Kim var bu camın arkasında?
İşten atılan 90 cam işçisinin aileleri en büyük destekçileri oldu: ‘Kocam bu fabrikada yıllarca canını dişine takarak çalıştı. O makinelere kocamın kanı damladı. Gücüme gidiyor böylece işten atılmak.’

Sabahın erken saatinde, daha Trakya’nın ayazı yumuşamamışken, Lüleburgaz’ın en işlek caddesinin kenarında bulunan pastaneden, sigara dumanına karışan çay buğusuyla birlikte kadın sesleri geliyordu. Kimi uykusuz, kimi üşümüş, kimi öfkeli, kimi heyecanlı... Kim miydi bu kadınlar: Günlerdir işleri için direnen 90 cam işçisinin eşleri, anneleri, kardeşleri...

Kırklareli Paşabahçe Cam Fabrikası’nda fırın kapatma bahanesiyle 90 işçi işten atıldı. Şişecam’ın İstanbul Tuzla’daki merkezine doğru yürüyüş başlattılar.

Yürüyüşün ilk gününün sonunda sabah yine buluşmak üzere konaklama yerinden ayrılmıştı kadınlar. Uyuyamamışlardı ki, uyunur mu? Bir yanda ‘babam nerede’ diye soran çocuklar, bir yanda telefonlara gelen ‘hava çok soğuk’ mesajları, bir yanda gelecek kaygısı... Her birini düşünmeye de çözüm üretip direnci korumaya da yetişiyordu kadınlar. Sabah olunca çocukları doyurup, anneanne ya da babaanneye teslim edip, bavulları battaniye, ilaç ve erzakla doldurup yola çıkmışlardı.

Bekleme noktası pastanede buluşuyoruz kadınlarla. İşçiler nasılmış der demez Filiz’in gözleri doluyor “gece çok soğukmuş, çok üşümüşler, çadırlar da yazlık çadırmış” diyor. Süreyya hemen moral veriyor; “Benim kardeşim de çok üşümüş, bak aldık battaniyeleri gidiyoruz. Bu akşam daha iyi geçer.”

Otobüs geliyor, doluşuyoruz içine. Hava sıcak, güneşli. Vücudumuz ısındıkça içimiz de kaynıyor. Arabada şakalar, espriler havada uçuşuyor. Bu sürecin sorumlusu işverene ve sendika başkanına da söylenmeden geçmiyorlar tabii. Yoldan Seda’yı alıyoruz. Diğer kadınlar hemen ‘çocuklar nerede’ diye soruyor. Meğer dün kocası ‘çocuklarla yürüme’ deyince, yarı yolda eve dönmüş Seda. İkinci gün bulmuş çözümü. “Gece aradım annemi sabah hemen bana gel, çocukları sana bırakacağım, dedim. Sağolsun geldi anneciğim. Hadi bakalım benimki bugün ne bahane bulacak. Yürüyeceğim bugün, hatta gece de orada kalacağım” diyor. Gülüşerek küçük zaferini tebrik ediyoruz.

İşçilerin yanına yaklaştığımızda otobüste planlar yapılıyor. “İnerken slogan atalım moral olur.” “Tamam, ‘direne direne kazanacağız’ı atalım.” “Yok yok, ‘90 işçi dönecek, bu iş bitecek’ daha iyi olur.” Otobüs konaklama yerine girer girmez işçiler alkışlamaya başlıyor kadınları, kadınlar da sloganla karşılık veriyor.

‘DÜŞERSEM DE, BİZİ BU HALE GETİRENLERİN AYIBI OLSUN’

Konaklama yerinde çadırlar toplanıp, halaylar çekildikten sonra yürüyüşe başlıyoruz. Yürürken tanışıyoruz Nagihan ile. Yolun uzunluğundan, havanın sıcaklığından bahsederken derinleşiyor sohbet.

“15 yıldır evliyiz. Hayraboluluyum ben. Evlenince geldim Lüleburgaz’a. Cam fabrikasını, çalışma koşullarını bilmiyordum. Evlenince öğrendim eşimden, iyi bir fabrika olduğunu. Ancak yıldan yıla eridi haklarımız. Gücüme gidiyor böylece işten atılmak. İşsiz kalmak, parasız kalmak düşüncesi acıtmıyor da canımı, bizi onursuzlaştırmaya çalışmalarına dayanamıyorum. Onlar iyi çalışmıyordu diye anlatılıyor sağa sola. Kimi tanıdıklar bile ‘suçları olmasa atılmazlar işten. Çok mu rapor aldı, işe mi gitmedi’ diye soruyor. İşten atılmaya bahane arıyorlar. Lüleburgaz’da çadırın önünde imza toplarken bir yaşlı amca geldi yanıma. İmza isteyince ‘bu cam işçileri her gece meyhanede, hak etmiştir onlar’ dedi. O kadar üzüldüm ki, hiç unutmayacağım ne o amcayı ne söylediğini. Oysa eşim iki defa ciddi iş kazası geçirdi. Kocam bu fabrikada yıllarca canını dişine takarak çalıştı. O makinelere benim kocamın kanı damladı... Ama eşimin yanında hiç ağlamadım. Babamın yanında saldım kendimi. E ben de insanım bir yere kadar dayanıyor yürek. Babam da süreci takip ediyor ama kalp hastası, aklımın bir tarafı hep onda.”

