Göçmen kadın olmak: Düşün ki hep ‘diken üstündesin’
Dünyada ve Türkiye’de savaşalar, yoksullaşma ve şiddet sarmalının hedefi haline gelen göçmen kadınların yaşantısına bakalım.

Neredeyse her gün ardı arkası kesilmeyen kötü haberler, şiddet ve savaş sarmalığı, ister istemez “Biz ne zaman rahat bir nefes alacağız?” sorusunu sorduruyor. Cevabını biliyoruz oysa, biz mücadele etmedikçe, bu kara düzen gidişatının değişmesinin mümkünatı yok. Fakat kendimizde her gün yeniden mücadele edecek azmi, inancı nasıl bulacağız? Bu sorunun da birden fazla cevabı var ama biz bugün bu yazıyla yaşamak için mücadele etmek zorunda kalmış, mücadele ettikçe de daha güçlenmiş kadınlara bakacağız birlikte.

Geçtiğimiz haftalarda, nur topu gibi doğan Javier Milei’nin Arjantin’de Devlet Başkanı seçilmesi ile özellikle Avrupa’da yükselen popülist sağ yeniden gündem oldu. Avrupa’da aşırı sağın yükselmesinin başat nedenlerinden biri mülteci düşmanlığı üzerinden yürütülen propaganda olarak biliniyor. Aşırı sağın ülkeyi yönetmek için ortaya koyduğu başlıca çözümlerden biri ise mültecileri geri göndermek üzere kurulu. Dolayısıyla geri gönderilmekle tehdit edilen mülteciler için yaşamak da her geçen gün daha karanlık bir tabloya dönüşüyor.

Kadınlar bu karanlık tabloda en güçsüz bırakılan tarafı oluşturuyor. Savaş, işgal, şiddet, yoksulluk, istismar kadınları bilinmez bir yolculuğun içine sürüklüyor. Bu bilinmez yolculuk sonucunda yaşayabilenler kendilerini şanslı saymakla birlikte, her gün binlercesinin yollara düştüğü bu yolculukta karşı karşıya kaldıkları şiddet sarmalı ise, onları yolların dirençli birer ögesi haline getiriyor.

Yılın bitmesine yakınlaştığımız bugünlerde, Filistin’de yaşananlar ise, savaşın en ağır faturasının kadınlara kesildiğini gösteriyor. Gazze saldırılarında ölen ve yaralıların yüzde 60’ını kadın ve çocuklar oluşturuyor. Binlerce kadın, evlerinden ayrılmak zorunda bırakılırken, şiddete maruz kalıyor. Esir tutuluyor, işkenceye maruz kalıyor. Tüm bu koşullar altında işgalci güçler aynı zamanda yurtlarında yaşamak isteyen Filistinli kadınları göç yollarına düşürüyor.
Kadınların ise bu yolculuğun sonunda ise tek umudu var: Yaşayabilmek. Dünyanın dört bir yanında hayata tutunmaya çalışan mülteci ve göçmen kadınların yaşamlarını öğrenmek isterseniz, bu konuda önemli bir “verisizlikle” karşı karşıya kalıyorsunuz. Devletler, medya ve iletişim kurumları mülteci ve göçmenlerle ilgili konularda direniş pratiklerini “görünmez” kılarken, geri gönderilmelerine dair tüm saikleri ise birer “propaganda” malzemesi haline getiriyor.

GGM’LERE MAHKUM, ŞİDDETE AÇIK

Türkiye’de ise yoğun olarak yaşayan göçmen kadınların yaşadığı yukardaki tablodan ayrı değil. Göçmen kadınların günümüzde yaşadığı en ağır tehditlerden biri Geri gönderme merkezleri. Hukuki dayanakları zayıf, herhangi bir “şüphe” durumunda göçmen kadınlar GGM’lere hapsediliyor. Göçmen kadınlar bulundukları alanda, çalıştıkları işte her zaman tacize ve saldırıya daha açık bir halde yaşam mücadelesi veriyorlar. Bütün bu koşullara rağmen rastladığımız birçok vakada tacize veya şiddete maruz kalmış göçmen kadınların şikayetçi oldukları zaman GGM’ye gönderilip onları taciz eden erkeklerin serbest bırakıldığını gördük. Örneğin geçtiğimiz aylarda 6 yıl boyunca İstanbul’da oğluyla yaşayan Sona Y. adlı Azerbaycanlı kadını komşusu, “Türk erkeğinin gücünü göstereceğim” diyerek darbetmişti. Sona’nın şikayeti üzerine faile hiçbir yaptırım uygulanmazken Sona önce GGM’ye gönderilmiş, oradaki şartlara dayanamayınca Azerbaycan’a geri gönderilmişti. İşte tüm bu insan haklarına uymayan süreçlerin işleyişi hem toplum nezdinde hem devletin kendi aygıtları için göçmen kadınlara saldırı, taciz ve tecavüzü meşrulaştırıyor.

