Her yaz aynı haberleri okuyoruz:
Sulama kanalına giren çocuk boğuldu…
Gölette serinlemek isteyen genç yaşamını yitirdi…
Akdeniz'i geçmeye çalışan mülteci teknesi battı…
Peki, bu ölümlerin ortak noktası ne?
İlk bakışta yanıt basit görünüyor: Su.
Oysa biraz durup düşündüğümüzde başka sorular beliriyor. Çocuklar neden serinlemek için sulama kanallarına giriyor? Neden boğulma ölümlerinin büyük bölümü yoksul ülkelerde yaşanıyor? Neden aynı sıcak hava dalgası kimileri için havuz başında geçirilen bir yaz günü, kimileri için ölüm riski anlamına geliyor? Ve neden daha güvenli bir yaşam arayan insanlar denizlerde can veriyor?
Boğulmaları yalnızca suyla açıklamak, eşitsizliği görünmez kılıyor.
25 Temmuz, Birleşmiş Milletler tarafından Dünya Suda Boğulmayı Önleme Günü olarak ilan edildi. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada her yıl yaklaşık 300 bin insan boğularak yaşamını yitiriyor. Bu ölümlerin yaklaşık dörtte birini 5 yaşın altındaki çocuklar oluşturuyor. Boğulmaların yüzde 90'dan fazlası ise düşük ve orta gelirli ülkelerde meydana geliyor.
Dünya Suda Boğulmayı Önleme Günü yalnızca bireysel önlemleri hatırlatan bir farkındalık günü değil; önlenebilir ölümleri engelleyecek kamusal politikaların önemini hatırlatan bir çağrıdır. İstatistikler bize kaç kişinin boğulduğunu söylüyor. Ama neden hep aynı insanların boğulduğunu söylemiyor.
Boğulma riski de sınıfsaldır.
Dünyanın neresinde yaşarsanız yaşayın su aynıdır. Ama suyla kurduğunuz ilişki yaşadığınız sınıfa, ülkeye, kente ve hatta mahalleye göre değişir. Kimi çocuk yaz tatilini yüzme kurslarında geçirirken, kimi çocuk serinleyebilmek için sulama kanalına girer. Kimileri denizi tatil rotası olarak görürken, kimileri onu hayatta kalabilmek için aşmak zorunda kaldığı son sınır olarak görür.
Yoksullar suya daha yakın yaşadıkları için değil, güvenli yaşama daha uzak bırakıldıkları için boğuluyor.
Yoksulluk yalnızca gelir yoksunluğu değildir. Güvenli oyun alanlarına, ücretsiz yüzme olanaklarına, yüzme eğitimine ve çocukların serinleyebileceği kamusal mekânlara erişememek de yoksulluğun bir sonucudur. Serinlemek bile giderek sınıfsal bir hakka dönüşüyor.
Üstelik iklim krizi bu eşitsizliği daha da derinleştiriyor. Her geçen yıl daha uzun süren sıcak hava dalgaları, özellikle Adana gibi kentlerde serinlemeyi yaşamsal bir ihtiyaç hâline getiriyor. Birileri klimalı evlerde ve havuzlarda serinlerken, birileri sulama kanallarına ve göletlere yönelmek zorunda kalıyor.
Bu yaz da Adana'da iki kardeş, serinlemek için girdikleri sulama kanalında yaşamını yitirdi. Haber bültenlerinde birkaç dakika yer bulan bu acı kısa sürede gündemden düştü. Oysa unutulmayan tek şey, her yaz aynı acının yeniden yaşanması.
DSİ verilerine göre 2003-2016 yılları arasında sulama tesislerinde meydana gelen 922 boğulma olayının 235'i Adana'da yaşandı. Bu tablo tesadüf değil.
Asıl soru çocukların neden suya girdiği değil; neden serinleyebilecekleri başka bir yer olmadığıdır. Çocuklar havuzla sulama kanalı arasında tercih yapmıyor; çoğu zaman önlerinde böyle bir seçenek hiç olmuyor.
Her boğulma haberinin ardından sorumluluk çoğu zaman ailelere yükleniyor. Oysa güvenli kamusal yaşam yaratmak bireylerin değil, kamunun sorumluluğudur.
Çocukların bakım yükünü büyük ölçüde omuzlayan kadınlar, güvenli kamusal alanların eksikliğiyle baş başa bırakılıyor; yaşanan her kaybın acısını da çoğu zaman ömür boyu taşıyor. Güvenli bir yaşam yaratmak annelerin değil, kamusal politikaların sorumluluğudur.
Aynı eşitsizlik Akdeniz'de de karşımıza çıkıyor. Savaştan, yoksulluktan ve umutsuzluktan kaçan insanlar, güvenli yollar kapatıldığı için denizde yaşamlarını yitiriyor. Onları ölüme sürükleyen yalnızca dalgalar değil; savaş, sömürü, yoksulluk ve sınır politikalarıdır.
Boğulmaları gerçekten önlemek istiyorsak yalnızca yüzme öğretmek yetmez. Çocukların güvenle serinleyebildiği kentler kurmadan, ücretsiz yüzme alanlarını yaygınlaştırmadan, iklim krizine karşı kamusal çözümler üretmeden, yoksulluğu azaltmadan ve insanları ölüm rotalarına mahkûm eden politikaları değiştirmeden bu ölümleri önlemek mümkün değil.
Çünkü mesele yalnızca su değil. Mesele, yaşamın da güvenliğin de serinlemenin de eşit dağılmaması.
Her yaz aynı çocuklar ölmüyor; ama aynı eşitsizlik öldürüyor.
Çünkü hiçbir çocuk serinlemek için yaşamını riske atmak zorunda bırakılmamalı.
Boğulmaları gerçekten önlemek istiyorsak, suyun değil, eşitsizliğin akışını değiştirmeliyiz.
Fotoğraf: MA
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















