Televizyon yapımlarının aksine dijital platformda kadınların hikayelerini anlatan projeler gün geçtikçe artıyor. Ana karakterin kadınların olduğu, kadınları merkeze alan yapımlar heyecan verse de gündelik yaşamdaki karşılığı yüzeysel olarak kalıyor.
“Mira: Her şey yolundaymış gibi” dizisi de merkezine kadın hikayesini alan yapımlardan. Dizi, kendi yaşamını evliliği üzerine inşa eden Mira’nın eşinin boşanmak istemesi ve tüm eşyalarını alıp sadece ceketini bırakıp gitmesiyle değişen hayatını anlatıyor. Mira’nın boşanma süreci içinde yaşadığı duygusal yükler ile nasıl başa çıktığına ve kendini yeniden keşfetme sürecine tanık oluyoruz.
Mira’nın yıllar süren evliliğinin hiç beklemediği bir anda bitmesiyle, kadınlara yaşamdan evlilik sıyrılınca elde ne kaldığını sorgulatıyor. Dizide, Mira’nın duygusal dalgalanmaları ve hayatının merkezine kendisini alma çabası ele alınırken kız kardeşlik hikayesi ile de anlatı destekleniyor. “Kadın kadının yurdudur” sözünü Mira ve yakın arkadaşı Melis ile bir kez daha tecrübe ediyoruz.
Hikayenin en ilginç yanlarından birini ise kuşkusuz Mira’nın karakteri oluşturuyor. Mira güçlü görünen acısını bastırmaya çalışan bir karakter değil, toparlanmak için dağılmak da gerektiğini hatırlatıyor. Bu süreçte başına gelen olayların absürtlüğü ve onları göğüsleme biçimiyle kadınların güçlü ve kusursuz görünme direktifini yerine getirmeyerek samimiyetini koruyor.
Geleneksel rollere bağlı kalarak kadınlardan beklenen yuvanın dağılmaması ve kutsal ailenin devamlılığı sözcülüğünü ise Mira’nın annesi üstleniyor. Boşanmanın duygusal yükünü yaşaması gereken kişinin Mira olması beklenirken ataerkil kodlara yenik düşen annenin sahneye atlayıp tüm ışıkları kendi üstüne çekme çabası kadınların boşanma sürecinde yaşadığı zorlukları anne-kız ekseni ile de işliyor.
Öte yandan Mira’nın hikayesi mutsuz bir ailede büyümesi, gelecekteki yaşamını inşa etmede eksik kalan yanlarını, yanlış bir evlilik yapması gibi durumlarla özetlenmeye çalışılıyor. Boşanma; çocukluk travmaları ve psikolojik şiddetin örtülü biçimde gerçekleşmesi unsurlarıyla mercek altına alınıyor. Mira’nın toplumsal hayattaki konumunu, kamusal alanda nasıl olduğunu çevresi ile olan ilişkisini sınırlı biçimde gözlemleyebiliyoruz.
Evlilik nedeni ile yıllardır sadece ev içinde çalışan ekonomik anlamda kendi hayatını kazanacak maddi gücü elde edememiş kamusal alanda var olamamış bir kadının yine de yaşadığı evin kirasını yeni öğrenmesi dizinin gerçek dışı unsurları arasında kalıyor. Mira’nın evliliği ile yüzleşmesi ikili ilişkilerin sürdürülmemesine bağlanıyor. Bu noktada yalnızlık ve onun getirdiği duygusal eksiklikle bireysel bir hesaplaşma yoluna gidiliyor. Gerçek unsurlardan kopuş burada başlıyor. Oysa boşanma sürecinde en gerçek olan kadının kalmak istemediği mutsuz olduğu yerden “ceketini alarak” gidebilmeyi ne kadar çok istediğidir.
Hep mi bir adam gelir değiştirir her şeyi?
