Bir öğretmenin gözünden okulda açlık: ‘Açların göz bebekleri’
‘Açlık ve beslenme yetersizliği onların sadece fiziksel ve zihinsel gelişimlerini olumsuz etkilemiyor, sosyal ilişkilerini de zedeliyor. Öfke artık onların bir parçası haline gelmiş durumda.’

Babalarının işten evlerine "sapsarı birer iskelet" gibi döndüğü bir mahallenin okulunda günün ilk saatleri… Büyük bir telaş içindeki çocuklar sınıflarına ulaşmaya çalışıyor. Yüzlerinde arkadaşlarıyla buluşmanın sevinci ve heyecanı olsa da gözleri onları ele veriyor. Biliyorum bu bakışları. Sabahın erken saatinde uyanıp kahvaltı etme imkanı bulamadan yola düşen "açların göz bebekleri" bunlar.
Aslında bu, herkesin bildiği bir sır. Sınıfıma bakarken bu herkesçe bilinen sırrı bir kez daha kendime itiraf ediyorum: Yine büyük bir bölümü kahvaltı yapmamış. Boş midelerine rağmen dikkatlerini toplamaya, onları derse yönlendirmeye çabalıyorum. Onlar da ben de bir süreliğine açlığı unutmaya çalışıyoruz.
Beslenme saati, hem bana hem de onlara "açlıkla" mücadeleyi bir kez daha hatırlatıyor. Göz ucuyla beslenme çantalarını inceliyorum. Ekmek arasına konulmuş yağlı patates kızartmaları hemen göze çarpıyor. Kimi sıraların üzerinde ise ucuz marketlerde satılan çikolatalar ekmek arasında kendine yer bulmuş. Sınıfta, haftanın büyük bir bölümünde beslenme saatlerinde tüketilen iki ana ürün bu. Bazen de bir gün önceki akşam yemeğinden kalan makarnalar çıkıyor beslenme çantalarından.

Yiyeceklerinden utanıyorlar

Bazıları büyük ısırıklarla kopardıkları ekmeklerle karınlarını doyurmaya, açlıklarını gidermeye çalışırken; bazıları da getirdikleri yiyeceklerden utandığı için paketlerini gizli gizli açıyor. Lokmaların ağızlarında büyüdüğünü bizzat görüyorum. Onları izlerken sağlıklı ve dengeli beslenme konusunda verilen nutuklar, yazılan makaleler kafamın içinde dolanıyor.
“Kuzey Amerika’da 29 milyon, Latin Amerika ve Karayipler’de 80 milyon, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da 19 milyon, Avrupa ve Orta Asya’da 55 milyon, Sahra Altı Afrika’da 53 milyon, Güney Asya’da 125 milyon, Doğu Asya ve Pasifik’te ise 57 milyon olmak üzere dünyada toplam 418 milyon öğrenci okul yemeğinden faydalanırken”; ülkemin başkentinde yaşanan bu manzara nedeniyle bir kez daha utanıyorum.

