Sanki bu ülkenin gerçeği Güllüler değilmiş gibi...
Krizin derinleştirdiği eşitsizlik ve şiddeti, savaşın görünmezleştirdiği sorunlarımızı yaşadığımız her alanda görünür kılmak, daha da ötesi çözüm için bir araya gelmek en büyük hedefimiz.

Güllü, 30 yaşındaydı. En büyüğü 13 yaşında, üç çocuk annesi bir kadındı. Demek ki daha reşit olmadan evlendirilmiş. Onu tanıyanlar hayatının işkenceyle geçtiğini anlatıyor. Anlatmasalar da bilirdik, işkenceyle biten bir hayatın işkencesiz yaşanmadığını bilecek kadar tanığız çünkü kadın hikayelerine, parçasıyız... Kocasının, üzerine bir bidon benzin dökerek yaktığı Güllü’nün son anlarını, katilin aynı annesi gibi yakmaya çalıştığı 13 yaşındaki kızı anlatıyor: “Annem yemek hazırlayacaktı. Ekmek yoktu, annem komşuya para almaya gitti. Parayı aldı, eve döndü. İki kardeşimi fırına ekmek almaya gönderdi. Sonra babam geldi. Babam ondan para istedi. Annem ve babam tartıştılar. (...) Sonra ambulans geldi”...

Bu olaydan tam 20 gün önce katili Güllü’nün boğazına dayamış bıçağı, Güllü yaralı halde polise gidip şikayet ettiğinde, önce gözaltına alıp aynı gün serbest bırakmışlar karakoldan... Kadını göz göre göre ölüme gönderen polis, yargı, sosyal hizmetler ve bilumum devlet organı eşlik etmiş katile yani, Güllü’nün üzerine dökülen benzinin ateşini harlamış göz göre göre!

Bir kadın cinayetinden memleket tablosu çıkıyor işte;

Küçük yaşta evlendirilip, 3 çocuk doğuran, ailesini tarım işçiliği yaparak geçindiren Güllü’nün iki ekmek için komşudan borç almak zorunda kaldığı yoksulluk…

Eziyetle geçen yaşamında yoksulluk ve tutunacak bir dal bulamamışlığı yüzünden işkencelere katlanmak zorunda kalışı...

Kim bilir kaç kere canıyla sınanıp sonuncusunda yara bere içinde polise gittiğinde, katilin pohpohlanarak eve gönderilmesi...

Tam da Emine Bulut’un ‘ölmek istemiyorum’ çığlığının infial yarattığı günlerde, bir kadının boğazını keserek yaralayan müstakbel katilin elini kolunu sallayarak bırakılması...

Kadınları yakanların elindeki ateşin fitilini “fıtrat”la tutuşturanlar, cezasızlık ve erkeklik indirimleriyle ateşi körükleyenler, gericilikle ve pohpohlanan erkek egemenliği ile tüm kadınları ateş hattının orta yerine atanlar kadın cinayetlerine karşı acil önlem taleplerine kulak tıkarken, acil bir yargı paketiyle neyi acilen yasalaştırıyorlar, biliyor musunuz?

Sanki bu ülkenin gerçeği Güllüler değilmiş gibi, “ülkede evlenme yaşı çok yükseldi, boşanmalar çok arttı, kadınlar da en küçük mesele için hemencecik polise başvuruyor, şiddetin önlenmesi yasası da kadınları şımarttı, kadınlar boşanmayı kolay gerçekleştiriyor, erkekler nafaka yüzünden, küçük yaştaki kızlarla evlendikleri için mağdur oluyor, bu mağduriyete bir son vermek gerekiyor” diyenlerin isteklerini... Nafaka hakkının kısıtlanması ve çocuk istismarına evlilikle af getirilmesi Kasım ayında 2. Yargı Paketiyle birlikte yasalaştırılacak!