Kolluk güçlerinin sınırda ve GGM’lerde göçmen ve mülteci kadınlara taciz ve tecavüz ettiği haberlerini daha sık duyar olduk. Bunun da nedeni az önce bahsettiğimiz şiddeti meşrulaştırma politikasıdır. GGM’lerin koşulları bile hiç insani değilken göçmen kadınlar daima tehdit altında yaşıyorlar. Bu koşullardan kurtulmak isteyen göçmen kadınlar ise çeşitli avukatlara ve GGM’nin idaresine rüşvet vermeye mecbur bırakılıyor.

GGM’lerde şiddete ve olası cinsel saldırılara tabi kalmak, daimi bir geri gönderilme tehdidi ile diken üstünde oturmak, “en ucuza” çalıştırılmak, çalışırken pasaportuna el konulmak, göçmen kadın olmaktan dolayı “davetkâr” kabul edilmek, dil bariyerinden dolayı ifadesiz bırakılmak göçmen kadınların yaşadığı şeylerin görünen yüzü. Göçmen kadınlar göç yollarında etnik kimliğine, dini aidiyetlerine bakılmaksızın istismar, tecavüz, zorla alıkoymaya maruz kalıyor. Afgan kadınların göç yollarına çıkmadan önce, hamileliği önleyici üç aylık iğneler yaptırarak göç yollarına düşmesi bunun bir örneğini oluşturuyor.

GÖÇMENLİĞİN PERDELENEN YÜZÜ: LGBTİ OLMAK

Ayrımcılığa uğrayan ve yönelimleri nedeniyle göç yollarında ve Türkiye’de nefrete maruz kalan kesimlerden bir diğeri ise LGBTİ mülteci ve göçmenler. Tehdit, şiddet, taciz, şantaj, tecavüz, işkence ve ölümden kaçan LGBTİ mülteciler Türkiye’de günlük yaşam içerisinde de dışlanma, ayrımcılık ve nefreti yaşamaya devam ediyorlar. Cinsel yönelimleri sebebiyle göç etmek zorunda kalan LGBTİ’ler Türkiye’ye geldikten sonra da kayıt işlemlerinden başlayarak ayrımcı tutum ve pratiklerle karşı karşıya kalıyorlar. Göç İdaresi memurlarının yapmaları gereken evrak kayıt işlemleri ile ilgisi olmayan cinsel kimlik ve yönelimlerine dair sorgulamaları, toplumsal cinsiyet temelli rencide edici sorular, trans geçiş sürecinde işlemlerin yavaş tutulması gibi sorunları mülteciler göğüslemek zorunda kalmışlardır.

SINIR TANIMAYAN MÜCADELEYİ BÜYÜTELİM

18 Aralık Uluslararası Göçmenler Günü’ne giderken bütün bu tablonun içinde bizleri yerli-göçmen diye bölerek ayrıştıran karanlığa karşı birleşmek tek mücadele biçimimiz. Gücümüzü ise özgürlüğünü tahakküm altında bırakmak istemeyen tüm yerli ve mülteci kadınlardan alıyoruz. Çünkü bütün bu şiddet ve savaş sarmalı içerisinde her birimiz ileride birer mülteci ve göçmen olabiliriz. Bu düzene karşı sınır tanımdan mücadele etmek ise tek kurtuluşumuz olur.

Fotoğraf: Ekmek ve Gül

İlgili haberler
Almanya’da göçmen kadın olmak: Keyif fotoğrafların...

Bazen ikinci işlerde çalışıyorum. Evlere temizliğe gidiyorum. Bakmayın arada arkadaşlarla kahve keyf...

Dünyada göçmen karşıtlığı yükselişte, kadınlar hed...

Topluca saldırganlığın arttığı ve şiddetin özendirilmeye başlandığı bir süreçte kadınlar topluca, gi...