Sohbete biraz slogan arası veriyoruz. Söz haberi nasıl aldığına geliyor. “İşten atılma haberini aldığımız gün, evlilik yıl dönümümüzdü” diyor acı bir gülümsemeyle. “Kader işte, akşam yemeğe gideriz diye beklerken, işsiz kaldığımızı öğreniyorum.” Ne olacak sence bu işin sonu diye soruyorum. “İşten atılan 90 işçi, işe geri alınana kadar mücadeleye devam edeceğiz. Doğuştan iki diz kapağımda da kayma var. Ama hiç önemli değil. Sonuna kadar yürüyeceğim ben. Düşersem de bu, bizi bu hale getirenlerin ayıbı olsun.”

CAM FABRİKASI DEMEK GARANTİ İŞ DEMEKTİ, ÖNCEDEN
Yaklaşık 7.5 km yürüdükten sonra mola veriyoruz. Berna ablayla tanıştırıyorlar beni. Kocası Mersin cam fabrikasından emekli. Emekli olduktan sonra memleketleri Trakya’ya gelip yerleşiyorlar. Fabrika, Berna ablanın kocasına Rusya’daki cam fabrikasında çalışmasını teklif ediyor, o da kabul ediyor ve gidiyor. Oğluysa Trakya’daki cam fabrikasında çalışıyor. Şimdi atılmış. Babasının haberi var mı diye soruyorum, “Evet var, söyledik. O kadar uzakta olsa da aklı hep bizde. Bir zanaat aslında bu iş. Bir nevi babadan oğula geçiyor.” “Evet benim de kayınpederim camdan emekli.” “Benim de eşim camdan emekli şimdi kardeşimi işten attılar” diye anlatıyor kadınlar.

Trakya’da yıllarca böyle işledi bu sistem. İşçiler çocuklarının, akrabalarının, komşularının fabrikaya girmesine önayak oldu. Zaten önceki yıllarda işe alım listelerinde yakını camda çalışanlara öncelik tanınıyordu.

Neden bu kadar önemliydi cama girmek diye soruyorum Süreyya’ya. “Garanti iş, garanti gelecek diye bakıyorduk. ‘Cama bir girsin oradan emekli olur’ derlerdi. Devlet memurluğu gibiydi. Şimdi ise hal ortada. Üstelik bu işçilerin atılma sebebi işverenin ya da sendikanın fikirlerine ters düşmek. Bu büyük haksızlık. Ben kardeşimin arkasındayım. Bütün aile arkasında. Kardeşim nereye ben oraya. Şimdiden ayağım su topladı ama önemli değil. İstanbul yetmezse Ankara’ya kadar da yürürüm.”

Biz sohbet ederken küçük Ulaş sürekli annesinden bir şeyler istiyor. “Çok sıcak bugün getirmeseydin ya onu Yağmur” diyor kadınlardan biri. “İlle de babamı göreceğim diyor, durmaz ki evde” diye açıklıyor Yağmur. Ulaş yolun yarısından fazlasını babasının omuzlarında gidiyor.


