İşçi ve emekçi kadınlar bu 8 Mart’ı artan yoksulluk, savaşlar, şiddet, kadın cinayetleri sarmalında karşılıyor. Tuzla’nın Aydınlı mahallesinde kadınlar 8 Mart’ta taleplerini ise yan yana geldiğimiz bir sofrada ortaklaştırıyor: Şiddetsiz, savaşsız, eşit ve güvenli olduğumuz bir yaşam için 8 Mart’ta alanlardayız.
Ne sesimizi duyan var ne de canımızı koruyan!
Yan yana geldiğimiz kadınlardan Elif, hem kızının istismar davasında adalet arayan Fatma Nur Çelik’in ölü olarak bulunduğu hem de öğretmen Fatma Nur Çelik’in katledilmesine karşı tepkisini “Ne sesimizi duyan var ne de canımızı koruyan. Biz kadınlar her an kendi canımızı, sevdiklerimizin canını düşünmek zorundayız. Bu ülkede güvenebileceğimiz bir dalımız yok. ‘Beni yaşatmayacaklar’ dedi Fatma Nur Çelik. Buna göz yumdular. Fatma, öldürüleceğini bile bile ölümünün bile adalet arayışındaydı. Yasalar korumuyor. Her şeyden korkarak yaşıyoruz” diyerek gösterdi. Elif, “her şeyden korkmak” derken de bu şiddet sarmalının hayatındaki yerini şöyle özetledi:
‘Bizi bizden başkası korumuyor!’
“Eşim tersanede çalışıyor. Ağır sanayi olarak geçmesi gerekirken bunu değiştirdiler. Her gün tersanelerde iş kazaları, iş cinayetleri oluyor. Eşim eve bir saat geç gelse acaba başına bir şey mi geldi diye her gün korkarak yaşıyorum. Asgari ücret alıyor, üzerini elden veriyorlar. 15 yıldır çalışıyor, hâlâ emekliliğin adını anamıyoruz. Yarın ocakta iki kap yemek pişirecek malzemeyi bulabilecek miyim diye düşünerek uyuyorum. Kendim büyüdüğüm sokaklarda, acaba başıma bir şey gelir mi diye yürümekten korkuyorum. Biz kadınlar evde, sokakta, gittiğimiz işlerde her an korkarak yaşıyoruz. Derdim olunca, çalabileceğim bir iki komşu kapısı olması tek güvencem. Bizi, bizden başkası korumuyor.”
ABD-İsrail işbirliği ile İran’a gerçekleştirilen saldırıları “Hep biz ölüyoruz” diyen Elif, savaşların halklara ölümden başka bir şey getirmeyeceğini belirterek devam etti:
“Tersanelerden tırlar dolusu malzemeler gidiyor bu ülkelere. Giden tersanelerde de ölen işçiler, gittiği ülkelerde savaştan ölen de hep halk. Yani hep biz ölüyoruz. Onlara hiçbir şey olmuyor. Bunlar da bu savaşta ne kapabilirse derdinde. Kaptığı da yine dönüp bize ya daha fazla açlık ya da daha fazla ölüm getirecek.”
Atılan her bomba çocukların geleceğine atılıyor
Savaşların yükünün hep halklara ödetildiğini söyleyen Sinem ise savaşın yoksulluktan, şiddetten, ölümden başka bir şey getirmediğini ifade ediyor:
“Savaş deyince bugün gözümün önünden gitmeyen şey, bombalanan okul görüntüsündeki o kız çocuğunun okul çantası. Bizi öyle bir cendereye atmışlar ki, çocuk kadın demeden kendileri ‘En birinci benim’ diye savaşırken, her gün sırtımıza bir kez daha biniyorlar. Gerçekten, her gün omuzlarımın daha ağırlaştığını hissediyorum. Her bir bomba; bizim ocağımıza, çocuğumuzun geleceğine, hayatta kalmamıza atılıyor.”
Elif’ten Sinem’e, Fatma Nur Çelik’ten binlerce kadına... Kadınlar olarak bu 8 Mart’ta taleplerimiz de yaşadıklarımız da ortak. Şimdi sıra, bu yaşadıklarımızı Aydınlı’dan Türkiye’nin dört bir yanında “mücadelemiz var” diyerek birlikte haykırmakta...
Buluştuğumuz bu masada derinleşen yoksulluk var. Buluştuğumuz bu sofrada savaşların ölümden başka bir şey getirmediğine her an şahit olan kadınlar var. Yapılması gereken, Elif’in de dediği gibi birbirimize güvenerek çalabileceğimiz bir iki komşu kapısına, yani birbirimize tutunmak.
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















