Ayşe Tokyaz dosyası: Bir cinayeti mümkün kılanlar
'Ayşe Tokyaz'ın katledilişinin birinci yılında hatırlanması gereken en önemli nokta, adalet arayışının yalnızca mahkeme salonlarında verilen bir mücadele olmadığıdır.'

Ayşe Tokyaz’ın hayattan koparılışının üzerinden bir sene geçti. Ayşe'nin sevinçlerini, hüzünlerini anlatmak; hayatının biricikliğini yaşatmak ve anılarıyla hatırlamak için adalet mücadelesini ısrarla sürdürmek, maruz bırakıldığı organize karanlığı teşhir etmek, bu davanın münferit bir olay olmadığını her fırsatta dile getirmek bize düşüyor. Ayşe Tokyaz'ın öldürülmesi öncesinde dile getirilen uyarıların, koruma mekanizmalarının yetersizliğinin ve yargı sisteminin katilleri koruma ve aklama konusunda nasıl profesyonelce hareket ettiğinin emsalleri arasına bir yenisini daha ekledi.

Ayşe Tokyaz cinayetinde suç nasıl halka halka örüldü?

Kadınların yaşamının sonlanmasına kadar işlenen her suçun cinayette payı var. Kadınlar gündelik hayatlarında sistematik şiddeti birçok farklı yönüyle yaşıyorlar. Yaşadığı şiddeti fark edebilen ve yardım isteyen kadınlar, şikayetçi oldukları andan itibaren bir suç zinciri halka halka birleşmeye başlıyor. Karakollara, kolluk kuvvetlerine başvuran kadınların şikayetleri dinlenmiyor, geçiştiriliyor ve daha kötüsü şiddet failleriyle uzlaşmaya zorlanıyorlar. Yani devlet eliyle şiddete katlanmaya mecbur bırakılıyorlar. Kurumların şiddeti önlemede yetersiz kalması, bunun da ötesinde şiddeti meşrulaştırması ve suçluyu koruması yargıya olan güvenin yekten sarsılmasına sebep oluyor.

Ayşe Tokyaz cinayeti bu gerçekliği çok açık bir şekilde gözler önüne seriyor. Kız kardeşinde bir şeylerin değiştiğini, Ayşe'nin yaşadığı tehditleri ve maruz kaldığı şiddeti fark eden Esra Tokyaz, kardeşini koruyabilmek için elinden geleni denedi. Karakollarda yaptığı suç duyurusundan itibaren dediklerine inanılmadı, sözleri dinlenmedi, doğru düzgün bir tutanak bile tutulmadı. Şikayetinden vazgeçmesi için ikna edilmeye çalışıldı. Defalarca kardeşini failin evinden çıkarmak için polislerden yardım istedi; o durumda bile kardeşini almaya tek başına gitmek zorunda kaldı. Suç halkaları burada birleşmeye başladı.

Cinayet işlendikten sonra yargı sürecinde de suç örgütlenmeye devam etti. Deliller olay anından itibaren toplandı ve failin eline sunuldu. Cinayetin çözülmesi ve suçluların cezalandırılması için gereken süreç, failin elini güçlendirecek şekilde işledi. Otopsi detaylarına kadar adli tıp bilgileri failin elindeki kağıttan okundu.

Burada failin aldığı profesyonel destek apaçık gözüküyor. Bununla da bitmiyor, fail istediği gibi Ayşe'ye ve kız kardeşi Esra'ya hakaretler savurmaya devam ediyor.

Aileler yalnızca yas tutmuyor

Ayşe Tokyaz'ın yaşamını yitirmesinin ardından kardeşi Esra Tokyaz, yaşadığı acıya rağmen kardeşinin mücadelesini sahiplenmeye devam etti. Yargı sürecinde etkili olacak bütün delilleri ve insanları tek tek topladı. Gerek basın açıklamaları gerek sosyal medya aracılığıyla olayın unutulmaması için yoğun çaba gösterdi. Dava sürecini yakından takip ederek yalnızca kardeşi Ayşe için değil, yaşamını yitiren tüm kadınlar adına adalet talebini dile getirdi. Failin, Ayşe Tokyaz’dan önce ölümüne sebep olması nedeniyle ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle yargılandığı Ejegül Ovezova'nın davasının da takipçisi oldu. Eğer adalet Ejegül için tecelli etseydi Ayşe’nin hâlâ hayatta olacağının her seferinde dile getirdi. Onun kararlı tutumu, birçok kadın örgütü ve sivil toplum kuruluşunun desteğiyle daha geniş bir kamuoyu oluşturulmasına katkı sağladı.

