AKP, Türkiye’de kesintisiz bir şekilde en uzun süre iktidarda kalan partilerden biri. Çeyrek asra yakın süredir devam eden iktidarında; uyguladığı ekonomik programlar ve çıkardığı yasalarla uluslararası ve yerli sermayenin çıkarlarını öncelerken, kadın işçi ve emekçilerin tüm hak ve kazanımlarını ise hedef tahtasına oturttu.
Bu 24 yılda ücretler sistematik bir şekilde düşürüldü, asgari ücret genel ücret hâline getirildi ve esnek-güvencesiz çalışma biçimleri alabildiğine yaygınlaştırıldı. Özelleştirmelerle eğitim ve sağlık gibi kamusal hizmetler paralı hâle getirildi. Kadınların kamusal hizmetlere erişimi zorlaştırılırken üzerlerindeki bakım yükü artırıldı. Yoksulluk derinleşti, şiddet her yönüyle körüklendi. Yanı başımızda yaşanan emperyalist savaşın bu tabloyu daha da ağırlaştırmaya gebe olduğu ise aşikârdır.
İşçi ve emekçi kadınlar, 8 Mart’ta bu ağır tabloya itirazlarını çeşitli eylem ve etkinliklerle ortaya koyacak, taleplerini dile getirecekler. Bu ağır saldırı karşısında beklenen; işçi kadınların sendikaları aracılığıyla, fabrika ve iş yerlerinden başlayarak ülke genelinde 8 Mart’ı örgütleyebilmeleri ve sendika yöneticileri tarafından bunun koşullarının yaratılmasıdır. Ancak bugün için 8 Martların bu düzeyde örgütlendiğini söylemek güçtür.
Sendikalarda kadın mekanizmaları ve sınırları
İşçi kadınlar içerisinde eşit ve şiddetsiz bir yaşam talebi ile bu talepler için mücadele eğilimi düne oranla daha güçlü. Bunu; eşit işe eşit ücret mücadelesinden sözleşme taslaklarına özgün taleplerin yazılmasına, iş yerindeki taciz ve mobbinge verilen tepkiden kadın cinayetleri karşısındaki isyana kadar çeşitli şekillerde görmek mümkündür. Elbette bu eğilimin güçlenmesinin Türkiye’deki kadın hareketinin gelişimi ile doğrudan ilişkisi vardır.
İşçi kadınlarda özgün talepleri için yan yana gelme eğilimi güçlendikçe sendikalar da adım atmak durumunda kalmış; kimisi kadın komisyonu kurarken bir başkası dergi çıkarmıştır. Bu açıdan ilk adımı atan işçi konfederasyonu DİSK olmuş; konfederasyon düzeyinde kurulan kadın komisyonunun yanı sıra Birleşik Metal ve Genel-İş sendikalarında da merkezi kadın komisyonları oluşturulmuştur.
Türk-İş’e bağlı sendikalardan Sağlık-İş, merkezi düzeyde bir kadın komisyonu kurarak bunu şubeler düzeyinde örgütleme çabasındayken; Türk Metal ise şubat ayında genel merkez bünyesinde 20 kadın iş yeri temsilcisinden oluşan bir “kadın işçiler bürosu” kurulacağını ilan etmiştir. Petrol-İş Sendikası ise dört aylık periyotlarla merkezi bir kadın dergisi çıkarırken kadın komisyonu sadece Gebze şubesinde mevcuttur.
Karar mekanizmalarında kimin sözü geçiyor?
Kadın komisyonu, işçi kadın bürosu ya da kadın dergisi gibi mekanizmaların yaratılması; 25 Kasım ve 8 Mart gibi gündemlerin işçi kadınların odağına taşınması açısından önemlidir. Ancak esas soru şudur: Bu mekanizmalar işçi kadınları sürece ne düzeyde dâhil ediyor?
Merkezi komisyonlar genellikle şube yöneticilerinin belirlediği kadın temsilcilerden oluşuyor. Ancak komisyon toplantısı öncesinde fabrikalarda tüm kadın üyelerin katılımıyla toplantılar yapma, talepleri ve eylem biçimlerini birlikte belirleme gibi demokratik süreçler işletilmiyor. Çoğunlukla merkez komisyon toplanıp her şeyi kararlaştırıyor; kadın işçilerden ise sadece bu kararları uygulaması bekleniyor. Bu durum, kadınların öznesi olmadıkları bir süreci sahiplenme isteğini zayıflatıyor. İşçi kadınlar karar süreçlerinin dışında tutulduğunda, yapılan eylemler "zevahiri kurtarma" çabasından öteye geçemiyor.
Son sözü işçi kadınlar söylemeli
Kuşkusuz kadın komisyonlarının işlevi sadece özel günleri planlamak olmamalıdır. Ancak 8 Mart’ın sermayeye karşı ekonomik ve politik hak mücadelesinden doğduğu hatırlandığında, işçi kadınların kendi örgütleriyle bu eylemlere katılımının önemi daha iyi anlaşılır.
Yaygın, güçlü ve kitlesel 8 Martlar; ancak işçi ve emekçi kadınların bizzat seçtikleri temsilcilerle doğrudan dâhil oldukları mekanizmaların kurulmasıyla mümkündür. Kararların birlikte alınıp uygulandığı bir yapıda son sözü onlar söyler. Böyle bir demokratik mekanizmanın inşası; işçi kadınların sendikal bürokrasiye karşı yürüteceği gerçek bir işçi demokrasisi mücadelesinin en temel konusudur.
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















