Genç kadınlar anlatıyor: Aklım işteyken derste, dersteyken işte kalıyor
Yüksek lisans öğrencisi kadınlar çalışma hayatı ve akademinin yarattığı güvencesizlik ve geleceksizlik sarmalında yaşadıklarını anlatıyor.

DİSK-AR’ın geçtiğimiz şubat ayında yayınladığı İşsizlik ve İstihdamın Görünümü Raporu’na göre, genç nüfus içerisinde işsizlik oranı yüzde 36 düzeyinde. 15-24 yaş arasındaki genç kadınlarda ise geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 45,8. Yani, her iki genç kadından birinin işsizlikle karşı karşıya olduğunu söylemek mümkün. Çalışan kadınlar açısından ise, tablo düşük ücret, uzun çalışma saatleri ve güvencesiz iş koşullarını işaret ediyor. Öte yandan, 2025 yılı YÖK verileri, lisansüstü öğrenimine devam eden kadın oranlarının yüksek lisans düzeyinde yüzde 50,6, doktora düzeyinde ise yüzde 51,3 olduğunu gösterse de lisansüstü öğrencileri sınırlı akademik kadro, yetersiz burs ve proje imkanları ile karşı karşıya. Konuştuğumuz kadınlar çalışma hayatı ve akademinin yarattığı güvencesizlik ve geleceksizlik sarmalında yaşadıklarını anlatıyor.

Kadro arıyorsanız vay halinize!

32 yaşındaki Güneş, ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü mezunu. Uzun yıllar özel sektörde çalıştıktan sonra, şirketin ortamına dayanamayarak istifa etmiş. Şimdi, aynı üniversitenin Medya ve Kültürel Çalışmalar Bölümü'nde yüksek lisans eğitimine devam ediyor. Bir şirkette freelance içerik yazarlığı yaparken, bir yandan da ek gelir sağlamak için günlük işlerde çalışıyor. "Gün içerisinde birden fazla yerde bulunmam gerekiyor, aldığım eğitime de yoğunlaşamadım" şeklinde anlatıyor yüksek lisansın ilk yılını. “Dokuz aydır herhalde ilk kez dinleniyorum” dedikten sonra duraksıyor ve devam ediyor: “Bin parçaya bölünüyorsun. Herkes ne kadar çalışkan olduğunu anlatıyor ama sen içten içe hep yetersiz hissediyorsun kendini.” Bugün, lisansüstü eğitimine devam eden bir öğrencinin güncel ihtiyaçları neler olabileceğini konuştuğumuzda, “Ne doğru düzgün bir burs imkanı var, ne de projeler yeterli. Kadro arıyorsanız vay halinize. Özellikle sosyal bilimler açısından imkanlar çok kısıtlı” cümleleriyle yanıt veriyor.

Her alanda ayrımcılık

Özel sektör koşullarında emekçi bir kadın olmayı konuşuyoruz. 28-29 yaşından beri girdiği tüm mülakatlarda “Evlenmeyi düşünüyor musunuz?” sorusu ile karşı karşıya kaldığını, evlilik ve hamileliğin özel sektör açısından bir risk faktörü olduğunu ifade ediyor Güneş.

2025 yılı aile yılı ilan edilirken, devlet/kamu kurumlarının hazırladığı politika belgelerinde kadın ve çocuk sağlığı üzerine bir söz söylenmediğinden, aslında politikasızlığın da bir politika üretme biçimi olduğundan bahsediyor. “Genç kadınlar açısından sağlığa erişim koşullarını nasıl değerlendirirsin?” diye soruyorum. HPV ve smear testinin düzenli olarak yapılması gerektiğini ancak devlet sigortası tarafından karşılanmadığı için özel hastanelerde bu testlerin ne kadar pahalı olduğunu vurguluyor: “Jinekoloji muayenesi için, devlet hastanesine gittiğinizde kötü muamele görmeniz o kadar yüksek bir ihtimal ki ben de dahil olmak üzere birçok kadın arkadaşım borç yaparak özel hastanelere gidiyor”

‘Hayatımı hiç kuramayacak gibi hissediyorum’

“Peki, Türkiye’de genç bir kadın olmak diye başlasam, cümleyi nasıl devam ettirirsin” diyorum sohbetimiz sırasında. "Ben hayatımı kuramamış ve hiç kuramayacakmış gibi hissediyorum. Bunun bana özgü bir durum olmadığını, hayatını kurmuş arkadaşlarımın da benzeri durumda olduğunu görüyorum. Bu bizimle değil, ülkenin koşulları ile alakalı” sözleriyle noktalıyor sohbetimizi.

