Türkiye’de okullarda yaşanan şiddet ve saldırı olayları 2026-2027 eğitim-öğretim yılının başlamasıyla tekrar ana gündemlerden biri haline geldi. Son yıllarda gündemden düşmeyen saldırılara ilişkin somut ve çözüm odaklı adımlar atılmazken iktidarın bakanlıkları yine yükü kadınlara bindiriyor.
Yeni Şafak gazetesinin “Okula anne eli değiyor” başlıklı haberinde İçişleri Bakanlığının “şefkat kalkanı” programının detayları yer alıyor.
Ülkenin dört bir yanında gündeme gelen olaylarda, kurumların açıklamalarından derlenen verilere göre 2026’da doğrudan okul binasını, okul bahçesini, okul çevresini ya da okula giden öğrencileri hedef alan en az 6 saldırı kamuoyuna yansıdı. Bu olaylarda 10 öğrenci ve 3 öğretmen yaşamını yitirirken, en az 44 öğrenci yaralandı. Bakanlıklar okullar için turnikeler, bekçiler, velilerin okula alınmaması gibi çözüm gibi görünen adımlar atmaya çalıştılar ama sonuç değişmedi, olan velilere oldu. Buna gelmeden önce, İçişleri Bakanlığının, okul saldırılarını “önlemek” için “şefkat kalkanı” adlı programına bakmakta yarar var. Program özetle bütün yükü annenin yani “kadının” sırtına bindiriyor. İçişleri Bakanlığı daha önce de “En iyi narkotik polisi anne” diye bir proje başlatmış, kadınlara yeni bir vasıf daha yüklemişti: Narkotik polisi.
Yeni programa dönersek, İçişleri Bakanlığı, “şefkat kalkanı” adlı programını 81 ilde, ama önce riskli okullarda uygulayacak. Riskli okullardan kastın ne olduğuna, bugüne kadar kastedilen “riskli” okullarda ne gibi önlemler alındığına dair detay yok.
Proje bir yıl içinde tüm okulları kapsayacak. Ailelerin, özellikle annelerin merkezi rol üstlenmesi hedefleniyor. Amaç, “Çocuklardaki ani davranış değişikliği, içe kapanma ve şiddet eğilimi gibi risk işaretlerini erken fark edip saldırganlığı şiddete dönüşmeden önlemek” olarak tarif ediliyor.
“Şefkat kalkanı” adlı bir programı, FİSA Çocuk Hakları Merkezinden Ezgi Koman, Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği Yöneticisi Avukat Cemile Didem Karaboğa, Eğitim Sen Genel Merkez Kadın Sekreteri Simge Yardım ve Küçükçekmece Ekmek ve Gül Derneği Başkanı Neslihan Karyemez ile konuştuk.
‘Program şiddetin yeniden üretilmesine yol açabilir’
FİSA Çocuk Hakları Merkezinden Ezgi Koman, şu soruyu sormak gerektiğini vurguluyor: “Devlet, okullarda yaşanan şiddetin nedenlerini ortadan kaldırmaya mı çalışıyor, yoksa şiddet riski taşıdığı düşünülen çocukları önceden tespit ederek kontrol altına almaya mı yöneliyor? Üstelik bunu yaparken, şiddeti önleme yükümlülüğü kendisinde olmasına karşın, var olan kamusal sorumluluğunu göz ardı ediyor ve bu sorumluluğu yine ebeveynlere, özellikle de annelere bırakıyor.”
Koman bu sürecin sosyolojik ve psikoloji yönlerine de dikkat çekerek, “Çocukların bazı davranışlarının izlenmesi kapsamında içe kapanma, öfke, okuldan uzaklaşma gibi davranışlar şiddet gösterme potansiyeliyle ilişkilendiriliyor. Ancak bu davranışlar her zaman şiddet eğilimine işaret etmeyebilir. Bunlar her okul saldırısının doğrudan nedeni olarak gösterilemez. Ayrıca bu yaklaşım, bazı çocukların etiketlenmesine ve ayrımcılığa maruz kalmasına yol açabilir” ifadelerini kullandı.
Çocukların şiddetten korunması için devletin çocukların yaşadıkları güçlükleri fark edecek ve karşılayacak kamusal mekanizmaları kurması gerektiğini vurgulayan Koman, “Koruyucu ve önleyici yaklaşımla güvenlik ve denetim birbirine karışmış durumda. Ancak biliyoruz ki güvenlik politikaları, okullara daha fazla kolluğun girmesi gibi önlemler etkili olmayan, hatta şiddetin yeniden üretilmesine yol açabilen müdahaleler.” dedi.
