Açlığın, yoksulluğun, işsizliğin sorumlusu mülteciler mi?
Esenyalı Kadın Dayanışma Derneğinde bir araya geldiğimiz kadınlar, mültecilerin yaşamak için katlanmak zorunda kaldıklarına üzülseler de, ekonomik kaygılar nedeniyle öfke de duyuyor.

“Suriyeliler geldi iş bulamıyoruz, bizden çok onlara bakıyorlar, hastanelerde bizden önce onlar muayene oluyorlar” gibi cümleler son dönemlerde çok yaygın. Savaş yüzünden ülkesini terk etmek zorunda kalan mültecilerle empati kuran insan az. Bizi yönetenlerin “Ülkemize sığınan insanları zorda bırakamayız” açıklamalarında samimi olmadığını gören örgütlü ve duyarlı insanların dışında toplumun geneli açısından mültecilerin yaşadıklarının anlaşılmaması oldukça üzücü. İktidarın göçmen politikalarını eleştiren bazı muhalif kesimlerin de “Ülkemiz daha ne kadar mülteci alacak?” sorusunu sorduğu hatta cinsiyetçi, ırkçı, ayrımcı bir dille iktidarı eleştirdiklerini görüyoruz.

Mahallemizde ve dernekte bir araya geldiğimiz kadınlarla yaptığımız sohbetlerde gözlemlediğimiz bir kısmının konuyu bilmediği, bir kısmının da mültecilerin yaşadıkları zorlukları bilmelerine rağmen ekonomik kaygılarla mülteci göçüne karşı olduğu.

ÜZÜLMEK, EMPATİ KURMAK YETMEZ!

Savaştan ötürü mültecilerin yaşadıklarına üzüldüğünü söyleyen Zehra bir yandan da “Biz geçinemezken mültecilerin gelmesiyle birlikte ekmeğimiz elimizden alınacak, giderek yoksullaşacağız” diyor. Salgının başlarında eşi 4 ay işsiz kalmış. Bu sürede borçla geçinmeye çalışmışlar. “Eşim usta, normalde asgari ücretin üstünde maaş alıyordu. 4 ay sonunda onun yerine 2 mülteci işçinin çalıştığını görmüş. Patron eşime ‘Sana ancak asgari ücret veririm, kabul edersen gel çalış’ demiş. Bir sürü borç biriktiği ve evde çalışan başka kimse olmadığı için mecburen kabul etti. Biz zaten yoksul bir ülkeyiz. Bizim ülkemize değil başka ülkelere gitsinler” diye anlatıyor tepkisinin nedenini.

Mültecilerin geri gönderilmesi gerektiğini söyleyen başka bir kadının da derdi ‘küçülen ekmek’, ‘ağırlaşan çalışma koşulları’: “Hasta oluyoruz, eşim izin bile almadan çalıştığı için bizle gelmiyor. ‘İki defa üst üste izin alsam beni kapının önüne koyarlar’ diyor. Her gün fırına iş arayan en az 10 mülteci geliyormuş. Fırın sahibi çalışanlara kızınca ‘Hepinizi kovacağım, size vereceğim paranın çeyreğini mültecilere veririm çalışırlar’ diye tehdit ediyormuş. Eşim ‘Göze batmayayım, yerime patron Suriyelileri alır’ korkusuyla çalışıyor. Kendi ülkemizde işsiz kalma korkusu yaşıyoruz. O yüzden geri gitmelerini istiyorum” diyor.

 “Mültecilerin yaşadıklarını bizlerin de yaşamaması için neler yapabiliriz?” sorusunun cevabı, kadınların vereceği mücadelenin belirleyeceği oluyor. Çünkü Irak’ı, Suriye’yi Afganistan’ı darmadağın eden emperyalizm ve iş birlikçileri bizim için de tehdit olmaya devam ediyor.

Suriyeli genç şair Ahmet Jundi’nin dizelerinde söylediği gibi; “Bize benziyorlardı baba/ Bizim gibi insandılar/ Ama gözleri ateş saçıyordu/ Sanki büyülenmişlerdi/ Ve çirkin yüzlerinden lanet yağıyordu/ O gece,/ Korku kaplamıştı içimizi/ Köyde kimse uyumamıştı/ Ve güvercin yuvalarında uyuyordu kadınlar!/ Avlunun ortasında yalnız ve kara bir kedi/ Acılı sesler çıkarıyordu/ Yavrusunu ezmişti tanklar./ Ve cesaretle karşı çıkıyordu onlara çıkabildiği kadar/ Ama biz korkuyorduk/ İçimizdeki güçlü sesten korkuyorduk.”

Fotoğraf: Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği

İlgili haberler
Afganistan’ın gör dediği

Gerçek özgürlük ve nihai kurtuluş yerli ve göçmen kadınların antiemperyalist mücadelede onları ezenl...

Göçmen meselesi bizim meselemiz, çünkü…

Tek adam hükümeti Taliban’la, ‘Bizim Taliban’ın inancıyla ters bir yanımız yok’ diyerek iş tutuyor....

Afganistan’dan Van’a bitmeyen yolculuk

Afganların göç yollarında durak noktalarından biri Van. Van’da akşam saatlerinde parklarda toplanan...