İran Komünist Partisi MLM Merkez Yönetim Üyesi Somaye Kargar: Savaşa tarafsız kalma lüksümüz yok
Somaye Kargar,“Emperyalist rekabet ve gerici- kapita-list bir rejimin beka savaşının bedelini şu an İran halkı ve bölgedeki tüm emekçi halklar ödüyor” diyor.

ABD- İsrail’in İran’a saldırıları devam ederken İran’ın içinde faaliyet gösteren farklı sol- sosyalist örgüt de savaşın karşısında ilerici bir cephe oluşturmak gerektiğini savunuyor. İran Komünist Partisi MLM Merkez Yönetim Üyesi Somaye Kargar ile İran’da süren savaş ve halk mücadelesini konuştuk.

"Bu savaş işgalci bir savaştır"

Savaşın en görüneni belki bıraktığı yıkımlar. Ancak haftalardır süren savaşın mahiyetine dair sizin yorumunuz nedir? Önce bununla başlayalım.

Bence de savaşla başlamak iyi olur. Ama önce bu savaşın mahiyetini, neden ve nasıl ilerlediğini hatırlamamız lazım. Her şeyden önce şunu söylemeliyiz: Şubat sonundan itibaren Amerikan emperyalizmi ve soykırımcı İsrail’in İran’a karşı başlattığı bu savaş, işgalci bir savaştır. Elbet bu durum İran rejimine hiçbir itibar veya iç meşruiyet kazandırmaz. Dolayısıyla başta ABD- İsrail’in emperyalist saldırısı ve başlattıkları savaş mahkum edilmelidir, diğer yandan İslam Cumhuriyeti’nin “vatan savaşı” adı altında yarattığı hamasi atmosfere kapılmamak lazım. Burada esasımız savaş ve rejim arasında sıkışmış bir halka ilerisi için de örgütleyici güç olmak.

Bu savaşın asıl gerçeği, ABD’nin Ortadoğu’daki gücünü pekiştirme siyasetinin bir devamıdır. Ortadoğu şu an ABD ve müttefikleri ile Çin ve Rus emperyalistleri arasındaki rekabetin kilit noktası haline gelmiş durumda. İran ise bu güçlerin bilek güreşi yaptığı ve sistemin karşı karşıya olduğu krizlerin odak noktası oldu. Çileyi doğrudan İran ve bölge halkı çekse de mesele İran’ın çok ötesindedir. Mesele Ortadoğu’daki güç dengesi ve bu dengenin yeniden kurulmasıdır. Bu açıdan bakınca dünyanın nasıl bir durumla karşı karşıya olduğunu, hangi güçlerin çatıştığını ve bunun insanlık için ne anlama geldiğini anlamak için biraz geriye bakmak gerekir. Ancak gerçek şu ki insanlar ABD ve İsrail bu savaşı başlattığına göre ne yaptıklarını bildiklerini düşünebilirler. Oysa bu, yaydan çıkmış bir ok gibi; kimsenin tam kontrolünde değil. Havaya atılmış bir elma gibi, yere düşene kadar bin takla atacak ve her an yönü değişebilir.

Emperyalist güçler, Ortadoğu’ya getirdikleri o devasa savaş makinesine rağmen her şeyi iradeleriyle yönetemezler. Kapitalizmin işleyişi ve krizleri onların önüne çözemeyecekleri engeller çıkarır. Ki çıkarıyor da.

"İran’ın mevzisini kaybetmemek özellikle Çin için hayati"

İran konusuna döneceğiz ama Çin ve Rusya’nın bu savaştaki etkisini biraz açar mısınız? İran yalnız başına mı bu savaşı göğüslüyor?

Evet destek verdikleri çok aşikar. Birincisi, bir ülkeye destek sadece askeri destek değildir. Askeri ve teknolojik destek şu an öne çıkıyor. Savaş başlamadan önceki haftalarda çıkan haberlere de baktığımızda sürekli iletişim halinde olduklarını görüyorduk. Geçtiğimiz haftalarda Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un “Bu savaşta ABD ve İsrail için zaferi imkansız kılacağız” demesi tesadüf değil.