OTO CAM’DAN BİR KADIN SESİ YÜKSELİYOR
15 kilometrelik yolu bitirip Tekirdağ Muratlı kavşağında bulunan konaklama alanına varıyoruz. Minik Ada’nın eline geçirdiği mikrofondan attırdığı sloganlara eşlik ederken bir cam işçisi kadın geliyor yanımıza. Sadece Oto Cam’da kadın işçi çalışıyor. Onların sayısı da 19. Çoğu kişinin haberi bile yok camda kadın çalıştığından. Üretimde misin diye soruyoruz, “evet üretimdeyim” diyor gülümseyerek. Belli ki çok duymuş bu soruyu. İş ağır mı, fabrika içinde sosyal ortam nasıl, konuşmaya başlıyoruz. “Elbette kolay değil, ağır sanayi sonuçta, kadın bedenini zorluyor. İşe ilk başladığım zaman acemilikten kolum kesildi, ondan fazla dikiş var. Genelde bizlere kelebek dediğimiz daha küçük camlar denk geliyor. Onları kaldırmak ağır olmuyor. Ama bazen büyük camlar da denk geliyor. O zaman yardımlaşabiliyorsak yardımlaşıyoruz, yardımlaşamazsak mecbur kaldırıyoruz. Ufak tefek bir kadınım ben. Bir gün bir arkadaş çok güldü bana. Büyük camlardan biri denk geldi. Ben de camı kaldırmış giderken arkadaş kafasını çevirmiş bir bakmış cam gidiyor. Arkasında beni göremeyince cam kendi kendine gidiyor sandım diye anlatır durur. Elbette az kadın olmanın dezavantajları var ama benim bölümümde erkek arkadaşlarla bir sorun yaşamıyoruz.”
Evliymiş, eşi de cam işçisi. “Bir bebeğim var. Annem bakıyor. Bugün ben yanınıza geleceğim diye eşim eve erken gitti, çocuğu uyutmaya. Çocuğumu uyurken bırakıp işe gelmek çok zor oluyor ama onun geleceği için çalışmaya mecburum.”


‘YARIN ATILAN BEN DE OLABİLİRİM’
İşçilerden, işten atılma korkusuyla gelmeyen çok, o ise destek için burada. Sen korkmuyor musun sorusunun karşısında cevabı net. “Hayır. Çünkü yarın atılan ben de olabilirim. Oto Cam’dan da işçi çıkaracaklar diye söylentiler dolanıyor. Eminim önce kadınları atacaklar işten. Zaten 19 kadınız. Bir kere kadın kontenjanı açıldı, biz girdik bir daha da açılmadı. İşveren pişman kadın işçi aldığına. Örneğin 19’umuzun da çocuğu var. E bunun doğum izni, süt izni derken işverenin işine gelmiyoruz. Ben burada kadın ve cam işçisi olarak bulunuyorum. Ben de anneyim, ben de cam işçisi eşiyim aynı zamanda cam işçisiyim. Her iki tarafı da çok iyi anlıyorum. Ben cam işçilerinin arkasındayım. Hem onların işe geri alınması için, hem kendi işim için mücadele edeceğim.”

DİRENİŞİ İLERİ TAŞIYAN KADINLAR 

Akşam yemeği için oturduğumuz masada Şaziye ile tanışıyoruz. Bulgaristan göçmeni. Eşiyse Çorumlu. İlkokul öğrencisi bir oğulları var. Şaziye de Çorlu yolunda bir tekstil fabrikasında çalışıyor. Sizin fabrikada cam işçileri konuşuluyor mu diyorum. “Elbette. Kendi bölümümdeki arkadaşlara anlattım. Onlar da ‘yürüyüş bizim fabrikanın önünden geçerken biz de kapı önüne çıkıp destek verelim’ dediler. Bu dayanışma isteği beni çok mutlu etti.”

Daha sohbetimiz devam ederken arkamızda bir hareketlilik oluyor. Bakıyoruz polisler gelmiş, bulunduğumuz alanının çıkışına barikat kuruyorlar. “Ne oluyor” sesleri yükseliyor. Kırklareli Valiliği’nin yürüyüşü yasakladığını öğreniyoruz. İşçi komitesi durum değerlendirmesi için toplanıyor. O arada kadınlar ahlanıp vahlanmıyor. Polisler bize saldırır diye korkmuyor. Çember oluşturup “ne yapabiliriz” diye fikir yürütmeye başlıyor. Kadınlardan “biz yanınızdayız, mücadeleye devam” sesleri yükseliyor.

Şimdi, işçi komitesinin aldığı karar mücadelenin seyrini nasıl etkiler bilmiyorum. Ama bildiğim şey, kadınların direnişte pek çok şey öğrendiği ve duygularıyla, pratik zekalarıyla, öfkeleriyle bu direnişi ileri taşıdığı... 

İlgili haberler
Cam işçilerinin eşleri, anneleri, çocukları direni...

Şişecam’a bağlı Kırklareli Paşabahçe cam fabrikasından 200’e yakın işçi işten atıldı.Fabrika önünde...

Cam işçilerinin direnişinin bir öznesi de kadınlar

Kadınlar cam işçisi eşlerinin, çocuklarının haksız yere işten atılmasına öfkeli. Direniş çadırında m...

Cam işçileri aileleriyle birlikte eylemde

Cam işçileri ve aileleri talepleri için Lüleburgaz'dan Tuzla'daki Şişecam Genel Merkezine yürüyor. İ...