Esra Tokyaz'ın yürüttüğü mücadele, Türkiye'de kadın cinayetlerinin ardından ailelerin üstlenmek zorunda bırakıldığı ağır yükü de gözler önüne serdi. Yakınlarını kaybeden aileler yalnızca yas tutmakla kalmıyor; aynı zamanda delillerin eksiksiz toplanması, soruşturmanın etkin yürütülmesi ve davaların kamuoyu gündeminde kalması için de çaba harcıyorlar. Bu durum, adalet arayışının çoğu zaman yalnızca mahkeme salonlarında değil, toplumun vicdanında ve kamuoyu nezdinde de sürdürülen uzun soluklu bir mücadeleye dönüştüğünü gösteriyor.

İsimler değişiyor ama suç mekanizması değişmiyor

Ayşe Tokyaz, Münevver Karabulut, Rojin Kabaiş ve daha yüzlerce kadının hikayesi birbirinden farklı görünse de ortak bir noktada birleşiyor: Yaşam haklarının korunamaması ve sonrasında işletilen o organize cezasızlık mekanizmaları.

Münevver Karabulut davası bu durumun en acı verici örneklerinden biriydi. 3 Mart 2009'da henüz 17 yaşındaki Münevver Karabulut, Cem Garipoğlu tarafından vahşice katledildi. Cinayetin ardından failin yaklaşık altı ay boyunca yakalanamaması, arkasındaki gücün nasıl devreye sokulduğunu ve yargı süreçlerinin nasıl ağırdan alındığını gösteren ilk emsallerden biri oldu. Tıpkı Ayşe'nin davasında katilin profesyonelce yönlendirilmesi, ona zaman kazandırılması ve delillerin daha en başından savunmanın elini güçlendirecek şekilde toplanması gibi; Karabulut davasında da delillerin toplanmasındaki şaibeler ve failin uzun süre koruyucu bir ağla gizlenmesi davanın seyrini belirledi. Karabulut ailesi yalnızca kızlarını kaybetmenin acısıyla kalmadı; tıpkı Esra Tokyaz gibi yıllarca süren, spekülasyonlarla dolu, adeta iğneyle kuyu kazar gibi yürütülen bir hukuk mücadelesini tek başına sırtlamak zorunda bırakıldı.

Üniversite öğrencisi Rojin Kabaiş'in kaybolmasının ardından yürütülen arama ve soruşturma süreci de devletin koruyucu ve önleyici mekanizmalarının ne kadar geç ve isteksiz devreye girdiğinin en somut kanıtı oldu. Ayşe'nin karakol kapılarında feryat eden sesinin duyulmaması, şikayetlerinin geçiştirilmesi ve tutanakların dahi doğru düzgün tutulmaması gibi; Rojin’in kaybında da ilk andan itibaren delillerin etkin ve hızlı bir süreçle incelenmemesi, soruşturmanın karartılmaya çalışılmasına zemin hazırladı. Babası Nizamettin Kabaiş’in defalarca olayın tüm yönleriyle araştırılması yönündeki ısrarlı feryadı, şüpheli ölümler ve kayıp dosyalarında da ailelerin uzun yıllar boyunca adaleti tırnaklarıyla kazıyarak kazanmak zorunda kaldığını açıkça gösterdi.

Şiddet zincirinin kırılabilmesi bizimle mümkün

Kadın cinayetleri davalarında sıkça tartışılan konulardan biri cezasızlık algısıdır. Türkiye'de kasten öldürme suçuna ilişkin ağır cezalar Türk Ceza Kanunu'nda açıkça düzenlenmiş olsa da sorun kanunların varlığından değil; bu kanunların failleri aklamak, onları korumak ve kollamak adına esnetilmesinden kaynaklanmaktadır. Ancak bir kadının yaşam hakkı yalnızca mahkeme salonlarında değil; ilk şikayetin yapıldığı karakolda, verilen koruma kararında, yapılan risk analizinde ve kamu görevlilerinin sorumluluklarını eksiksiz yerine getirmesiyle korunabilir.

Kadın cinayetleri karşısında devletin yalnızca suç sonrasında ceza veren bir mekanizma değil; yaşam hakkını koruyan, ihmalleri soruşturan ve kamu görevlilerini de hesap verebilir kılan bir yapıya sahip olması gerektir.

