‘Ayrıcalıklıların’ adaleti halk için ölüm demek
İsimler değişiyor, mekanlar değişiyor. Ancak ayrıcalıklıların neden olduğu ölümler, geride kalanların mücadelesi olmadığı sürece yine ayrıcalıklıların adaletine mahkum oluyor.

Geçtiğimiz haftanın en önemli gündemlerinden biri, Deniz Göktaş’ın yeni yayınladığı gösterisi oldu. Göktaş gösterisinde mizahı zekice kullanarak Türkiye gündemine ilişkin güzel değerlendirmelerde bulundu. Tabi sonrasında da çeşitli erişim engelleri ve soruşturmalar yaşandı. Göktaş, gösterisinde bize bir şey hatırlattı. Erdoğan’ın ne kadar iyi bir baba olduğundan bahsetti. Bu kısım bizim için önemli. Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminde, 1998 yılında, oğlu Burak Erdoğan ses sanatçısı Sevim Tanürek’e çarparak hayatını kaybetmesine neden olmuştu. Bu yaşananların sonunda Burak Erdoğan suçsuz bulunmuştu. Aradan geçen 30 yılda yaşanan olaylar, isimler değişti ancak cezasızlık kültürü değişmedi. Bunun en somut örneğini kızının trafik kazasında bir gencin ölümüne neden olması sonucu cezaevinde olduğunu duyuran Kerem Kınık’ta gördük. Kızı suçlu olduğu için cezaevinde ama tek suçlu o değil(!), babası öyle söylüyor. Ölen de öldüren kadar suçlu diyor Kınık. Yani bu memlekette trafik kazasında öldüğünüzde de suçlu ilan edilebiliyorsunuz.

Bu iki örnekten de gördüğümüz şey ortada. Bugün bu ülkede adalet terazisi, kimin ne kadar parası olduğuna, arkasında hangi bürokratın, hangi tarikatın ya da hangi siyasetçinin durduğuna göre ağır geliyor. Bir tarafta lüks araçlarıyla, çakarlı otomobilleriyle hiçbir şeyin olmayacağından emin olarak hareket edenler, diğer tarafta ise en temel insan hakkı olan yaşam hakkı ellerinden alınan, adliye koridorlarında adalet dilenmeye zorlanan işçiler, emekçiler, kadınlar ve gençler var. Suçlunun kim olduğu açıkça ortadayken “adalet” diye bağıranlar ama buna rağmen adaletin gelmesi için mücadele etmekten, sesini çıkarmaktan başka çaresi olmayanlar... Üstelik bu “ayrıcalıklı” sayılanlarla hayatın her alanında karşılaşabiliyoruz. Biraz hafızamızı kurcalayıp ülkede ölmenin dahi adil olmadığı olaylara bir bakalım.

İzmir: Özelleştirme ve kâr düzeni can aldı

Sermaye düzeni ve onun koruyucuları, kâr hırsları uğruna kentleri, yolları ve yaşam alanlarını birer mayın tarlasına çevirirken; faturayı her seferinde bu halkın çocukları canlarıyla ödüyor. Örneğin, İzmir Konak’ta yaşanan elektrik katliamı, kamusal hizmetlerin piyasalaştırılmasının en net sonucu olarak hafızalardaki yerini koruyor. Hatırlayalım, 2024 yılında Özge Ceren Deniz ve onu kurtarmaya çalışan İnanç Öktemay, sağanak yağış altında sokaktaki su birikintisine bastıkları anda şebekeden sızan elektrik akımına kapılarak hayatlarını kaybetmişlerdi. Olayın hemen ardından hazırlanan bilirkişi raporları, katliamın göz göre göre geldiğini ortaya koydu. GDZ Elektrik firmasının kabloları mevzuatın öngördüğü derinliğe gömmediği, İZSU’nun da mazgal yapımı sırasında bu ölümcül kabloları daha da yüzeye çıkardığı ortaya çıktı. İki kurumun ihmal zinciri yüzünden güpegündüz yaşanan bu cinayetin mahkeme süreci ise diğer davaların bir benzeri gibiydi. İlk etapta yerel mahkeme 30 sanığa cezalar verdi ancak geçtiğimiz mayıs ayında son tutuklular da serbest bırakıldı. 