Dizi, çoğu kadın hikayelerinde olduğu gibi romantik bir atmosfer yaratma çabasından vazgeçemiyor, beyaz atlı bir prens gelip kadını kurtarmazsa her şey yarım kalacakmış, hikaye tamamlanmayacakmış geleneğine yenik düşüyor. Mira duygusal aşamada dahi profesyonel desteği bir erkeğin yol göstericiliği ile alıyor. Uzun yıllar çalışmayan iş hayatından kopmuş olan Mira’nın şehrin en iyi mekanlarından birine birden müdür olması, maddi kaygıları yaşarkenki çaresizliği ama bu çaresizliğin yaşadığı hayata cereyan etmemesi dizinin toplumsal hayattaki yansımasını kırmış oluyor.
Öte yandan yaşadığımız hayatın gerçekliğinde içinden geçtiğimiz süreçte kadınları kutsal aile içinde tutma girişimlerine bir yenisi daha ekleniyor. Kazanılmış hakların kadınların bir bir elinden alındığı sürecin son halkası nafaka düzenlemesi oldu. Geçtiğimiz günlerde Anayasa Mahkemesi boşanma sonrası yoksulluğa düşen tarafın süresiz nafaka talebini düzenleyen maddeyi iptal etti. Yoksulluğa düşen taraf ibaresine rağmen yıllardır nafaka konusunda kamuoyunda sürdürülen “erkek mağduriyeti” ile de yoksulluğun kıskacına bizzat kadınların atıldığını itiraf niteliği taşıyor.
Bu sistemde çalışma yaşamında asıl geliri elde etmesi gerekenin erkek olduğu öğretisi kadın emeğinin değersiz kılınmasına yol açmış, kadınlar erkeklere göre aynı işi ve değeri üretmelerine rağmen çok daha düşük ücretlere ve güvencesiz çalışma koşullarına yaşamı sürdürmek için katlanmak zorunda kalmışlardır.
Boşanmış olan kadınların yaşamını idame ettirebilmek için içine düştüğü çaresizlikle onları çok düşük ücretlere güvencesiz çalışma koşullarına razı gelmesi beklenirken esnek ve güvencesiz çalışma koşulları “nafaka” kadar gündemde yerini alamıyor. Kadınlar çalışma yaşamında bekarsa evlenir kıdem tazminatını alır, evli ise yakında çocuk yapar doğum izni alır, çocukları varsa çok izin alır işe geç gelir algısıyla hem işe girerken hem çalışma yaşamında ayrımcılığına maruz kalıp hem de günün sonunda ücret eşitsizliği ile baş başa bırakılıyor.
Her şey yolundaymış gibi
Mira’nın hikayesinde de olduğu üzere “her şey yolundaymış gibi” bugün kadınların hak gaspları ardı ardına gelirken nafaka hakkının törpülenmesiyle sistemin bize dayattığı “mış gibi” yapmak oluyor.
İstihdama erkeklerle eşit oranda dahil oluyormuş gibi...
İş görüşmesinde ne zaman çocuk sahibi olmak istediği gibi özel bir soru sorulmuyormuş gibi...
Esnek çalışma adı altında güvencesiz çalışma şartları dayatılmıyormuş gibi...
İstihdamda fazla kalamaz algısıyla erkelere oranla çalışma yaşamında karşılaştığı ayrımcılıklar yokmuş gibi...
Ücret eşitsizliği yokmuş gibi...
Bakım yükü kadınların omuzlarına bırakılmamış, kadınların asli görevi ev ile ilgilenmek çocuk doğurmak olarak görülmüyormuş gibi...
Çocuklarına okulda ücretsiz bir öğün yemek veriliyormuş gibi...
Yoksulluk, çocuklarının eğitim hakkını elinden almıyormuş gibi...
Çalışan kadınların çocukları için ulaşılabilir kreşler varmış gibi...
Aile içinde şiddete, istismara maruz kalmıyormuş gibi...
Çantasında uzaklaşma kararı varken kadınlar öldürülmemiş gibi...
Kadınları ve çocukları şiddete karşı koruyan uluslararası bir sözleşmeden bir gecede çıkılmamış gibi...
Zorla erişebildiği üç kuruş nafakayla çocuklarını nasıl büyüteceği kaygısı taşıyormuş gibi...
Her şey yolunda da sıra nafakaya gelmiş gibi...
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















