ODTÜ Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Topluluğunun düzenlediği “Ailem Güvende Değil” etkinliğinde; 12 Eylül’de gerçekleştirilen Ailem Güvende operasyonları, iktidarın bu operasyonları nasıl inşa ettiği, bu saray rejiminin aile politikaları üzerinden kurmaya çalıştığı baskı ortamı ve buna karşı nasıl bir mücadele hattı örülmesi gerektiği tartışıldı. Etkinlikte TİP Parti Meclis Üyesi İrfan Değirmenci, Yeni Parti Milletvekili Gökçe Gökçen ve Ekmek ve Gül yazarı Hilal Kılıç söz aldı.
İlk olarak söz alan İrfan Değirmenci, operasyonlar kapsamında 117 kişinin gece yarısı baskınlarıyla gözaltına alınmasına, 419 sosyal medya hesabına erişim engeli getirilmesine, tutukluların maruz kaldığı kötü muameleye ve temel ihtiyaçlara erişimde yaşadıkları zorluklara dikkat çekti. Basına ve ifade özgürlüğüne yönelik saldırılara da değinen Değirmenci, toplumun insanları kendi kimliklerini gizlemeye ve görünmez kılmaya zorladığı koşulları eleştirdi.
Ardından söz alan Gökçe Gökçen, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in bazı LGBTİ derneklerinin yurt dışındaki kamu kuruluşlarından para aldığı yönündeki iddiasından bahsederek, “Bu dernekler suç işliyormuş gibi bir algı yaratmaya çalışıyorlar” dedi. Yasalarda suç olarak tanımlanmayan faaliyetlerin “müstehcenlik” suçlamasıyla cezalandırılmaya çalışıldığını ifade eden Gökçen, bu uygulamaların yalnızca LGBTİ’leri değil, toplumun hak arayan bütün kesimlerini hedef aldığını vurguladı. Gökçen, Boğaziçi ve ODTÜ’deki atanmış rektörlerden Onur Yürüyüşü yasaklarına, sanatçılara yönelik baskılardan medya üzerindeki sansüre kadar uzanan saldırıların birbirinden bağımsız olmadığını belirtti. İktidarın toplumun farklı kesimlerini ayrıştırmaya ve yalnızlaştırmaya çalıştığını belirten Gökçen, buna karşı dayanışmanın ve doğru bilginin yaygınlaştırılmasının önemine dikkat çekti.
'Aile politikaları sermayenin ihtiyaçlarından bağımsız değil'
İktidarın “aileyi koruma” söylemiyle hak ve özgürlüklere yönelik saldırılarını meşrulaştırmaya çalıştığını ifade ederek sözlerine başlayan Hilal Kılıç, operasyonları saray rejiminin kadınlara, LGBTİ’lere ve emekçilere yönelik politikaları ile birlikte ele alarak değerlendirdi.
Operasyonların nafaka hakkının ve 11. ve 12. yargı paketlerinin tartışıldığı bir dönemde gerçekleştirildiğine dikkat çeken Kılıç, aynı dönemde kadın cinayetlerinin ve iş cinayetlerinde hayatını kaybeden çocukların gündemde olduğunu da ifade etti. İktidarın nüfus politikalarının kapitalist üretim ilişkilerinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini belirten Kılıç, kadınların yaşamlarının sermayenin ucuz iş gücü ihtiyacı doğrultusunda şekillendirilmeye çalışıldığını vurguladı. Mussolini İtalya’sı ve Nazi Almanya’sındaki nüfus politikalarını da hatırlatarak kadınların annelik rolleri üzerinden tanımlanmasının ve nüfusun artırılmasının tarihsel olarak ekonomik ve siyasal hedeflerle birlikte ele alındığını ifade etti. Bu politikaların işçi ve emekçi kadınların yaşamlarını da sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendirmeyi hedeflediğine dikkat çekti.
Kılıç, iktidarın aile söylemi üzerinden yaratmaya çalıştığı kutuplaşmanın toplumdaki gerçek karşılığının da sorgulanması gerektiğini belirtti. İktidara yakın çevrelerdeki kadınların dahi bu politikalara karşı olduğunu belirterek, “Bu bizi kutuplaştırabilecek bir konu değil” dedi.
'Ayrıştırma politikalarına karşı birleşik mücadele!'
İktidarın saldırılarının toplumsal örgütlülüğü de hedef aldığını belirten Kılıç, “LGBTİ mücadelesi de kadın mücadelesi de haklarımıza dair mücadeleler de aslında insanca bir yaşam mücadelesinin, asgari ücret mücadelesinin bir parçası” dedi.
Bu saldırılara karşı mücadelenin yalnızca tek tek hak alanlarındaki mücadelelerle sınırlı kalamayacağını söyleyen Kılıç, “Bulunduğumuz her yerde örgütlü mücadeleyi, sesimizi yükseltebilirsek asgari ücret mücadelesinde işçilerin yanında olursak, haklarını isteyen öğretmenlerin yanında olursak, bu mücadeleleri birleştirebilirsek saldırıların karşısında durabiliriz” diyerek örgütlü mücadelenin önemini vurguladı.
Etkinlik boyunca yapılan konuşmaların da gösterdiği gibi, saray rejiminin kadınlara, LGBTİ’lere ve emekçilere yönelik saldırıları da bu saldırılara karşı yürütülen mücadele de birbirinden bağımsız değil. Bu saldırılar karşısında haklarımızı ve özgürlüklerimizi savunmanın yolu ise iktidarın ayrıştırma ve yalnızlaştırma politikalarına karşı örgütlü ve birleşik mücadeleyi büyütmekten geçiyor.
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















