Yemekhane işçisi Nermin: Hiçbir şeye mecalim kalmıyor
Çoğumuz Aliağa dışından gelen insanlarız ve hepimizin işe çok ihtiyacı var. İşverenler de bunun farkında, bu yüzden ‘Bizim size ihtiyacımız yok, sizin bize ihtiyacınız var’ diyebiliyorlar.

Binlerce işçinin çalıştığı Aliağa sanayi havzasındaki fabrikaların yemekhanelerinde ya da temizlik işlerinde çalışan bir çok kadın, asgari ücret karşılığında uzun saatler ter döküyor.
Kocaeli’den Aliağa’ya taşınan Nermin de yemekhane işçisi kadınlardan. Bir süre Aliağa rafinerisinin yemekhanesinde çalışan Nermin, fazla mesai ücretlerini alamadığı için işten ayrılmış. Şimdi başka bir yemekhanede çalışıyor ama çalışma koşullarının pek de değişmediğini anlatıyor.

SERVİSLERİ KALDIRMAYIP FAZLA MESAİYE ZORLUYORLARDI
Rafineri yemekhanesinde taşeron şirkete bağlı olarak servis bölümünde çalışan Nermin’in oradayken en şikayetçi olduğu meselenin fazla mesaiye zorlanmaları olduğunu söylüyor. “Servisteydim, yemek dağıtıyorduk sadece, ama servis bittikten sonra kampa gönderiyorlardı. Orada ya servise veriyorlardı ya bulaşığa ya da sebze hazırlamaya... Kampta, örneğin işçiler için bir eğlence düzenlediler, o eğlencede yüzlerce masa sandalye üzerimizden geçti; kamyonlarla geldi ve gitti, biz kadınlar yükledik, ben de taşıdım.”

İşe girerken asgari ücret karşılığında, sabah sekizden akşam dörde kadar çalışacağını söylemişler kendisine ama fiiliyatta hiç öyle olmamış: “Bana akşamüzeri dörtte işin biter dediler ama beşte de çıktım, altıda da, gece on ikide de... Mesaiye kalmak istemediğimizde servisleri kaldırmıyorlardı. Rafineri inşaatının çıkış kapısı uzak ve şantiye içerisinde serbest dolaşmak yasak olduğu için mecburen mesaiye kalıyorduk. Bunlar yetmezmiş gibi mesai ücretlerimizi de yatırmıyorlardı. Öğle yemeği molasını ücretimizden kesiyorlarmış, yemek molası dediğim de öyle 1 saat sürmüyordu. Yemeğini bitiren hızlıca işinin başına geri dönüyordu.”

MASRAF OLMASIN DİYE...
Rafineride çalışma şartlarının ağırlığı ve uzun mesailerin yanısıra bir de giyinme odası, tuvalet ve hijyen sorunları bulunduğunu belirten Nermin, şöyle devam ediyor: “Kampta herkesin soyunma odası ve dolapları var ama biz mesela birimlerde çalışıyorduk, orası bildiğin depo; küçük bir tuvalet var, kadınlar burada giyinip soyunmak zorunda kalıyor. İdare etmemizi söylüyorlardı durumu... Çalıştığımız firmanın genel müdürü merkezden gelip bir toplantı yaptı bizimle; derdiniz nedir diye sormadı. Kullanıp atmamız gereken tek kullanımlık eldiven ve bonelerin maliyetinin bir ev parasına mal olduğunu, hemen kullanıp atmamamızın şirketin yararına olacağından bahsetti. Yıkayıp tekrar giymemiz gerektiğini söylüyorlar yani. Bu toplantıdan sonra mesela aşçımız aynı boneyi üç gün boyunca taktı.”

Aliağa’da 29 Ekim gibi resmi tatillerde fazla mesaileri vermediklerini, öğleden önce kullanmaları gereken 15 dakikalık molalarını kullanamadıklarını, bir saatlik yemek molalarını ise 5 bin kişinin yemeğini dağıttıktan sonra masaları silip, düzeni sağladıktan sonra ancak kullanabildiklerini anlatıyor.

