "Kız Kardeşlik Köprüsüyle dayanışmayı her gün yükselteceğiz ve yaralarımızı birlikte saracağız" dedi.
GÜNÜN ŞARKISI: Adana Ekmek ve Gül Grubundan
Adana Ekmek ve Gül grubu bu 8 Mart’a özel hazırladığı online şarkısını iftiharla sunar...
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN
