Çorlu: Kamunun ihmali katliama neden oldu

Bu cezasızlığın en somut örneklerinden bir diğeri de Türkiye’de yaşanmış en büyük tren kazalarından biri olan Çorlu Tren katliamında görüldü. 2018’de Uzunköprü-Halkalı seferini yapan yolcu treni, TCDD’nin ihmalleri neticesinde rayların altındaki menfezin boşalması sonucu devrildi. Yaşanan bu olayda 7’si çocuk 25 kişi hayatını kaybetti, 300’den fazla kişi yaralandı. Olayın yaşanmasının ardından menfez bakımının yapılmadığı, yeterli yol bekçisinin çalıştırılmadığı ortaya çıktı. Kaza sonrası yargılama sürecinde adalet isteyen aileler hedef gösterildi. Yaşanan bu sürecin sonunda 2024 yılında dönemin TCDD 1. Bölge Demiryolu Bakım Müdürü Mümin Karasu’ya 17 yıl 6 ay, Bölge Müdürü Nihat Aslan’a 15 yıl gibi hapis cezası verildi. Böylece Türkiye tarihinde ilk kez bir kamu davasında ana pozisyonlarda çalışanlar tutuklanmış oldu. Ancak dönemin TCDD Genel Müdürü dosyaya dahil bile edilmedi. 

Dilovası katliamı: Asıl sorumlular hesap verdi mi?

Kamu görevlilerinin yargılanmasından söz ettiğimizde geçtiğimiz hafta önemli bir gelişme yaşandı. 2025 yılının kasım ayında Dilovası’da bir parfüm fabrikasında yaşanan patlama sonucu üçü çocuk yedi işçi hayatını kaybetmişti. Çalışma Bakanlığı müfettişlerinin, yerel idarelerin ve belediyenin gözü önünde işletilen bu yerde işçiler bile bile ölüme mahkum edildiler. Davanın iki duruşmasında kamu görevlilerine ilişkin bir yargılama olmasa da ailelerin başlattığı adalet nöbetinin ardından belediye yetkililerine yönelik operasyon sonrası yedi kamu görevlisi tutuklandı. Ancak hâlâ göz göre göre bu işletmenin varlığına izin veren asıl sorumlu kamu görevlileri yargılama sürecine dahil edilmedi. 

Adaletsizlikler sadece kamunun ya da sermaye sahiplerinin dahil olduğu olaylarda olmuyor. Halk içinde “dayı” olarak tabir edilen tanıdıklara sahip olmak, suçlu olsanız da yargılanmanızı önleyebiliyor. 2022 yılında arkadaşıyla scooter sürerken eski Nizip Belediye Başkanı AKP’li Mehmet Sarı’nın 17 yaşındaki yeğeni Osman Sarı’nın araçla çarpması sonucu Ezgi Alya Yiğit hayatını kaybetti. Dava sürecinde olayın gerçekleştiği caddeye ait kamera görüntüsünün bulunamadığı iddia adildi. Şehrin göbeğinde, 100 kilometrenin üzerinde hızla ehliyetsiz araç kullanarak cinayet işleyen fail dışarıda sosyal medya videoları çekip aşırı hız paylaşımları yapmaya devam ederken, mahkeme salonları tanıkların yeniden dinlenmesi talepleriyle, bitmek bilmeyen ertelemelerle acılı aileyi oyalamaya devam ediyor. 

Tüm bu davaların ortak noktaları var. Sorumluların gerçek anlamda yargılanmaması, bilirkişi raporlarının ilk etapta hep güçlüyü koruyacak şekilde ortaya çıkması. Tüm sanıkların serbest bırakılması ya da dava süreçlerinin uzatılması da bunlara eklenebilir. Ancak bunların karşısında hafızalarımıza yer edinen başka şeyler de var. Ailelerin, kamuoyunun adalet mücadelesi. Sadece yakının kaybedenlerin değil, tüm toplumun bu davalara sahip çıkması. Bu olmadığında ise mahkeme koridorlarında kazanan “ayrıcalıklıların” adaleti olması.

Fotoğraf: Evrensel


Editörden