İŞ KAZALARI TUTANAĞA GEÇMİYOR
Yemekhanelerde çok iş kazası olduğunu, ama işverenlerin tutanaklara iş kazası olarak geçmemesi yönünde baskı yaptığını söyleyen Nermin, “Bir kadın arkadaşın ayağına box düştü ve ayağı çatladı. İşten çıkartırız diye tehdit ederek iş kazası dedirtmediler. Kaza tehlikesi olan bir işte çalışıyoruz, çok sıcak yemekler geliyor ve boxları biz kadınlar taşıyoruz. Elinden kayabilir, üzerine dökebilirsin, belin incinebilir ki oluyor da bunlar. Sürekli kepçe tutmaktan parmağımı hissetmiyorum, iki öğün 5 bin kişiden 10 bin kişiye yemek veriyordum” diyor.

FİRMANIN GÖZÜNDE HİÇBİR ŞEYSİN
Yemekhane işçisi kadınların sabah erken saatte başlayan mesailerinin akşama kadar hiç durmadan sürdüğünü, ama hiçbir değer görmediklerini ifade eden Nermin, “Firmanın gözünde hiçbir şeysin. Ya hiç dinlemiyorlar seni ya da dalga geçiyorlar, önemsemiyorlar” diye yakınıyor.

ÜÇ KİŞİNİN İŞİNİ YAPIYORUM
Nermin, şimdi çalıştığı yemekhaneye ise kredi borcundan dolayı, alelacele girmiş. “Boşta kalmamam lazım” diyor. “Kısmen daha iyi” olduğunu düşündüğü şartlara rağmen, burada da uzun süre kalabileceğini düşünmüyor. Nedenini ise şöyle açıklıyor; “Bunaldım, yoruldum, sıkıldım... Yanıma eleman almayı düşünmüyorlar, eleman eksik değilmiş gibi davranıyorlar. Üç kişinin işini yapıyorum şu anda. Lokantanın dağıtım bölümündeyim, işçiler öğle ve akşam geliyorlar. Akşam özellikle çok kalabalık oluyor. Gündüz hem dağıtım yapıyorum hem de bulaşıkları yıkıyorum. İşimi kaybetmemeye çalışıyordum ama sırt ağrılarım var, bir sürü insana yemek veriyorum. Kaşık çatal gibi eksikler de var o da etkiliyor; tabaklar masada bırakılıyor, onlar mı toplanacak, bulaşıklar mı yıkanacak, masalar mı silinecek?”

YORGUNLUKTAN UYUYAMIYORUM BİLE...
Daha iyi şartlarda çalışmak ve kendine vakit ayırmak isteyen Nermin’in iş arayışı devam edecek belli ki. Kocaeli’den buraya geldiği şubat ayından beri bir kez tiyatroya gidememiş mesela. “Kolumu kaldırmaya mecalim olmuyor. Yorgunluktan uyuyamıyorum bile. Bebeği olan kadınlar var, ya anneler ya kayınvalideler bakıyor çocuklara. Bazıları almıyor bile çocuğunu mecburen. Çoğumuz Aliağa dışından gelen insanlarız ve hepimizin işe çok ihtiyacı var. İşverenler de bunun farkında, bu yüzden ‘Bizim size ihtiyacımız yok, sizin bize ihtiyacınız var’ diyebiliyorlar. Bu kadar basit her şey... Eve gidip bir sallama çay ya da bir kahve içiyorum, sonra ‘Çocuklar ben yatıyorum’ deyip yatıyorum. Okumaya ya da televizyon izlemeye mecalim yok” diyor.
Kahvaltı salonu açıp kendi işini yapmak istiyor. “Birazcık birikimim olsa bugün başlarım ama yalnız olunca olmuyor işte. Oğlum Melih okulu bitirse, diğer oğlum Mehmet askerden dönüp kendi mesleğini yapsa belki o zaman nefes alırım. Nefes almak çok zor!”

İlgili haberler
Sevim

Demir çubukla ateşi karıştırıyor Sevim. Saca dizdiği hamurları dans ettirir gibi oynuyor sonra. ‘Esk...

Oy hakkının işçi kadınları

İşçi kadınlar, burjuva kadınların ‘küçük kızkardeşleriydi’. Oy hakkı elde edilene kadar aynı safta o...

Değil 2 bin 4 bin lira olsa yetmez!

Üstü kapalı cümlelerle, bazen de yüksek sesle kadın işçilerin asgari ücret sitemi ortadaydı: ‘Yine p...