“Olay hakkında soruşturma başlatıldı”, “Konuya ilişkin araştırmalar devam ediyor”, “Bakanlık müfettişleri iş yerinde inceleme başlattı”, “Kazaya ilişkin bilirkişi raporu bekleniyor”, “Olay anının görüntüleri savcılık incelemesinde”, “Valilikten basın açıklaması”, “Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamaya göre…”
Neredeyse her gün haberlerde yer alan, kamuoyunun gündemine gelen olaylara ilişkin ezbere sayabileceğimiz cümleler bunlar. Sadece başlıklar, işten atılanlar, yaralananlar ve ölenler değişiyor; aynı cümlelerle ifade edilen bu olaylar hayatımızın tam ortasında yaşanıyor. Hepimizin bildiği, hatta "Aman, kimi kime şikayet edeceksin?" türünden sözlerle nedenlerinin çarşı pazar sohbetlerinde bile bütünlüklü biçimde ortaya konduğu; televizyon yorumcularına taş çıkartacak şekilde değerlendirebildiğimiz olaylar bunlar. Ama bir türlü sorumluları hakkında gerçek ve kesin sonuçların elde edilemediği, haliyle dosyaların mağdurlarının dört başı mamur şekilde adalete erişemediği, soru işaretlerinin karanlık kuytularda kaldığı dosyalardan bahsediyoruz.
Kalın kapak kartonların içindeki kağıt tomarları. Bir gün mesaiye gidip iş yerinde patlamada ölen genç kadın. Bir sabah evden çıkıp bir daha eve dönemeyen baba, bir yangın gecesinin sabahına varamamış bir anne ve kızı… Kağıt tomarlarında ifade buluyor işte hayatlarımız.
Sisin içinde meçhule karışanlar
Bizim ülkemizin toplumsal hafızasında, “faili meçhul” tanımı gazeteci, siyasetçi, yazar vb. sıfatlarla eşleştirilir. Hani bir takım tehlikeli ilişkiler içine düşmüş ya da hedef gösterilmiş olanlar, kamuoyunun yakından tanıdığı isimler… Tehlikeli ilişkiler, suç ağları bir sis bulutu gibidir hatta. Failler de o sis bulutunun içinde dolanıp durarak meçhule karışır. Ya da en hızlı gözden çıkarılabilecek bir isim sisten dışarı, kamuoyunun gündemine doğru haber başlıklarıyla birlikte iteklenir.
Oysa gündelik hayatını kendi halinde sürdüren, yani “birtakım tehlikeli ilişkiler” içinde olmayan işçi, kadın, öğrenci, emekli, memur gibi “sıradan” insanların başına gelen işlerin sorumluları da sisin içinde dolana dolana meçhule karışıyor. Kimyasal madde üretim tesisinde patlama, otelde yangın, demiryolunda kaza, pres makinesinde arıza, asansörde sıkışma, sokak ortasında kadın cinayeti, kaybolan minik kız çocuğu...
Mutfak temizliğinde, meyve sebze yıkamada kullandığımız karbonat nasıl ki sodyum, hidrojen, karbon ve oksijen elementlerinden oluşan, bazik özellik gösteren, suda kolay çözünen beyaz kristal yapılı bir toz ise, bu sisin de bir bileşeni var. Kimyasal değil, toplumsal. Haksızlığı görünmez kılan, sistematik hale getiren ve bu sistematiği koruyan siyasal, ekonomik ve hukuki ilişkiler yani. Üstelik bizim sis, bazik değil rejimsel özellik gösterir; öyle su gibi yazılmış dilekçelerle çözünmez, sömürü ve rant yapılıdır.
Bu yasalar bir tek Fatmalara mı işliyor?
Varsayalım ki uzun yıllar boyunca içinde bir tomar kağıdın biriktiği kalın kapaklı bir dosya için ilgili bakanlık devreye girdi. İhmaller zincirindeki en vazgeçilir halkalar koparılıp sunuldu yargıya. Peki ya dosya haline gelmediği için şükrederek sürdürülen hayatların güvencesizliğine ne diyeceğiz? Neden hâlâ bir üniversiteli kadından bir gün haber alınamasa Gülistan ismi yankılanıyor kulaklarımızda?
