‘Kıskanmak’ üzerine...
‘Kıskanmak hali çoğu zaman çocukluktan gelen değersizlik duygusuyla körüklenen habis bir duygu olsa da toplumsal koşulların da değersiz hissetmeye yol açan etkileri es geçilmemeli belki de...’

Hakkında düşünülmüş, kitaplar yazılmış, filmler diziler çekilmiş bir melese “kıskanmak.” Benim çıkış noktam, başta halihazırda Now'da yayınlanan dizi ama meseleyi tamamlayıcı olsun diye Nahid Sırrı Örik'in 1946 yılında yayımlanan aynı adlı romanını okuyarak, Zeki Demirkubuz'un uyarladığı filmini de izledim. Kitabın bu uyarlamalarla hem benzer hem de fazlasıyla ayrışan yerleri olsa da daha derin ve incelikli anlatımıyla kitap her ikisinin de önüne geçiyor. Okuma tavsiyesidir ve inanın pek de spoiler sayılmaz.

“Kıskanmak” halinin her çeşidiyle buram buram hissedildiği dizide de, bana göre asıl meselenin intikam olduğu filmde de Seniha karakterinin zamanını sakince bekleyen ve sonuçları başkaları için yıkıcı olsa da kendini koruyan tavrı etkileyici.

Hiçbir eylemi sebepsiz olmadığından anlaşılabilir yerde dursa da sonuçlarını kabullenişi ürkütücü geliyor. 

Dizide kardeş, aşk, akran, statü gibi kıskanmanın her türlü çeşidini görüyoruz. Karakterlerin arka planına baktığımızda aslında bunların çoğunun nedeni kendini değerli hissetme duygusundan yoksun kalmak. Elbette bir psikolog gibi derin tahlil yapma hadsizliğini gösterecek değilim. Ancak her bir karakterin kendini var etmeye çalışırken başta aileleri tarafından değersizleştirilmiş küçük çocuklar olduğunu görüyorum.

Kitapta ise ana karakter Seniha’nın duyguları etrafında şekilleniyor hikaye. Hem ailenin ilk ve tek erkek çocuğu hem de Seniha'ya nazaran çok daha güzel olan Halit, bu özelliklerinden dolayı sürekli kayırılarak Seniha'nın hep son sırada kalmasına neden olmuş. Yapılacak masraflarda öncelikle abi Halit gözetilmiş, sayesinde hakkı olan hiçbir şeye niyet bile edemeyen; Halit'in eğitim giderleri uğruna, okutulması hatta evliliği bile gereksiz masraf görülen Seniha'ya zamanını beklemek bırakılmış. Lakin, işte o beklenen zaman, yıllarca dışlandığı için yaşadığı kıskançlık içten içe büyüyen bir kine dönüşünce Halit için felaket Seniha için buz gibi yenen bir intikam yemeği oluyor. 

Nahid Sırrı Örik kitabında, ne dizide ne de filmde yansıtılabildiğini düşünmediğim, dönemin toplumsal perspektifini de kabaca anlatabiliyor. 

Hikayede toplumsal seyir...

Cumhuriyet’in ilk yıllarında, Osmanlı'dan kalma borçlar ve anlaşmalar nedeniyle hâlâ yabancı sermayenin sömürdüğü kömür işletmelerin yer aldığı Zonguldak'ta geçen hikayede, Avrupalı olmaya öykünerek, modernleşmeyi eğlence, giyim kuşam vesair gibi nüveler zannedilmesini de alt metinde fark ediyoruz. Örneğin Mükerrem'in, Nüzhet'le yaşadığı aldatma macerasına, her ne kadar Seniha'nın intikam planı uğruna göz yumduğu bir mesele olsa da Nüzhet'in annesi tarafından sakince izin verilirken, kendi yerine başka bir kadının geçmesinden endişe duyduğu için bitirme çabasına giriyor. Osmanlı'dan kalan kaymak tabakada evlilik dışı ilişkilerin eşler tarafından bir şekilde kabul edilir noktaya çekilebilir olmasından da bahsedilirken yozlaşmanın etkisi göz ardı edilemez diye düşünüyorum. Tüm bunların yanında eğitiminden mahrum bırakılmasında beis olmayan kadınların metalaştırıldığı gerçeği Nüzhet karakterinin tavırlarında vücut buluyor. 

