Öncelikle ‘suça sürüklenen çocuk’ kavramından ‘adli süreç içerisindeki çocuk’ kavramına geçilmesini olumlu buluyorum. Aslında bu konu çocuk hakları alanında yeni tartışılan bir mesele değil. Uzun yıllardır hem uluslararası alanda hem de çocuk hakları savunucuları tarafından, iyi niyetle ortaya çıkmış olsa bile ‘suça sürüklenen çocuk’ kavramının da belirli ölçüde damgalayıcı bir etki yarattığı ifade ediliyordu. Çünkü çocuk, daha kavramın içerisinde dahi suçla ilişkilendiriliyor. Oysa hakkında bir soruşturma ya da kovuşturma yürütülmesi, çocuğun kimliğinin suç üzerinden tanımlanmasını gerektirmez. Bu nedenle ‘adli süreç içerisindeki çocuk’ kavramının çocuk hakları perspektifi açısından daha doğru, daha kapsayıcı ve daha hak temelli bir yaklaşımı yansıttığını düşünüyorum.
Ancak burada asıl mesele yalnızca kullanılan kavramlar değil. Eğer bir yandan damgalamayı azaltan, çocuğu merkeze alan bir dil benimsediğinizi söylerken diğer yandan çocuklara yönelik ceza indirimlerini sınırlandıran ya da ortadan kaldıran, infaz sistemini sertleştiren ve çocukları yetişkin ceza adalet sistemine daha fazla yaklaştıran düzenlemeler getiriyorsanız, burada ciddi bir çelişki ortaya çıkar.
Çocuk adalet sisteminin amacı cezalandırma değildir
Çocuk adalet sisteminin temel amacı hiçbir zaman cezalandırma olmamıştır. Amaç; çocuğun neden o noktaya geldiğini anlamak, onu suça sürükleyen koşulları ortadan kaldırmak, yeniden topluma kazandırılmasını sağlamak ve aynı süreçlerin içerisine tekrar girmesini önlemektir. Oysa bugün tartışılan bazı düzenlemelerde rehabilitasyon ve koruma odaklı yaklaşımdan uzaklaşılarak daha çok cezalandırıcı bir anlayışın öne çıktığını görüyoruz.
Elbette bu tür düzenlemeler kısa vadede kamuoyunda bir karşılık bulabilir. Özellikle ağır suçlar söz konusu olduğunda toplumun adalet beklentisini karşıladığı ve soruna çözüm ürettiği düşünülebilir. Ancak çocuk hakları perspektifinden baktığımızda meseleyi yalnızca bugünün tepkileri üzerinden değerlendiremeyiz. Çünkü çocukları daha ağır yaptırımlarla ve daha sert infaz rejimleriyle karşı karşıya bırakmak, uzun vadede onları suçtan uzaklaştırmak yerine daha fazla kriminalize etme riski taşır.
'Hiçbir çocuk kaybedilmiş değildir'
Bir çocuğu ne kadar erken yaşta suç kimliğiyle tanımlarsanız, ne kadar erken yaşta kapalı kurumlarla tanıştırırsanız ve ne kadar fazla damgalarsanız, o çocuğun yeniden topluma uyum sağlamasını da o kadar zorlaştırırsınız. Bir noktadan sonra toplum o çocuğa ‘kazanılabilecek bir çocuk’ olarak değil, ‘kaybedilmiş bir çocuk’ olarak bakmaya başlar. Oysa çocuk hakları hukukunun temel yaklaşımı bunun tam tersidir. Hiçbir çocuk kaybedilmiş değildir ve devletin görevi çocukları sistemin dışına itmek değil, onları yeniden topluma kazandırmaktır.
Bu nedenle çocuk adalet sisteminde yapılacak her değişikliğin merkezinde çocuğun üstün yararı, rehabilitasyon hakkı ve topluma yeniden kazandırılma amacı bulunmalıdır. Çocuk adalet sistemi toplumun öfkesini tatmin etmek için değil, çocukları yeniden topluma kazandırmak için vardır. Aksi halde bugün sorunu çözdüğümüzü düşünürken, yarının kaybedilmiş çocuklarını yaratmış oluruz.
Fotoğraf: MA
İlgili haberler
‘Suça sürüklenen çocuklar’ tartışmalarında neredeyiz?
‘Devletin, çocuk refahı ve korunmasına yönelik hizmetleri doğru ve eksiksiz olarak yerine getirmesi, çocuğun suç tekrarı riskini ciddi olarak azaltacak ve engelleyecektir.’
Suça sürüklenen çocuklar 11. Yargı Paketi'nin neresinde? | Doç. Dr. Eylem Ümit Atılgan ile konuştuk
Doç. Dr. Eylem Ümit Atılgan ile 11. Yargı Paketi'nde yer alan, suça sürüklenen çocuklara yönelik cezaların artırılmasına ilişkin düzenlemelere ilişkin konuştuk...
Yaş sınırı olmayan ABD’de suça sürüklenen çocuk sayısı artıyor
Dünyada 2010 yılından itibaren suça itilmiş çocukların sayısında artış var. Cezada yaş sınırı olmayan, suça sürüklenen çocuklarda cezanın yetişkinler gibi uygulandığı ABD'de durum vahim.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN

