Daha 3 gün önce KADAV açıkladı; kadınların şiddet dolu evliliklerini bitirmek için açtıkları davaların masrafları, ödenen yoksulluk nafakasından fazla! Boşanma davalarında mahkemelerce verilen nafaka miktarının ortalaması sadece 370 lira! Nafaka ödemesi gereken erkeklerin yüzde 50.7’si ise bu parayı hiç ödememiş! Üstelik araştırma da gösteriyor ki şiddet gördükleri için boşanma davası açan kadınlar, bir an önce şiddetten kurtulmak, can güvenliklerini sağlamak ve eşleriyle ilişkilerini koparmak için nafaka istemiyorlar.

Biliyoruz ki mesele zaten 370 lira değil! Mesele, nafaka hakkını da engelleyerek kadınları geçinebilme kaygısıyla şiddet dolu evliliklere mahkum etmek! Ve ne yazık ki biliyoruz ki bu, daha fazla kadın cinayetine davetiye çıkarmak demek!

Kadınların ekonomik, sosyal, kültürel hakları, eğitim ve sağlığa erişim hakları, istihdam hakları güvence altına alınmadan şiddetten uzak bir hayat kadınlar için hayal!

Tam da bu nedenle sözümüz “Krize, Şiddete, Eşitsizliğe, Savaşa Karşı Gücümüz Birliğimiz!” Bu sözü büyütmek, öfkemizi biriken bir değiştirici güce dönüştürmek elimizde!

Dergimizin sayfalarında kadınların anlattıkları da bu sözü sahiplenen kadınların ne kadar çok olduğunu gösteriyor. Krizin derinleştirdiği eşitsizlik ve şiddeti, savaşın görünmezleştirdiği sorunlarımızı yaşadığımız her alanda görünür kılmak, daha da ötesi çözüm için bir araya gelmek en büyük hedefimiz. Mahallelerde, işyerlerinde, okullarda, atölyelerde, derneklerde, kent meydanlarında buluşan kadınların birlikte söyleyeceği her söz, yapacağı her etkinlik, taleplerini bağıracakları her eylem, canımıza bir nebze değer vermeyenlere karşı verdiğimiz can mücadelesini güçlendirecek. Bu mücadele dünyayı değiştirecek!

Biliyoruz; çünkü dünyanın dört bir yanında neoliberalizme, yoksulluğa, eşitsizliğe, rantçı yağmacı hükümetlere karşı yükselen halk hareketlerinin en önünde yer alan kadınlar da daha düne kadar biriken bunca sorun karşısında kendilerini çaresiz hissederken, patlayan tepkilere kendi sözlerini ve taleplerini de ekliyor, güçlenen halk hareketlerinin büyüttüğü özgüvenle başka bir dünyayı kurmanın çok da uzak bir hayal olmadığını bize de hissettiriyorlar. Kendimizi güçlü, hayallerimizi gerçek kılmak için bize lazım gelen bir mucize değil, hareket. Hayatın eskisi gibi devam etmeyeceği bir çokluk hissine kavuşmak...

Biz çokuz… Bu ülkede Güllüler gibi yaşayan ama Güllü kaybettiğimiz son kız kardeşimiz olsun isteyenler olarak, çokuz biz...

Hadi, bu 25 Kasım’a kadar gücümüzü birleştirelim, elimiz uzanınca bize katılacak çok kız kardeşimiz olduğunu bilerek, bir tek kız kardeşimizi bile elsiz, sözsüz bırakmayarak...


Ekmek ve Gül Kasım 2019 sayısı tüm yazılarına buradan ulaşabilirsiniz



İlgili haberler
Kadın Dayanışma Vakfı: Erkeklerin ödediği nafaka o...

Kadın Dayanışma Vakfı, iki aydır çalışma yürüttüğü ‘Yoksulluk Nafakası Araştırması’ raporunu açıklad...

‘Özgür toprak’ın yerli savunucusu: Dolores

Ekvador’da Cayambe’li Kichwa yerlilerinin ve tüm halkın ‘Mama Doloreyuki’si olarak anılan, komünist...

‘Organize işler’e karşı ‘organize direniş’: Olanak...

Bir yanda artan ve vahşileşen şiddet, kadınları yok etme üzerine kurulu organize işler, diğer yanda...