Tam da bu yüzden; şiddetin önlenebilmesi için kadınların ekonomik bağımsızlığını güçlendiren sosyal politikalar, nitelikli eğitim, etkin koruma mekanizmaları ve hukukun eşit uygulanması talebini örgütlü bir şekilde söylemeliyiz. Bu talepleri sokağın, iş yerlerinin, mahallelerin sesi kılmalı; yan yana gelerek dayanışma ağlarımızı ilmek ilmek örmeliyiz.

Çünkü tüm bu yapısal adımların atılmasını, yasaların kağıt üzerinde kalmayıp uygulanmasını sağlayacak olan yegane güç kadınların örgütlü iradesidir. Biz kadınlar olarak örgütlülüğümüzü her zaman; yani sadece bir cinayet işlendiğinde ve mahkeme salonlarında adalet ararken değil, bu suçun henüz işlenmeden önlenmesi, şiddet zincirinin en başında kırılması için de her an ortaya koymalıyız. Devlete sorumluluklarını hatırlatacak, onu hesap vermeye ve yükümlülüklerini yerine getirmeye zorlayacak olan şey, mahkemelerin veya sistemin kendi vicdanı değil; bizim yan yana gelişimiz ve örgütlü mücadelemizdir.

Her kadın cinayeti yalnızca bir yaşamın sona ermesi değil, aynı zamanda toplumun adalet duygusunun da ağır bir sınavdan geçmesi anlamına gelmektedir. Ayşe Tokyaz'ın katledilişinin birinci yılında hatırlanması gereken en önemli nokta, adalet arayışının yalnızca mahkeme salonlarında verilen bir mücadele olmadığıdır. Gerçek adalet, benzer cinayetlerin bir daha yaşanmamasını sağlayacak toplumsal ve kurumsal dönüşümlerin hayata geçirilmesiyle mümkün olacaktır.

Dayanışma kök salmalı
Küçükçekmece Belediyesi, Ayşe Tokyaz’ın anısını yaşatmak amacıyla Atakent Mahallesi’nde onun ismini taşıyan bir parkın açılışını gerçekleştirdi. Ayşe doğayı, ağaçları çok severmiş; onun anısının bu parkta yaşatılması, sadece hafızalarda kalan kuru bir hatıra mekanı olarak kalmamalı. Burası biz kadınların parklarda birlikteliklerimizi büyüttüğü, yeni buluşmalar ve yeni tanışıklıklarla yan yana gelerek daha da güçlendiği, umudun kök saldığı bir yer olmalı. 
Ayşe Tokyaz'ın adalet arayışının kadınlar tarafından nasıl sahiplenildiğini ve mücadelesinin nasıl yaşatıldığını gösteren canlı bir mekan olarak hatırlanmalı.
Tıpkı bu parkı var eden ağaçların toprak altında gözle görülmeyen kök ağlarıyla birbirine bağlanması, birbirlerinin yarasını sarması ve beslemesi gibi; kadınlar da görünmez ama sarsılmaz dayanışma bağlarıyla birbirine tutunmalı. Ağaçların gövdesindeki o iletim demetlerinin can suyunu en uçtaki yaprağa kadar taşıması gibi, biz kadınlar da adalet ısrarımızı ve umudumuzu birbirimizin kalplerine taşıyalım. Ancak o zaman bu hafıza mekanı, hayatını kaybeden kadınların adaletinin sağlandığı ve mücadelesinin kadınlar tarafından sahiplenildiği bir simge haline gelebilir.
Esra'nın da dediği gibi; birlikteliğimize güveniyoruz, tek başına değiliz. Biz kadınlar, birbirimizden aldığımız güçle o suç halkalarını kıracağız. Her adımda birbirimizi koruyup kollayarak bunu yapacağız.

Fotoğraf: Ayşe Tokyaz

İlgili haberler
Üniversiteli kadınlar Ayşe Tokyaz cinayetini konuştu: 'Polis neye güvenerek delil karartıyor?'

Artan kadın cinayetleri ve kolluk kuvvetlerinin suça ortak olması üzerine neler düşündüklerini Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesinden kadınlarla konuştuk.

Kadınlar Küçükçekmece’de Ayşe Tokyaz için buluştu

Küçükçekmece'de eski polis memuru tarafından katledilen Ayşe Tokyaz için bir araya gelen kadınlar, 30 Haziran Salı günü görülecek üçüncü duruşma öncesinde adalet çağrısı yaptı.

Ayşe Tokyaz davasında savcı mütalaasını verdi

Savcı mütalaasında sanık Cemil Koç ve Oğuz Kal'a canavarca hisle eziyet çektirerek öldürme suçundan en üst hadden ceza verilmesini istedi.


Editörden