Birimiz için adalet, hepimiz için adalet
Takibi sürdürmek, sahiplenmek, vazgeçmemek, unutmamak ve sürekli dayanışmak soruşturmanın da etkin yürütülmesini sağlamak, başka şüpheli kadın ölümlerini önlemek için önemli.

Geçtiğimiz salı günü, ülkenin nasıl bir ölüm makinesine dönüştüğünü, ölmenin hayatta kalmaktan daha kolay olduğunu gösteren bir gündü. Pek çok adliyede pek çok dava görüldü:
■    Eski Polis Memuru Cemil Koç tarafından öldürülerek, cansız bedeni bavul içinde yol kenarına bırakılan Üniversite Öğrencisi Ayşe Tokyaz cinayeti davası,
■    Cemil Koç’un Diyarbakır’da Türkmenistanlı Ejegül Ovezova’nın ölümüne ilişkin ‘Kadına karşı kasten öldürme’ suçundan yargılandığı dava
■   İstanbul’da, bebek acil hastalarını önceden anlaştıkları özel hastanelerin yenidoğan ünitelerine sevk edip ölümlerine neden olan ve haksız kazanç sağlayan 63 kişinin yargılandığı dava,
■    Aydın Güzelhisar Kız Öğrenci Yurdunda Üniversite Öğrencisi Zeren Ertaş’ın asansör kazasında hayatını kaybetmesine ilişkin kamu görevlilerinin yargılandığı dava,
■    Kocaeli Dilovası’da İŞKUR binasının yanındaki Ravive Kozmetik’te çıkan ve 3’ü kız çocuğu, 3’ü kadın 7 işçinin hayatını kaybettiği yangına ilişkin dava görüldü.

Dilovası davasına yakınlarını Hendek’teki, Gayrettepe’deki iş cinayetlerinde kaybeden aileler de gelmişti. Hendek’teki iş cinayetinde hayatını kaybeden bir işçinin kız kardeşi neden birbirlerinin davalarına sahip çıktıklarını şöyle özetlemişti: “Birimizin adaleti hepimiz için adalet demek.”

Kadına yönelik şiddet, şüpheli kadın ölümü, kadın cinayeti soruşturmaları ve davalarında da bu böyle. Örneğin, yüksekten düşme şeklinde gerçekleşen şüpheli kadın ölümleri açısından 2018 yılında yaşanan Şule Çet davası çok önemli bir örnek. Şule Çet, cinsel saldırıya uğradıktan sonra bir plazanın 20. katından atılarak öldürüldü. Ancak davanın ilk aşamasında olayın intihar olduğu iddia edilmiş ve sanıklar karakoldan serbest bırakılmıştı. Eğer kadınların ve kadın örgütlerinin güçlü mücadelesi olmasaydı bu dosya da büyük ihtimalle “intihar” denilerek kapatılacaktı. Kadınların mücadelesi ve kamuoyu baskısı olmadığı durumda, şüpheli kadın ölümlerinin üzerinin örtülmesi çok daha kolay hale geliyor.

Söz konusu şüpheli kadın ölümleri olunca, soruşturmanın ilk andan itibaren hızla ve etkin sürdürülmesi, tüm delillerin toplanması olayın aydınlatılması ve faillerin cezalandırılabilmesi açısından hayati önemde. Oysa, 8 Şubat günü şüpheli şekilde Muğla’da bir teknede ölü bulunan Bahar Taş’ın soruşturması, hiç olması gerektiği tempoda ilerlemiyor.

