Burjuva medyada emekçi kadınların temsili son derece sınırlıdır ve kalıplaşmıştır. Kadınlar çoğunlukla şiddetin mağduru, yoksulluğun nesnesi ya da “başarmış” istisna olarak görünür.
Burjuva medya, sınıfsal eşitsizlikleri bireysel başarısızlık ya da kader olarak sunarken; kadınların yaşadıklarını da çoğunlukla özel alana hapseder. Kadın emeği, bakım yükü, yoksulluk ve şiddet; üretim ilişkileri ve sınıfsal bağlamdan koparılarak verilir, böylece sorunlar toplumsal ve politik niteliğinden arındırılır. Kadın işçinin düşük ücreti, güvencesizliği, bakım yükü; sistemsel sonuçlar olarak değil, “olağan” ya da “kaçınılmaz” durumlar olarak sunularak düzenin sorgulanması engellenir. Bu nedenle emekçi kadınlar için haber alma hakkı, yalnızca bilgiye ulaşmak değil; yaşadıklarını doğru yerden anlamlandırabilmektir. Tam da bu noktada işçi basını tarihsel bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmıştır. Bu ihtiyaç, daha “duyarlı” bir habercilikten değil; başka bir söz söyleme ve eylem örgütleme ihtiyacından kaynaklanır.
İfade alanı değil, kolektif akıl
İşçi sınıfı tarihinde basın hiçbir zaman yalnızca bir ifade alanı olmamıştır. İşçi gazeteleri, fabrika bültenleri ve duvar gazeteleri; dağınık deneyimleri bir araya getiren, ortaklık duygusu yaratan araçlar olarak kullanılmıştır. Emekçi kadınlar açısından bu işlev daha da belirleyicidir. Kendi basınına sahip çıkmak, kadın emeğinin tarihsel görünmezliğine karşı doğrudan bir müdahaledir. Yazmak bireysel bir ifade değil; kolektif deneyimi dile getirme biçimidir. Bu nedenle özellikle işçi basını, yalnızca haber aktaran bir mecra değil; kolektif düşünmenin örgütlendiği bir alan olarak işlev görür. Burjuva basının susturduğu, çarpıttığı ya da marjinalleştirdiği deneyimler; işçi ve emekçi basınında politik bilgiye dönüşür.
Emekçi kadın basınının tarihsel deneyimleri: Rabotnitsa, Die Gleichheit, Socialist Woman
Emekçi kadınların kendi basınını üretme deneyimi ise 20. yüzyıl başından itibaren belirginleşir. Bu deneyimler, basının yalnızca bir araç değil; bir mücadele alanı olduğunu gösterir.
1914’te yayımlanmaya başlayan Rabotnitsa (Kadın İşçi) gazetesi, emekçi kadın basınının en güçlü ve erken örneklerinden biridir. Rabotnitsa, kadın işçilerin doğrudan yazdığı; fabrika deneyimlerini, ücret eşitsizliklerini, doğum ve bakım sorunlarını tartıştığı bir yayın olarak şekillenmiştir. Gazetede kadınlar yalnızca yazmaz; içeriğin belirlenmesi, dağıtım ve denetim süreçlerinde de söz sahibidir. Bu deneyim, kadın gazeteciliğinin profesyonel bir uzmanlık alanından çok, kolektif bir üretim pratiği olduğunu gösterir. Bugün bu işlev, iş yeri sosyal medya grupları, kısa video paylaşımları ile çeşitlenmiştir.
Almanya’da Clara Zetkin’in editörlüğünü yaptığı Die Gleichheit (Eşitlik) gazetesi, emekçi kadın mücadelesini sosyalist hareketin merkezine taşır. Gazete, eşit ücret talebinden savaş karşıtlığına kadar pek çok başlığı sınıf mücadelesi perspektifiyle ele alır.
ABD’de 20. yüzyıl başında yayımlanan Working Woman ve Socialist Woman gibi yayınlar, emekçi kadınların sınıf perspektifini kadın deneyimiyle birleştirdiği mecralar olmuştur. Bu yayınlar, göçmen ve yerli işçi kadınların deneyimlerini bir araya getirmiş; kadınların sendikal mücadeleye katılımını, ev içi emek ile ücretli emek arasındaki ilişkiyi birlikte tartışmıştır. Tüm bu örneklerde ortak olan, basının kolektif düşünme ve örgütlenme alanı olarak işlev görmesidir.
Medya ve örgütlenme
Bugün alternatif medya tartışmaları çoğu zaman “ana akıma karşı ses” başlığıyla ele alınıyor. Oysa işçi basını geleneği, medyanın esas işlevinin örgütlenmeyle kurduğu bağ olduğunu gösteriyor. Ve şimdilerde medya hiç olmadığı kadar hızlı, çok sesli görünse de bu çoğulluk, çeşitlilik anlamına gelmiyor. Sermaye ve iktidar, farklı kanallar üzerinden aynı dünyayı yeniden üretiyor. Bugün dijital medya olanakları genişlemiş olsa da bu araçların mülkiyeti ve denetimi büyük ölçüde sermayenin elindedir. Bu nedenle sosyal medya platformları, video paylaşım ağları, podcast mecraları ve dijital yayıncılık araçları; emekçi kadınlar açısından hem yeni örgütlenme imkanları hem de yeni sansür ve denetim biçimleri üretiyor. Hesap kapatmaları, algoritmik görünmezleştirme ve ekonomik baskılar; alternatif seslerin sistematik biçimde bastırılmasının yeni yolları olarak karşımıza çıkıyor.
Bu koşullarda emekçi kadınlar için kendi medya araçlarını üretmek ve sahiplenmek hayati bir politik ihtiyaçtır.
Ekmek ve Gül, söz ve örgütlenme alanı
Tam da bu nedenle bu yazının da yayınlandığı Ekmek ve Gül, öncülleri gibi kendisini aynı tarihsel hattın bugünkü halkası olarak konumlandırır. Yalnızca haber yapan bir mecra değil; emekçi kadınların örgütlenme deneyimlerini çoğaltan bir araçtır. Kadınlar için kendi yaşamlarını, çalışma koşullarını, ev içi yüklerini, şiddeti ve mücadele pratiklerini kendi sözleriyle anlatabildikleri ortak bir politik hafıza alanı işlevi görür. Burada da kadınlar yalnızca okur değil; yazan, üreten, paylaşan ve çoğaltan öznelerdir. Bir öğün ücretsiz yemek kampanyası ya da kız kardeşlik köprüsü gibi pratikler, basının doğrudan örgütleyici işlevini göstermesi bakımından da önemlidir.
Bugün Ekmek ve Gül’ün, Evrensel Gazetesi’nin maruz kaldığı baskılar-hesap kapatmaları, ekonomik ambargo, görünmezleştirme- bu işlevin ne kadar tehlikeli görüldüğünü de ortaya koyuyor. Bu nedenle Ekmek ve Gül’e sahip çıkmak, yalnızca okumak değil; üretmek, yaymak ve çoğaltmak anlamına geliyor.
Sonuç olarak, emekçi kadınlar için bir medya, hangi araç kullanılırsa kullanılsın; emekçi kadınların kendi deneyimlerini kolektif bir politik dile dönüştürdüğü her pratikte var olur. Egemen medyanın müdahalelerine karşı gerçek bir yanıt, ancak bu politik ve örgütlü zeminde üretilebilir. Çünkü emekçi kadınlar için medya, bir haber kanalı değil; kendi sözünü, kendi kültürünü, kendi tarihini ve kendi geleceğini yazma mücadelesidir.
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















