Temelleri 18. yüzyıldaki Protestan derneklerince atılan, 19. yüzyıldan itibaren ise Katolik Kilisesi’ne bağlı dört büyük kadın tarikatının yönetiminde devasa bir ağa dönüşen, İrlanda’daki Magdalene Çamaşırhanelerinin sonuncusu 25 Ekim 1996 günü kapatıldı. Toplumun "düşmüş" kabul ettiği kadınların zorla alıkonulduğu bu kurumlar, ardında bugün hâlâ yüzleşilmeyi bekleyen büyük bir toplumsal enkaz bıraktı.
Evlilik dışı hamile kalan kadınlar, istismar mağdurları, kimsesizler veya ailelerinin fazla asi bulunan genç kızları, günahlarının kefareti bahanesiyle bu çalışma evlerinde tecrit edildi. On binlerce kadın, hiçbir ücret almadan, ağır kimyasallar ve kaynar sular altında bu çamaşırhanelerde kölece çalıştırıldı; devlet ve kilisenin ortaklığıyla sürdürülen sistematik bir sömürüye ve şiddete maruz bırakıldı. Kimi aileler miras ve itibar kaygısıyla kızlarını kendi elleriyle buralara teslim ederken yerel din adamları, doktorlar ve polis teşkilatı da bu sömürü ağının sevk memurları gibi çalıştı.
Devlet kurumları, lüks oteller, tarikatlar...
Tanıklıklar ve belgeler, bu kapıların ardına adım atan kadınlar ve kız çocuklarının yaşadığı dehşetin boyutunu göz önüne seriyor. Çalışma evlerine kapatılan kadın ve kız çocuklarının saçları kesildi, şahsi elbiseleri yakıldı, adları ellerinden alınarak onlara bir azize ismi ya da numara verildi. Birbirleriyle konuşmaları yasaktı. Dondurucu koğuşlarda, insanlık dışı koşullarda yaşıyorlardı. Hamile kadınların bebekleri doğumun hemen ardından ellerinden alınıyordu. Bebekler ya yüksek bağışlar karşılığında denizaşırı ülkelere evlatlık veriliyordu ya da bakım yetersizliği ve salgın hastalıklar nedeniyle “Anne ve Bebek Evleri”nin isimsiz mezarlıklarında can veriyordu.
Kadınlar sabahın erken saatlerinde başlayıp, gece yarılarına kadar kaynar sular, klor ve kostik soda buharı altında tonlarca çamaşırı yıkayıp, ağır döküm ütülerle ütülüyordu. Bu çarktan tarikatlar ücretsiz faydalanırken devlet de ordunun, kamu hastanelerinin ve bakanlıkların çamaşır işlerini bu kurumlara ihale etti. Lüks oteller ve yerel işletmeler ise bu ucuz işgücünün sadık müşterileriydi. Çözülme, 1970'lerde otomatik çamaşır makinelerinin yaygınlaşması, 1973'te yürürlüğe giren Bekar Annelere Sosyal Yardım Yasası (Unmarried Mother's Allowance) ve azalan rahibe sayılarıyla gelen ekonomik kayıplar sonucu başladı.
Devlet sevkiyle kölelik
Kırılma noktası 1993’te Dublin High Park Manastırı arazisinin satışında ortaya çıkan 155 kadına ait isimsiz toplu mezar oldu. Medyanın konuyu gündeme taşıması ve hayatta kalanların kurduğu Justice for Magdalenes (JFM) inisiyatifinin Birleşmiş Milletler’e başvurmasıyla süreç hızlandı. Şubat 2013’te yayımlanan resmi McAleese Raporu, 1922-1996 arasında en az 10 bin kadının bu çamaşırhanelerde alıkonulduğunu ve kadınların yüzde 26,5’inin doğrudan devlet eliyle sevk edildiğini kanıtladı. Dönemin Başbakanı Enda Kenny parlamentoda ağlayarak devlet adına özür diledi. 2021'deki resmi soruşturma komisyonu raporuyla 9 bin bebeğin kurumlarda öldüğünün belgelenmesi ve 2022'deki köken kayıtlarına erişim yasası, adalet mücadelesinin geç gelen diğer halkaları oldu. Ancak Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Komite'nin (UNCAT) tekrarlayan tavsiyelerine rağmen İrlanda devleti, çamaşırhanelerde kadınları zorla alıkoyan ve ücretsiz çalıştıran kurumsal sorumlulara yönelik geniş çaplı cezai soruşturmalar açmadı.
Edebiyata yansıması: Böyle Küçük Şeyler
Tarihsel belgelerin, tazminat tartışmalarının ve bürokratik raporların soğuk dili tükendiğinde, bu suçların senelerce süregitmesine olanak sağlayan sessizliği ifşa eden en güçlü metin İrlandalı kadın yazar Claire Keegan’ın Small Things Like These (Böyle Küçük Şeyler) adlı kitabı oldu. Tam da 2021 yılındaki Tuam çocuk mezarları raporunun yarattığı sarsıntının ertesinde yayımlanan roman, hikayeyi 1985 kışına, son manastırın kapanışından yaklaşık on yıl öncesine taşır. Keegan, anlatıyı manastırın içinden değil, kasabanın saygın kömür tüccarı Bill Furlong’un gözünden kurar. Noel arifesinde manastırın dondurucu kömürlüğüne kapatılmış, üstü başı perişan haldeki genç bir kızla karşılaşan Furlong, manastırın ekonomik gücünden, çocuklarının okuldaki geleceğinden ve kendi kurulu düzeninden korktuğu için gözlerini sımsıkı kapatan tüm kasabanın suç ortaklığıyla yüzleşir. Keegan, son notunda McAleese Raporu'na atıfta bulunduğu bu novellada, bu gibi kurumların kapılarını asıl açık tutan şeyin insanların kayıtsızlığı olduğunu gösterir.
Fotoğraf: Wikimedia Commons
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















