Bornova Kadın Dayanışma Derneği, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla bir etkinlik düzenledi. Yüzlerce kadının katıldığı etkinlikte, “Yoksulluğa, şiddete, savaşa karşı isyanımız ezgilerle yükseliyor” mottosuyla sahneye çıkan dernek üyesi kadınlardan oluşan Ekmek ve Gül Korosu konser verdi. Konser öncesi günün önemine ilişkin açılış konuşmasını dernek üyelerinden Nazan Balcı yaptı. Balcı, “8 Mart, yoksulluğa, düşük ücretlere, eşitsizliklere karşı ekmek ve onur kavgası verenlerin ortak sesidir. Biz kadınlar; hayatın her alanında varız. Tezgâh başında ter dökerken de, çocuğumuzu büyütürken de, haklarımızı savunurken de hep en ön saftayız. Buna rağmen her türlü eşitsizliğe, ayrımcılığa, şiddete maruz kalan da bizleriz. Biliyoruz ki bizi bizden başka koruyacak bir güç, bizi yan yana gelmekten başka kurtaracak bir yol yok” sözleriyle mücadele çağrısı yaptı.
Dernek kurucu üyelerinden, dergimiz yazı işleri üyesi Nuray Öztürk ise konuşmasında 8 Mart’ın 100 yılı aşkın grev, direniş ve mücadele tarihine dikkat çekti. “8 Mart tarihi, kadın işçi ve emekçilerin ekonomik ve politik hak mücadelelerinden doğmuş, üzerinden kazınması mümkün olmayan bir sınıf mücadelesi tarihidir. Kadın işçilerin ekmek ve onurlu bir yaşam kavgasıdır. Oy hakkından eşit işe eşit ücrete, 12-13 saate varan çalışma sürelerinin düşürülmesinden yoksulluğa ve açlığa karşı mücadeleye; emperyalist savaşlara karşı barış mücadelesine kadar uzanan bir tarihtir. Bugün elimizden alınan ya da alınmak istenen haklarımız bu mücadeleler sayesinde kazanılmıştır” dedi.
‘Kadınlar yüz yıl öncesinin çalışma koşullarına mahkum ediliyor’
Geçmişte kazanılan hakların bugün kadınları daha fazla yoksulluğa, açlığa ve şiddete sürükleyen ekonomi politikalarla hedef alındığını ifade eden Öztürk, “Sermayeyi kurtarma programları kadınların hayatında yoksulluk ve şiddet olarak karşılık buluyor. Kadınlar daha fazla kâr uğruna neredeyse yüz yıl öncesinin çalışma koşullarına mahkûm edilmek isteniyor; baskı, mobbing ve işten atma tehdidiyle açlık sınırının altında ücretlere zorlanıyor” dedi.
Aile politikaları üzerinden kadınların yalnızca annelik rolüyle tanımlandığını, yaşamın her alanının gerici ve ataerkil politikalarla kuşatıldığını belirten Öztürk, “Tüm bunların sonucunda eşitsizlik derinleşiyor, şiddet artıyor” dedi. İktidarın emperyalist güçlerle kurduğu ilişkiler doğrultusunda savaş politikalarında ısrar ettiğini vurgulayan Öztürk, “Emekçilerden toplanan vergilerle oluşturulan bütçe kamusal hizmetlere ayrılması gerekirken silahlanmaya ve savaşa ayrılıyor. Bu durum sadece yoksullaştırmıyor kadınların şiddetten çıkış yollarını da daraltıyor. Bu nedenle mücadelemiz yoksulluğa, şiddete ve savaşa dayanan bu düzenin bütününe karşı bir yaşam mücadelesidir” ifadelerini kullandı.
İran’a saldırı 8 Mart gündeminde
Dünyanın pek çok yerinde emperyalist savaş ve işgallerin sürdüğünü hatırlatan Öztürk, “Bu savaşlar halkların, en çok da kadınların yaşamını yok ediyor, köleleştiriyor. Sadece katletmiyor; sağlıktan eğitime, gıdadan barınmaya havasından toprağına kadar her şeyi gasp ediyor” dedi. Öztürk, İran’a yönelik saldırıya da değinerek, “Daha bugün ABD emperyalizmi İsrail’le birlikte İran’a bombalarla saldırdı. ‘Nükleer silah’ bahanesiyle, sözde ‘insan hakları’ kisvesiyle emperyalist emeller uğruna yeni bir savaş başlatıldı” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de ve dünyada karanlık tabloya rağmen mücadelenin sürdüğünü vurgulayan Öztürk, “Bizi umutsuzluğa, güvensizliğe, güvencesizliğe sürükleyen bu tabloya karşı direnişler var. Sadece İzmir’de son bir yıla baktığımızda çok sayıda grev ve direniş görüyoruz. Yüzlerce mevsimlik tütün işçisi düşük ücretlere karşı greve çıktı. Belediye ve metal işçileri kitlesel grevler örgütledi. Queen Tarım’da sendikalaştıkları için işten atılan kadın tarım işçileri günlerce direndi. Bugün hâlâ Temel Conta’da, Digel’de grev ve direnişler sürüyor. Kadın işçiler işyerlerinde yaşanan şiddete, baskıya, ayrımcılığa ve mobbinge karşı, düşük ücretlere karşı, sendikal hakları için mücadele ediyor. Daha dün sağlık emekçileri iş bırakma eylemleri örgütledi” dedi.
Savaşlara karşı kadınların direnişinin de sürdüğünü belirten Öztürk, “Başta İranlı kadınlar olmak üzere İran halkı ‘Ne molla, ne şah, ne de ABD emperyalizmi’ diyerek demokratik bir İran için mücadele veriyor. İranlı kadınların, sadece İran değil Suriye’de Filistin’de işgal ve savaşların altında mücadeleyi sürdüren tüm kadınların bu mücadelesine omuz vermek zorundayız. Emperyalist savaşlara karşı anti-emperyalist mücadeleyi yükseltmek, barış istemek, 8 Mart’ında tarihinden de öğrendiğimiz gibi hepimizin sorumluluğudur” dedi.
Öztürk konuşmasını, “8 Mart’ın bugünkü anlamı da burada yatıyor. Süren mücadeleleri birleştirmek, büyütmek, dayanışmayı güçlendirmek zorundayız. Mücadele var ve biz bu mücadeleleri daha da büyütmek zorundayız. Bu karanlık tablo ancak böyle dağılabilir. Haklarımıza yönelen saldırılar ancak böyle engellenebilir. Eşit, özgür, şiddetsiz, insanca bir yaşam, barış içinde bir dünya ancak böyle kurulabilir. 8 Mart birleşik mücadeleyi örgütlediğimiz, anti emperyalist mücadeleyi yükselttiğimiz bir eşik olmalı. Bunun için her birimize sorumluluk düşüyor” dedi.
Konuşmaların ardından slayt gösterimi yapıldı. Daha sonra Ekmek ve Gül Kadın Korosu sahne aldı. Coşkuyla karşılanan konserin çıkışında kadınlar, Temel Conta’da işverenin grev kırıcılığına ve işçilerin düdük çalarak yaptığı protestoların sürekli jandarmaya şikâyet edilmesine tepki gösterdi. Kadınlar, “Özelde Temel Conta’da, genelde tüm patronlara karşı” diyerek düdük çalıp sloganlar atarak dayanışma mesajı verdi.
Fotoğraflar: Ekmek ve Gül
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