Neler oldu bu soruşturma sürecinde, neler olmadı? Bir kere daha hatırlayalım.
■    Basın ve açıklamalar yoluyla “doğal ölüm” izlenimi yaratılarak şüpheler görünmez kılınmaya çalışıldı. Patronunun bu olayda şüpheli olduğu Oto55 Şirketinin sosyal medya hesabından Bahar Taş’ın kalp krizi geçirdiği öne sürüldü. Taş ailesi ve avukatları bu yanıltıcı haber ve açıklamalara karşı, kendilerine verilen hiçbir resmi rapor, kesin tıbbi değerlendirme, adli tıp kurumu (ATK) ya da Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hiçbir resmi tebligat olmadığını söyleyen açıklama yapmak zorunda kaldı.
■    Şüpheli olarak tekne sahibi Savaş E. ve Tuncay T’nin ifadeleri alındı. Ancak şüpheliler ifadelerinin alınmasının ardından serbest bırakıldı. İfadeleri çelişkili olan şüpheliler, gözaltında iken soruşturmaya yön verebilecek kişilerin ifadeleri alınmadı.
■    Şüphelilerin ifadelerini de çelişkiye sokan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) sonuçları üzerinden Taş ailesi avukatlarının soruşturmanın derinleşmesi için yaptıkları talepleri henüz yerine getirilmedi, dosyaya girmedi. Şüphelilerin Bahar Taş’ı cansız bulduklarını belirttikleri ilk anda 112’yi aramadıkları ortaya çıktı.
■     Bahar Taş’ın ölümünün ardından Cumhuriyet Başsavcılığı, Taş ailesine ulaşıp ifadelerine başvurmadı. Bahar Taş’ın erkek kardeşi Yoldaş Taş, 11 Şubat tarihinde Muğla’ya giderek kendisi ifade vermek için talepte bulundu.
■    Dosyada ilerleme sağlayabilecek birçok talep, ancak ailenin savcılıkla yaptığı görüşmelerden sonra yerine getirilmeye başlandı.
■    Bahar Taş’ın olay yerindeki ceketi ve ayakkabısı aileye kolluk tarafından teslim edilmedi, teknede bırakıldı.
■    Şüpheli Tuncay T’nin sahibi olduğu Oto55’in ortağı Taha Ç, 17 Şubat günü sabaha karşı Bahar Taş’ın kardeşi Yoldaş Taş’ı defalarca arayıp tehdit edip hakaret etti. Suç duyurusuna rağmen ifadesi hâlâ alınmadı.
■    Ölümünün üzerinden bir aydan uzun süre geçti ancak, Bahar Taş’a ait toksikoloji raporu, kan tetkiki sonucu, kesin ölüm sebebi dosyaya girmiş değil.

Yani, Bahar Taş’ın şüpheli ölümüne ilişkin atılan yavaş adımlar, yanlış ve yönlendirici haberler, normalde kısa sürede çıkması gereken tahlil sonuçlarının 1 ayı geçkin süredir çıkmaması, şüphelilerin serbest bırakılması, olayın aydınlatılması için önemli kişilerin ifadelerinin alınmamış, Yoldaş Taş’ın ifadesinde belirttiği şüphelerin araştırılmamış olması her geçen süre Bahar Taş’ın ölümünü aydınlatmayı zorlaştırıyor.

Bahar Taş’ın aile ve avukatlarının çağrı yaptığı bugün (26 Mart) iki buluşma var. Soruşturma sürecindeki eksiklerin dile getirileceği, şüpheli ölümün aydınlatılmasına yönelik taleplerin dile getirileceği basın toplantısı Aydın’da Nevzat Biçer Salonu’nda gerçekleşecek. Milletvekilleri, kadın örgütleri, emek ve demokrasi örgütleri, barolar da katılacak. Ardından cezasızlık politikalarına karşı mücadele yöntemlerini tartışmak üzere 19.00’da Aydın’da Çeştepe Cemevi’nde bir kadın buluşması gerçekleşecek.

Takibi sürdürmek, sahiplenmek, vazgeçmemek, unutmamak ve sürekli dayanışmak soruşturmanın da etkin yürütülmesini sağlamak, başka şüpheli kadın ölümlerini önlemek için önemli. “Çünkü birimiz için adalet hepimiz için adalet demek.”


Editörden