Antep’ten bir ses: Ekmek ve Gül ile kız kardeşlik köprüsü büyüyor
'Yalnız olmadığımızı, aynı dertlerle hepimizin boğuştuğunu, üstesinden gelme yöntemlerini, deneyimlerini yine biz Ekmek ve Gül okurları olarak öğrettik birbirimize.'

Merhaba sevgili Ekmek ve Gül okurları; ben bu mektubu sizlere Antep’ten yazıyorum. Canım Ekmek ve Gül 18. yaşını kutluyorum, kutlu olsun. Kırkyamadan biliriz dergimizi! Hayatımızdan, nereden kısıp nereyi yamayacağız uğraşından, omuzlarımıza binen en ağır iş yükünden, beslenme çantalarına koyamadığımız ya da sadece karın doyurmak için koyduğumuz besin değeri düşük yiyeceklerden ya da bir açığımızı daha kapatmak için kaldığımız fazla mesailerden, canımızın çıktığı vardiyalardan geldiğimizde yetişmek için kırk parçaya bölündüğümüz ev işlerimizden biliriz dergimizi. Yalnız olmadığımızı, aynı dertlerle hepimizin boğuştuğunu, üstesinden gelme yöntemlerini, deneyimlerini yine biz Ekmek ve Gül okurları olarak öğrettik birbirimize.

Bir kişi eksilmemek için az mı geldik yan yana. Emek sömürüsünün en dibini bize her fırsatta hissettiren çavuşa, amire, patrona karşı yanımızda çalışan iş arkadaşımıza az mı anlattık “Eşit işe eşit ücret istiyoruz” diye? Suriye savaşından kaçan kız kardeşlerimiz geldiğinde “Kadın kadının yurdudur, göçmen kadınlar kız kardeşimizdir” şiarıyla ülkenin dört yanından kurmadık mı dayanışma ağımızı? Kadınların birbirine sahip çıkmalarına o zaman şahit olmuştum. Dayanışmanın insanı yaşattığını, kadın olarak yalnız olmadığımızı dergimizdeki yazılarımızdan öğrendik. Savaşların, doğal afetlerin en çok kadınları ve çocukları etkilediğini, 6 Şubat’ta “asrın felaketi” diyerek bile bile gelen ölümleri normalleştirmeye çalıştıklarında, birbirimizden başka kimsemiz olmadığını gördüğümüzde anladık. Mülteci, Kürt, Türk, Alevi her renkten kadınlar “Bizi bir bardak suya muhtaç ettiler”, “Bir çikolata alacak paramız bile yok” dediğinde anladık. Antep merkezde yoksulluğun katmerlisini yaşayan insanlar can korkusuyla sokaklara döküldüğünde, en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaz durumdayken yetkili kurumların arabadan attığı birkaç battaniye yetmedi yaraları sarmaya. Halbuki hijyene ihtiyaç vardı; sıcak bir çorbaya, çocuklarımızın psikolojik desteğe ihtiyacı vardı. Bu listeyi daha uzatabiliriz. İşte listenin uzadığı yerde biz kadınlar vardık, dayanışma vardı. El ele verdiğimizde ne kadar güçlü olduğumuzu gördüğümüz anlar vardı. Çünkü bizim bir “Kız kardeşlik köprümüz” vardı. O günden bugüne bu köprü daha da büyüdü, güçlendi. Ama aklımızda şu soru var; kız kardeşlik köprümüzün bütün dünyayı sarmasının önünde ne engel var? Öyleyse kız kardeşim, milyonlar olmaya ne dersin?

Fotoğraf: Ekmek ve Gül


Editörden