Velhasıl, kıskanmak hali çoğu zaman çocukluktan gelen değersizlik duygusuyla körüklenen habis bir duygu olsa da, toplumsal kabullerin ve koşulların da değersiz hissetmeye yol açan etkileri es geçilmemeli belki de. 

Değersiz hissetme, kıskanma ve yozlaşma

Son zamanlarda tanık olduğumuz uyuşturucu operasyonlarında, toplum tarafından muhafazakar bilinen ve bu yönde söylemleri olan isimlerin, tam tersi yaşadıkları hayatlarını şaşkınlıkla izliyoruz. Bir arkadaşımla bu konuyu konuşurken, yine kadınların meta olarak kullanıldığı, şantaj ve mobbingin alt yapısını oluşturan bu "renkli" hayatı tukaka ilan edenlerin çoğunun aslında ulaşamadıkları bu hayatları "kıskandıkları için" kötülediklerini iddia etti. Böyle bir yozlaşmanın ekonomik ve sosyal koşullar üzerinden tahlili yerine kıskançlık üzerinden değerlendirilmesine şaşırarak, kabul etmek istemesem de içime bir şüphe düşmedi diyemem.

Uzun yıllardır asgari ücret en düşük taban maaş değil de emekçinin ortalama maaşı haline gelmiş vaziyette. Yüksek enflasyon nedeniyle barınma, gıda ve temel ihtiyaç giderlerinin altında ezilirken, tatil yapmanın, kaliteli yaşamayı geçtim dışarıda oturup çay kahve içmenin lüks ilan edilip, medya kanalıyla her gün yediğimiz kuru ekmeğe şükretmemizin gerektiği yüzsüz bir hamasetle vurgulanıyor. Memleketin tüm kaynaklarını sömüren sermayeyi koruyan, emekçinin hakkını aramasını suç sayan iktidarın ne kadar haklı, ahlaklı ve kudretli olduğu anlatılıyor zatı muhteremler tarafından ve her birimiz hayatlarımızın değersizliğini kemiklerimize kadar hissediyoruz. Yurttaşlar olarak bu kadar yoklukla sınanırken suç ilişkileri üzerinde yükselen çarpık hayatların çeşitli şekillerde ifşa edilmesi, emeğine sahip çıkmak ve insan onuruna yakışan bir hayat için mücadele etmek yerine “bir yolunu bul, el alem neler yapıyor” telkinlerine dönüşüyor adeta. Öykünmeler toplumsal yozlaşmayı da derinleştiriyor haliyle. Eğitim alıp meslek sahibi olmanın hiç bir değerinin kalmadığı yerde, çeteleşmeler hızla artıyor. Memleketin ekonomi politiğinden bahsetmeden toplumsal çürümeyi halkın omuzlarına, yoksulların sefaletine havale eden tartışmaların kalemleri olan gazeteciler, akademisyenler hatta dizi senaristleri gibi algılara yön verebilenlerin bu derinleşmedeki etkisinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünüyorum.

Tüm bu çelişkiler aklımda sıralanırken içime düşen şüphe gerçeğe yaklaşıyor gibi. Belki gerçekten de her üç kavram, değersiz hissetme, kıskanma ve yozlaşma birbirine sıkı sıkıya bağlıdır, kim bilir? 

Fotoğraf: Dizi afişi

İlgili haberler
Özel suçlar, genel sonuçlar: Mezarlık dizisi

Her bölümde bir cinayet çözümlenirken; itibarlı kelli felli adamların kadın katili yüzlerinin ortaya çıkarılması da kadınların şiddete karşı başvurduğu mekanizmaların hantallığı da anlatılıyor.

‘Namus’ ve ‘bekaret’ yeni dizide: Sefirin Kızı

Ülkede kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin arttığı şu günlerde, yine kadın üzerinden bekaret, gerdek ve tecavüz konularının işlenmesi izleyicinin tepkisine yol açtı.

İnci Taneleri dizisine yoğun tepki: ‘Kadın katillerini romantize mi ediyoruz?’

Dizi fragmanında geçen 'Senin aşkın değil, failin olmak da varmış' ifadesi, sadece Kasım ayında 33 kadının öldürülmüşken “kadın katillerini güzelleme” olarak yorumlandı.


Editörden