Adalet Bakanlığı koltuğuna oturan her yeni isim, kamuoyuna “reform” ve “hukukun üstünlüğü” vurgusuyla seslenir. Ancak kadınlar ve LGBTİ’ler açısından belirleyici olan, söylemden çok siyasal ve yargısal pratiktir. Bugün bu koltukta oturan Akın Gürlek’in geçmiş görevleri ve kamuoyuna yansıyan davalardaki tutumu, önümüzdeki döneme dair önemli ipuçları veriyor.
Geçmiş geleceğin habercisi
Akın Gürlek, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak görev yaptığı dönemde kamuoyunda uzun süre tartışılan kararlara imza atmıştı.
Gürlek’in başkanı olduğu İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin Enis Berberoğlu hakkında verdiği hak ihlali kararını uygulamayarak AYM’nin kararını tanımamıştı.
Gürlek ayrıca, CHP eski İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nu, sosyal medya paylaşımları nedeniyle 9 yıl 8 ay hapse mahkum etmişti.
Gazeteci Can Dündar’ın gayrimenkullerine el koyma kararına da Gürlek imza atmıştı.
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Şebnem Korur Fincancı’yı 2,5 yıl hapse mahkum eden de yine Gürlek’ti.
Akın Gürlek’in İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı döneminde ise yine muhalifler aleyhine soruşturmalar yürütüldü. Bu soruşturmalar arasında, Esenyurt ve Şişli Belediyelerine kayyım atanmasına gerekçe edilen “kent uzlaşı” soruşturması, Aziz İhsan Aktaş soruşturması olarak da bilinen Beşiktaş Belediyesi soruşturması, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) soruşturması, menajer Ayşe Barım’ın Gezi direnişi ile ilişkilendirilerek tutuklanması en öne çıkanlar oldu.
Adalet Bakanı olarak atandıktan sonraki konuşmalarında “aileyi koruma”, “toplumsal değerleri güçlendirme” ve “reform” başlıklarını öne çıkaran Gürlek’in geçmişi, gelecekte yapacaklarının işaretini veriyor. AKP iktidarı döneminde, “aile” kavramı kadınların her türden haklarına saldırılar içeren girişimleri süslemek için sık sık kullanılır hale geldi. Erken yaşta evliliklerin özendirilmesi, çok çocuk hedefli nüfus politikaları ve kadını sadece aile içinde görmek isteyen zihniyet, dönemimizin en büyük problemlerinden biri. Özellikle Medeni Kanun’a yönelik tartışmalar ve boşanma süreçlerinde arabuluculuğun zorunlu hale getirilmesi girişimleri, kadınları şiddet gördükleri evliliklerde kalmaya zorlayabilecek bir zemini işaret ediyor. Oysa aile içi şiddet vakalarında devletin görevi uzlaştırmak değil, şiddet göreni korumak olmalı.
11. Yargı Paketi kapsamında tartışılan ancak pakete dahil edilmeyen bazı düzenlemelerin ayrı bir yasa olarak geçirilmek istenmesi de bu bağlamda okunmalı. LGBTİ’leri hedef alan maddelerin özel bir siyasal kampanya eşliğinde yasalaştırılması, yalnızca belirli bir toplumsal kesime dönük saldırı değil. Bu aynı zamanda kadın hareketiyle LGBTİ mücadelesinin ortaklaşmasının önüne geçmeye, LGBTİ mücadelesini yalnızlaştırmaya yönelik bir hamle.
Boşanmanın zorlaştırılması, nafaka hakkının sınırlandırılması ve ara buluculuk mekanizmasının şiddet vakalarına rağmen devreye sokulması gibi projeler, kadınların ekonomik ve fiziksel güvenliğini doğrudan olumsuz etkileyecektir. Türkiye’de kadın istihdam oranlarının düşüklüğü ve bakım yükünün neredeyse bütünüyle kadınların omzunda olduğu gerçeği ortadayken, nafakanın hedefe konulması sosyal devlet ilkesine aykırıdır. Bu tür düzenlemeler, kadınları yoksulluk ve şiddete mahkum eder.
Akın Gürlek’in geçmiş yargı pratiği ve bugünkü siyasal söylemi birlikte değerlendirildiğinde, önümüzdeki dönemde “reform” adı altında hak alanlarının daraltılacağı açık. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin tartışmalar sürerken, kadınlar ve LGBTİ’ler açısından asıl soru şu: Hukuk, hak arama mücadelesinin güvencesi mi olacak, yoksa siyasal iktidarın ideolojik tercihlerini tahkim eden bir araca mı dönüşecek?
Mücadeleleri ortaklaştırmak şart
Erkek egemen düzenin hedef aldığı her kesim, aynı eşitsizlik rejiminin farklı yüzleriyle karşı karşıya. Bu nedenle LGBTİ’lere dönük her kısıtlama, kadınların yaşam alanını da daraltır; medeni haklara yönelik her saldırı, demokratik kazanımları geriye götürür.
Bugün ihtiyaç duyulan şey, hak mücadelelerini ortaklaştıran bir perspektiftir. Yargının ve yasamanın yönelimi ne olursa olsun, kadınlar ve LGBTİ’ler kazanılmış haklarını birlikte savunmaya devam edecektir. Çünkü eşitlikten uzaklaşan her düzenleme, yarın başka bir hakkın daha tartışmaya açılmasının zeminini hazırlar. Kadınlar ve LGBTİ’ler yıllardır olduğu gibi bugün de haklarını birlikte mücadele ederek savunacak ve özgürlüklerini birlikte kazanacaktır.
Fotoğraf: DHA
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