Bitmeyen mesai

Irmak, 26 yaşında. Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünden mezun olduktan sonra, ODTÜ Kentsel Politika Planlaması ve Yerel Yönetimler alanında yüksek lisans eğitimine başlamış. Akademide kalmak için yüksek lisansa başladığını, ama ailesinden destek istemediği için çeşitli işlerde çalışmak zorunda kaldığını anlatıyor. Sohbet sırasında sık sık kendi hayatını kazanıyor olmanın bir kadın açısından çok önemli olduğunu belirtiyor. Sözleri şöyle: “Yüksek lisansın ilk yılı, bilgisayarı kapatıp derse geçiyordum. Dersi beklerken mesai işlerini hallediyordum. Sürekli bir yerlere koştururken hatırlıyorum kendimi.” O dönem küçük ölçekli bir işletmede çalıştığını, derse gidip gelmesi için şirketin izin verdiğini ama gündüz derste geçirdiği süreyi, gece geç saatlere kadar mesai yaparak kapattığını anlatıyor. “Hal böyle olunca, haftalık çalışma süresi olan 45 saati de aşıyordum” cümlesini ekliyor.

Kaygılarım bitmiyor

Akademik eğitimine ne kadar odaklanabildiğini soruyorum bu süreçte. “Dersteyken aklının işte kalması odağını mahvediyor bence, işteyken de aklın okulda kalıyor. Şimdi bakıyorum da bir döngünün içindeymişim” cümleleri ile tarif ediyor o dönemi. Ders döneminin ardından, kurumsal bir yerde çalışmaya başladığını, yine zamanla yarıştığını ve kaygılarının asla bitmediğini anlatırken şu cümleleri kuruyor: “Tez yazarken, iş yerinde ne olacağını ve ne diyeceklerini; işteyken de tezi nasıl bitireceğimi düşünüyorum.”

‘Sürekli moral bozukluğu ve umutsuzlukla yaşıyorum’

Son yıllarda artan suç ve şiddet vakaları üzerine konuşurken, onun yaşamını nasıl etkilediğini sorduğumda, “Sürekli moral bozukluğu ve umutsuzlukla yaşıyorum. Eskiden 100. Yıl Mahallesi’nde oturuyordum, mahallede gece dışarı çıkardım. Ayrancı’ya taşındığımdan beri, gece vakti tek başıma çıkmıyorum. İster istemez tedirgin hissediyorum” cümleleriyle özetliyor durumunu. Bu vakaların nedenleri üzerine konuşurken, hukuki yaptırımların yetersiz kaldığını ve cezasızlığın yaygınlaştığını ifade ediyor. Bu durumun da meşruiyet zemini oluşturduğunu vurguluyor: “On yıl önce belki insanlar söylemeye cesaret edemeyecekleri şeyleri artık söylüyor ve uygulayabiliyor. Sadece Türkiye’de değil, dünyada da böyle. İncel tartışmaları bu kadar büyüdü, düşünüyorum da, bu tartışmalar kendilerine meşru bir zemin bulamıyordu eskiden. İstanbul Sözleşmesi’nin iptal süreci, bu tarz toplumsal vakaları tetikledi bana kalırsa. Sözleşme kadınlar, LGBTİ’ler ve çocuklar için önemli bir dayanaktı.”

* İsimler değiştirilmiştir.

Fotoğraf: Canva

İlgili haberler
‘Nitelikli bir eğitim, okurken çalışmamak, mezun olduktan sonra iş bulmak hakkımız’

‘Daha öğrenciyken çalışmak zorunda kalıyoruz. Pandemiyle çalışabileceğimiz sektörlerde sınırlanmış durumda… Dışarıda da evden de çalışırken sömürülüyoruz…’

Yediğimiz lokmayı saymadığımız, part time işlerde tacize uğramadığımız bir öğrencilik!

Kadın öğrenciler hem ekonomik krizden hem de ailevi sorunlardan dolayı part time çalışıyor. Bazıları ailesine yük olmak istemiyor. Bazıları da ailesine karşı güçlü durmaya çalışıyor.

Okurken çalışan kadınlar, 2026 bütçesinden pay istiyor

Eğitim hayatlarını sürdürebilmek ve temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için iş ve okul arasında mekik dokuyan üniversiteli kadınların 2026 yılı bütçesinden talepleri eğitime, barınmaya bütçe.


  • EN SON
  • ÇOK OKUNAN
  • ÖNERİLEN

Editörden