Diyelim işine haksız yere kod 46 ile son verilmiş bir kadın işçinin oynanmış gururu, birikmiş emeği iş mahkemesinden tomar tomar kabardı gitti bölge adliye mahkemesinin raflarına. Yıllar yılı sonra döndü geldi dosya, “Haklıdır kadın işçi” kararı ile. Peki ya emeğinin karşılığı böyle bir dosya haline gelip de yıllarca kabar kabar kabarmasın diye mesaide en güvencesiz koşullara “peki” demek zorunda kalanı ne yapacağız? Neden ne zaman bir işçi kadın işten çıkarılsa “Bu yasalar bir tek Fatmalara mı işliyor?” sorusu çınlıyor fabrikaların önlerinde?
Sis sistematik
Çünkü bizim sis bu aralar pek bir koyu, pek bir sis-tematik. Emek sömürüsü yoğunlaştıkça da koyulaşacak. Çünkü sermaye sistematiği emek gücünü boyunduruk altında tutmak için giderek daha fazla otoriterleşme eğiliminde. Emeğiyle geçinenlerin bütün bir hayatı işte bu otoriterleşmenin kıskacında, sisinin içinde giderek daha güvencesiz hale geliyor. Güvencesizlik demek ise haksızlığa maruz kalındığında, hesap vermesi gerekenlerin koyulaşan sisin içinde gizlenmesi demek. İçinde yaşadığımız ve hayatımızın maddi manevi her alanını, her salisesini şekillendiren sermaye rejimi/sistemi haksızlıkların gerçek sorumlularını gizlemek zorundadır. Toplumsal ve herkese dair olan olayların tekil dosyalar olarak kalması böylece kolaylaşır.
Dünyanın en meşhurları geliyor, boya badana şart
Uğranan şiddetin, sömürünün, haksızlıkların failleri meçhul değil çok meşhur. Bu yalnızca bizim ülkemize özgü değil. Kapitalizmin hüküm sürdüğü dünyanın her yanında böyle. Şimdilerde NATO’nun zirvesi bizim ülkemizde gerçekleşiyor. Yani bütün dünyanın en meşhurları.
Onlar savaşlara "istikrar operasyonu", işgallere "güvenlik", silahlanmaya "caydırıcılık", halkların yoksullaşmasına "zorunlu ekonomik tedbir", demokratik hakların budanmasına ise "olağanüstü güvenlik ihtiyacı" diyebilir. Tıpkı fabrikalarda yaşanan ölümlere "kaza", kadın cinayetlerine "münferit olay", işten atmalara "işveren tasarrufu" denmesi gibi.
Çünkü sermayenin düzeni tüm dünyanın tüm üretim ilişkilerini, tüm boyutlarıyla düzenliyor. NATO zirvelerinde alınan kararlarla, bir fabrikada umursanmayan iş güvenliği birbirini içeriyor. Tıpkı Ankara OSTİM’de yaralanan, ölen MESEM’li gençler daha iyi koşullarda yaşasın, okusun, çalışsın diye harcanmayan paraların aynı kentte NATO güzergahlarında boya badanaya harcanması gibi.
Dünya meşhurlarının güvenliği ve göz zevkleri için gösterilen bu hızlı özenin, her gün iş cinayetlerinde, kadın cinayetlerinde, çocukların istismarında ve emek sömürüsünde bahsinin dahi geçmemesi gibi.
Bu sayının dosyası, yeniden açılan kadın cinayeti dosyalarından, etkin soruşturulmayan ihmallerden savaş politikalarına kadar uzanan geniş bir hatta aynı soruyu soruyor: Bizim failimiz gerçekten kim? Sorunun yanıtı sisin içinde meçhule karışamayacak kadar ayan beyan, hayatımızın orta yerinde!
Görsel:Open Ai
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