‘İktidarın eğitim programı güncel tablonun sonuçlarından biri’
Eğitim Sen Genel Merkez Kadın Sekreteri Simge Yardım, okullarda yaşanan olayları, toplumsal boyutunu indirgeyen bir zemin olarak da değerlendirmemek gerektiğini vurgulayarak, “Şimdi ailelere eğitim verilecek, işte polisler eğitim verecek, rehber öğretmenler eğitim verecek ve bunun üzerinden de şefkat, annelik üzerinden çözüm oluşturulmaya çalışılıyor. Buradaki temel sorunlardan birisi şu: Aile yılı uygulamaları aslında yaşamımızın her alanında hayata girdi ve buradaki hedefin de anne ve kadın olduğunu ısrarla ifade etmiştik. Burada da yine aynı zemin karşımıza çıkıyor” dedi.
Uzun zamandır gerçek sorumluluğu alması gerekenlerin almadığı, bu sorumluluğun da işte eğitim emekçilerine, ailelere, çocuklara yıkılmaya çalışıldığı bir zemin olduğunu söyleyen Yardım, iktidarın eğitim politikalarının da çocukların şiddete ve suça sürüklenmesine yol açtığını ifade ediyor: Milli Eğitim Bakanlığı kendi eğitim politikalarını hayata geçirmeye çalışıyor ve kendi toplumunu inşa etmeye çalışıyor; eğitimi de bunun için araç olarak kullanıyor.
MESEM’lere özel dikkat çeken Yardım, “Şiddet, ölümler konuşurken MESEM’lerde hayatını kaybeden çocukları da konuşmak gerekiyor. Çünkü devletin uygulaması, MESEM uygulaması pek çok çocuğun hayatına mal oldu. Evet, orada bir şiddet durumu yoktu ama aslında çocuklara dönük bir şiddet biçimi olduğu açıkça ortadadır. Dolayısıyla öncelikle MESEM uygulamasının son bulması gerekiyor” dedi.
‘Turnikeler için velilerden para topladılar’
Küçükçekmece Ekmek ve Gül Kadın Dayanışma Derneği Başkanı Neslihan Karyemez, ilgili programın kadınlara ve velilere daha fazla yük olacağına dikkat çekerek, “Güvenlik tartışması okul girişlerine X-Ray cihazları konulması, güvenlik personelinin artırılması ve turnike sistemlerinin kurulmasıyla sınırlı kaldı. Atılan tüm adımlar tümüyle veliye yük olarak ilerliyor.
Örneğin İstanbul Küçükçekmece’deki Atakent’te bulunan ilkokullarda kurulan, daha protokol imzalanmadan yaz aylarında yapılan turnike sistemi veliler için sırtlarına bindirilen yeni bir yük haline geldi. Yapılan turnike ve öğrencilere verilecek bileklikler için velilerden sınıflara göre 500 ila 2 bin lira arasında ücret talep edildi.
Bu sürecin yaşam gibi, en temel haklar uğruna mücadele edilmesi gereken taleplere dönüşmesine dikkat çeken Karyemez, “Çocuğun beslenmesi yıllardır söylediğimiz gibi en büyük kaygıyken şimdi kadınlar, ‘Çocuğum sağlam eve dönecek mi?’ sorusuyla pekişiyor. Ayrıca alınan önlemler, çocukları korumuyor, örneğin bahsi geçen projede çocukların çantalarının aranması kişisel alanlarına doğrudan bir müdahale olarak görülmeli ve bunun bir baskı aracına dönüşeceğini de görmek gerekir. Bu süreç eğitime dair tüm taleplerimizi gölgeleyen bir yere evriliyor.
Buna karşı en temel haklarımızın birer talebe dönüşmemesi için bizim üzerimize bindirilen yükleri kabul etmemeliyiz, acilen harekete geçmeliyiz. Devlet üstüne düşeni yapmalı.” dedi.
‘Bu program kadınlara yeni vazifeler yüklüyor’
Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği Yöneticisi Avukat Cemile Didem Karaboğa ise programda ateşli silahlara dair yer alan bölüme dair, çocukların güvenliği tartışılırken ateşli silahlara erişim meselesinin yalnızca ailelere verilecek güvenli saklama eğitimiyle sınırlandırılmasının yeterli olmadığını söyleyen Karaboğa, “Bireysel silahlanmanın yaygınlaşması, silahların evlerde ve gündelik yaşamda daha erişilebilir hale gelmesi, çocuklar açısından ciddi ve önlenebilir bir güvenlik riski yaratmaktadır. Silahın varlığı, bir çatışmanın veya anlık öfkenin ölümcül sonuçlara dönüşme ihtimalini artırır. Bu nedenle çocukların silaha erişimini önlemek, yalnızca ebeveynlerin dikkatine bırakılabilecek bireysel bir sorumluluk değil, devletin düzenleme ve denetim yükümlülüğünün bir parçasıdır. Silahların ve mühimmatın güvenli muhafazasına ilişkin etkili kuralların yanı sıra bireysel silahlanmayı sınırlayan politikalar, ruhsatsız silahlarla erişimi önleyici mekanizmalar hayata geçirilmelidir.” ifadelerine yer verdi.
Fotoğraf: Canva Pro
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















