Rita’dan bugüne: Eşit işe eşit ücret mücadelesi bitmedi
Ekmek ve Gül Narlıdere–Balçova Kadın Dayanışma Grubu’nun 8 Mart kapsamında izlediği Made in Dagenham, 1968’de Ford işçisi kadınların eşit ücret direnişini bugünün Türkiye’siyle buluşturdu.

“…hep tarih kitaplarını okurken, tarih yazan insanların neler hissettiğini merak ederdim. İşte sen bunu bana anlatacaksın Rita. Çünkü şu an tarih yazıyorsun."

Ekmek ve Gül Narlıdere–Balçova Kadın Dayanışma grubu ile 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında kadın emeğinin öne çıktığı “Made in Dagenham” filmini izledik. 

“Kadının Fendi” filmi kabaca 1968 yılında Ford’un İngiltere’deki Dagenham fabrikasında çalışan kadınların maruz kaldığı vasıfsız işçi muamelesine karşı ayaklanmasını, erkeklerle eşit ücret talebiyle çıktıkları grev ve yürüttükleri mücadele sonucunda kademeli olarak eşit ücret almaya hak kazanma hikayelerini anlatırken esas mesaj bunların çok daha ötesinde…

Dikiş makinelerinin başında oturup saatlerce araba koltuklarına kılıf diken Ford işçisi kadınlarla empati kurmamak elde değil.  Zira 1968 İngiltere’si ne yazık ki 2026 Türkiye’sinden çok da uzak değil. Kadınların toplu grev ilan edip fabrikayı terk ettikleri sahnede izleyenlerin yüzündeki umutlu gülümseme bile bunu kanıtlar nitelikte. 

Ford’da üretimin erkek işçiler tarafından defalarca durdurulduğu fakat aynı zorluklarla daha düşük ücretlerle çalışan, türlü sıkıntıya rağmen gülümseyen ve gülümseten kadın işçilerin ise hiç greve çıkmadıkları gerçeği “Biz neden eşit ücret almıyoruz ki?” sorusunu uyandırdı. 

Öte yandan cinsiyet rollerine de göz kırpan film yalnızca çalışma hayatında değil özel hayatta da bizlere dayatılan gerçekleri gösterdi. Kumar oynamamayı, şiddet uygulamamayı, karısını aldatmamayı, eve ekmek getirmeyi eşine sanki bir lütufmuşçasına sunan Eddie ve onun gibileri her gün evimizde, işyerimizde karşımıza çıkarken birçok kadının beklentisini de türlü manipülasyonlara maruz kalarak düşürmeleri korkunç bir gerçek.

Sen, ben, o, Rita, Connie ve diğerleri… 

“Eşit işe eşit ücret” mücadelesi hepimiz için hâlâ güncel bir problem. Tam da bu sebepten bizim de Rita gibi “mücadele etmeyi ne zaman bıraktık?” diye haykırmamız gerekiyor. 

Genç kadınlar söyleşinin sonunda söz alarak 8 Mart’ın öneminden bahsettiler: “Aslında Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün kökeni, anlatılanların aksine tek bir olaydan değil, çok uzun bir sınıf mücadelesinden geliyor. Her şey 20. yüzyılın başında, Amerikalı sosyalist kadınların 1908 ve 1909’da hem oy hakkı hem de ekonomik eşitlik için başlattığı ‘Ulusal Kadın Günleri’ne kadar uzanıyor. Ama bugünün 8 Mart olarak netleşmesi asıl 1917’deki Şubat Devrimi'nde oluyor; Petrogradlı kadın işçilerin ‘Ekmek ve Barış’ talebiyle başlattığı o büyük grev, 1921’de Moskova’da yapılan konferansla 8 Mart, tüm dünyada ortak mücadele günü olarak kararlaştırılıyor."

Bir diğer genç ise içinde bulunduğumuz süreçten ve yaptırımlarından bahsetti: “Erdoğan yönetimi, Ortadoğu’daki paylaşım kavgasından pay kapmaya çalışırken, içeride sermaye sınıfı adına 'ucuz emeğe dayalı köleci bir emek rejimi’ inşa ediyor. Bu rejim; özellikle örgütsüz, sendikasız ve güvencesiz olduğu için kadın ve çocuk emeğini her geçen gün daha fazla sömürüyor. Hakkını arayan, sendikalaşma mücadelesi veren kadınların karşısına kolluk kuvvetleri dikiliyor; kadın örgütleri ve üniversite toplulukları doğrudan hedef alınıyor. Ancak tüm bu baskı ve şiddet politikalarına rağmen, iktidar kadınların direnişini sindirebilmiş değil. Aksine kadınlar, sömürüye ve savaşa karşı her geçen gün daha yaygın şekilde bir araya gelmenin ve ortak mücadelenin olanaklarını yaratıyor."

Balçovalı kadınlar da filmden sonra yaptıkları ufak söyleşide günümüzde de geçerliliğini koruyan gelir eşitsizliğine değindiler: “Günümüzde hâlâ kadınlar öldürülüyor ve suçları ispatlanmasına rağmen failleri cezasız bırakılıyor.” 

“O dönemin başkanı kadın olmasaydı yine aynı şey yaşanır ve eylem kazanılır mıydı?” sorusu da kadınlar olarak tartışıldı. Genel kanaat ise: Kadın örgütlü bir kadındı, bu bir avantaj. Sadece kadın olması elzem değil, biliyorsunuz ki Tansu Çiller’i, Meral Akşener’i yaşadık hep beraber. Kadın gücünün ve örgütlülüğün farkındaydı. Bu da başarıyı getirdi. 

Bizi kendilerine çevirmeye çalışıyorlar fakat başarılı olamayacaklar. Öte yandan film gösterimine katılanların bir diğer yorumu da eğitim vurgusuydu: “Bütün dünyada eğitim şart. Bugün Türkiye’de halimiz eğitimsizlikten kaynaklanıyor. Sadece okulda değil ailede, komşuda da eğitim başlıyor. Yalnızca birbirimizi eğitirsek başarıya ulaşırız.” 

Söyleşide altı çizilen diğer bir konu da bastırılmaya çalışılan mücadeleydi: “Vazgeçmeyeceğiz, bugün buradaysak yarın da alanları boş bırakmayacağız. Yeter ki çoğalabilelim. Yeter ki beraber olalım. 

Söyleşinin sonunda “Bahar Taş nerede?” diye bağıran kadınların mücadelesi ortak: “Eşit ve herkes için yaşanabilir bir dünya!”

Fotoğraf: Ekmek ve Gül


Editörden