Açlıkla mücadele ediyorlar 

Maddi durumu iyi olan bir velimin, “Durumu iyi olmayan öğrencilerin canı çeker, üzülürler diye çocuğumun beslenme çantasına istediğim her şeyi koyamıyorum” sözleri aklıma geliyor. Bu ifade, okullardaki beslenme sorununun yalnızca ekonomik imkansızlık yaşayan ailelerin değil, bütün öğrencilerin ve velilerin yaşamını etkileyen toplumsal bir sorun haline geldiğini gösteriyor. Okul kantininde en ucuz tostun 70 lira, bir şişe suyun ise 13 lira olması, öğrencilerin beslenmeye erişimini daha da zorlaştırıyor. Yanında yiyecek getiremeyen ya da getirdiği yiyecek kendisine yetmeyen çocukların, açlıklarını giderebilmek için arkadaşlarından yemek istemek zorunda kaldığına defalarca şahit oldum. Ancak arkadaşlarının getirdiği yiyecek de çoğu zaman yalnızca kendilerine yetecek kadar olduğundan, bu durum öğrencilerim arasında paylaşma/paylaşamama krizlerine ve kırgınlıklara yol açabiliyor. Ne yazık ki yaşananlar bununla da sınırlı değil. Geçen yıl bir öğrencinin, sınıf arkadaşının beslenme çantasındaki yiyeceğini çalması aklıma geldikçe utanma duygum, yerini kocaman bir öfkeye bırakıyor. Bu kadar zor olmamalıydı; en temel insani ihtiyaçlarını giderebilmeliydiler.
Bir öğretmen olarak her gün bu manzaralara tanıklık ediyorum. Çocuklarımın açlıkla, susuzlukla, arkadaşından yiyecek istemenin mahcubiyetiyle ya da kantinden bir tost alabilmek için para bulma kaygısıyla baş başa bırakılmaması gerekiyordu oysa. Okul; çocukların kendilerini güvende, eşit ve değerli hissetmeleri gereken bir yer olmalıydı. Açlık ve beslenme yetersizliği onların sadece fiziksel ve zihinsel gelişimlerini olumsuz etkilemiyor, sosyal ilişkilerini de zedeliyor. Öfke artık onların bir parçası haline gelmiş durumda.

Bu bir lütuf değil!

Okullarda ücretsiz bir öğün yemek verilmesi bir lütuf değil, çocukların en temel hakkı. Hiçbir çocuk ailesinin ekonomik koşulları nedeniyle aç kalmamalı, arkadaşlarının yanında beslenemediği için mahcubiyet yaşamamalı. Eğitimde fırsat eşitliği, çocukların karınlarının tok, zihinlerinin öğrenmeye hazır olmasıyla mümkün olur. Eğitimde eşitlik, Ortak Yazılı Sınav Sistemi ile değil, beslenmede eşitlikle başlar. En az bir öğün ücretsiz, sağlıklı ve dengeli yemek hizmeti bütün okullarda, hiçbir ayrım gözetilmeksizin sağlanmalı. Bu hizmet yalnızca yemek dağıtımından ibaret kalmamalı; çocukların yaşlarına ve gelişim ihtiyaçlarına uygun, besin değeri yüksek, güvenilir gıdalardan oluşmalı. Evet… Eğitim her çocuğun en temel hakkı. Ancak çocukların eğitim hakkından eşit ve verimli bir şekilde yararlanabilmesi için yalnızca okula gitmeleri yeterli değil. Sağlıklı beslenmeleri, temiz içme suyuna ulaşmaları ve güvenli okullarda eğitim görmeleri gerekiyor.  Ülkede karnı doymayanların sayısı her gün artıyor, yoksulluk derinleşiyor. Çocuklar bundan en büyük payı alan kesim oluyor. Onların yaşadığı açlık ve beslenme yetersizliği; fiziksel gelişimlerini, dikkatlerini, öğrenme becerilerini ve okul başarılarını doğrudan etkiliyor.  
Türkiye Cumhuriyeti Devleti “gözü doymayanların” devleti olamaz. Sosyal devlet anlayışı gereği çocukların beslenmesi ailelerin ekonomik gücüne, okulların bulunduğu bölgeye veya yaşadıkları şehre bırakılamaz. Devlet, “geleceğimiz” dediğimiz çocukları açlığa mahkum edemez. Çocukların geleceği için kamusal, eşit, parasız ve nitelikli eğitim politikalarının bir parçası olarak okullarda ücretsiz beslenme programı derhal hayata geçirilmeli. Aslında talep çok net: Çocukların karnını doyurmak sosyal devletin görevi. Okullardaki tablo; okul öncesinden başlayarak tüm öğrencilere ücretsiz, sağlıklı ve dengeli en az bir öğün yemek ile ücretsiz ve güvenilir içme suyu sağlanmasının ne kadar acil ve vazgeçilmez bir ihtiyaç olduğunu açıkça gösteriyor. 

Fotoğraf: Ekmek ve Gül


Editörden