İmkansız değil, lütuf hiç değil: Ücretsiz kreş hakkı
‘Bir çocuğu büyütmek hiç kolay değil. Ey o yolla doğurmayın bu yolla doğurun diyenler, doğurduğumuza bakabiliyor muyuz gelin de görün!’

Balkonuna saksıda çiçek asanların mevsimi geldi. Kaldırımları hızlı hızlı adımlarken, “Küçük çocukları yok sanırım” diyorum, “Balkonun ardındaki camlarda el izlerini bırakacak, yerlere ekmek kırıntıları dökecek...” Derin bir nefes alıyorum yol üstündeki markete girerken, “Keşke en büyük derdimiz evin içindeki oyuncaklara basmadan yürümeye çalışmak olsaydı...”

Çocuklarla büyüyen sorunlar

Yaz geldi, çocuklar mutlu çünkü bu sıcak günlerde evlerinde olacaklar. Tatili çocuklarının tatiline denk gelen ebeveynlerin de kafası ne derece rahat bilinmez ama sağlık emekçilerinden mutlu oldukları kesin... Sağlık emekçileri çalışma koşulları gereği gece gündüz, bayram seyran fark etmeksizin çalışmayı göze alarak dünyaya çocuk getiriyorlar. O çocuklar büyüdükçe anlaşılıyor ki işler hiç de öyle kolay yürümüyor.

Hastane çalışanı olan sağlıkçılar için karmaşa pek katmerli çünkü bir önceki aydan yapılan nöbet listelerinin eşlerin işine, bakıcının durumuna uygun olması gerekiyor. Yoksa ne olur evdeki çocuğun hali! Ardından buruk bir cümle “Aman canım küçüğünü yanımda getiririm ne yapayım.” Koşullar çocuğu çanta misali yanında iş yerine getirmeye uygun mu değil mi sorunu değil artık bu. Çaresizliğin üst boyutu. Annesinin yanında işe gelen çocukları kimse garipsemez servislerde, o çocuklar el birliğiyle oyalanır, anneye o günkü işlerde biraz daha tolerans tanınır.

Kreş talebi ilk sırada

Kimi arkadaşımız “Bir çocuğum olsun” kimisi “Çocuğuma kardeş olsun” hevesiyle anne oluyor. Üçüncüyü doğurana “Vay be” diyoruz “Sende de ne cesaret varmış!” Uzattık denilen doğum izinleri işleri zorlaştırırken kreş ve bakıcı sorunları hâlâ listenin ilk sırasında. Öyle böyle kreş yaşına getirilen bebeler iki yaşını doldurduğunda analık izni bitip gece nöbetleri geri dönüyor. Çocuğu iki yaşını doldurmadan analık izninden feragat edenler de var elbet. Hem çocuğuna kendin bakmış hem de bakıcı veya kreş sorunuyla uğraşmamış oluyorsun. Peki ya uykusuz geceler, yorgunluk, hepten elden giden metal sağlık? Hemen birileri yarıda kesiyor bu cümleyi ve tamamlıyorlar: “Evlat büyütmek kolay mı!”

Bir çocuğu büyütmek hiç kolay değil. Ey o yolla doğurmayın bu yolla doğurun diyenler, doğurduğumuza bakabiliyor muyuz gelin de görün!

Olan kreşler de yetersiz

Sağlık emekçilerinin bugün en yakındığı sorunu, ücretlerinin yetersizliğinden sonra çocuklarına nitelikli bakım verememeleri. Hastanelerde kreşler olsa da yetersiz olduğu için herkes özel kreşlerin ve anaokullarının kapısını aşındırıyor. İki çocuğun kreşe gitmesi demek maaşınızın yarısı demek. Yazın gelmesiyle paralar ceplerde kalsa da çok yönlü yorgunluğun kaç maaş ettiğini kimse bilmiyor. Bakım sorunu en önemli sorunların başında gelse de kısık sesle haykırılan taleplerden oluyor.

Oysa kamu kurumu olsun olmasın her iş yerinin kreşi olmak zorunda. Bugün kreş hakkı kurumların inisiyatifine bırakmış durumda. O nedenle kreşi olan yerlerin idarecileri temel bir hak verilmiş gibi değil de lütuf sunulmuş gibi davranıyorlar. Okul öncesi eğitimin düzenli bir devlet politikası olması gerektiğini, bu işe ayrılacak hükümet bütçesinin olduğunu bugün herkes kendisinden kesilen vergilerden biliyor. İmkansız değil, lütuf hiç değil! “Gece nöbetine gidince ne yapacağız bu çocukları?” dediğinizi duyar gibiyim. O da başka bir yazının konusu olsun...

Fotoğraf: Evrensel


Editörden