Ama uluslararası boyutta baktığımızda, asıl rekabet Çin ve ABD arasında “Dünyanın birinci emperyalist gücü kim olacak” üzerinden ilerliyor. Yani II. Dünya Savaşı sonrası oluşan düzen yıkılıyor. Tarihsel olarak bu düzen değişikliğinin dünya savaşlarıyla çözüldüğüne şahit olduk. I. ve II. Dünya Savaşı bu rekabetin sonucuydu; ABD ve Sovyetler arasındaki rekabet ise Soğuk Savaş şeklinde geçti ve Sovyetlerin çöküşüyle dünya savaşına varmadan bitti. Bu turdaki rekabet nasıl ilerleyecek, gerçekten bilmiyoruz. Ancak önemli bir nokta var: Bu rekabet tarife savaşlarından Grönland üzerindeki çekişmelere kadar dünyanın her yerinde yaşanıyor. Fakat bu güçlerin her biri kendi kurallarıyla ve kendi sahasında oynamak istiyor. Mesela Çin, ABD ile olan tüm gerçek çatışmalarına rağmen eski dünya düzeninin “normal” ilkelerine göre hareket etmeye çalışıyor. Bu yüzden kendisini solcu olarak tanımlayanların çoğu Çin’i savunuyor, “Çin barışçıl, savaşa girmek istemiyor” diyorlar. Ama mesele şu ki; bu kadar büyük bir savaşa hazır olmak her ülke için farklı bir anlam taşır. Siyasi, sosyal ve jeopolitik açıdan bence Çin şu an sıcak savaşı başlatacak durumda değil. Yapması gereken hazırlıklar var. Ama bu, durumun sonsuza kadar böyle süreceği veya perde arkasında İslam Cumhuriyeti gibi yakın ülkelere yardım etmediği anlamına gelmez.

İran İslam Cumhuriyeti kapitalist bir devlettir; göbek bağı ve varlığı bu emperyalist kapitalizmin içinde oluşmuştur. Kapitalist sistemin bazı kısımlarıyla düşmanlığı olsa da İslam Cumhuriyeti’nin yaşam damarları emperyalist ilişkilerle ilerlemiştir. Dolayısıyla bugün İran’ın mevzisini kaybetmemesi özellikle Çin için hayati. Ancak gerçek şu ki emperyalist rekabet ve gerici-kapitalist bir rejimin beka savaşının bedelini şu an İran halkı ve bölgedeki tüm emekçi halklar ödüyor.

"Yönetimde güç boşluğu yok, hâlâ tutarlı bir bütün halinde"

İran’ın iç dengelerine dönelim. Ali Hamaney sonrası dengeler nasıl değişti? Bir merkezi güç boşluğu tartışmaları oluyor.

Ben şu an rejimde bir güç boşluğu olduğu fikrine pek katılmıyorum. İç çatışmaların çok şiddetlendiği fikrine de katılmıyorum. Aksine, tüm farklılıklarına rağmen hâlâ tutarlı bir bütün olarak hareket ediyorlar. Zor durumdalar ama askeri kapasitelerine dayanarak bir tür birlik içinde faaliyetlerini sürdürüyorlar. Dolayısıyla “Güç boşluğu var” diyemeyiz.

Devrim Muhafızları rolü ise yadsınamaz; ama bence Devrim Muhafızları ve İslam Cumhuriyeti’ni birbirinden ayıramayız. İslam Cumhuriyeti Pehlevi saltanatından sonra başa geldi; yüzler değişti ama yapılar kaldı. Siyasi, sosyal, ekonomik ve ideolojik ilişkiler aynı kapitalist çerçevede ilerledi. İslam Cumhuriyeti dini ideolojiyi ve şeriatı buna ekledi. Ayrıca İran’daki hakim kapitalist sınıfı değiştirdi. Şah dönemindeki bürokratların yerini kendi İslamcı bürokratları aldı. Bu yeni burjuva sınıfının merkezinde Devrim Muhafızları var. Evet egemen sınıf olarak savaşın seyrini belirliyor ama birçok kişi “Devrim Muhafızları ayrı, İslam Cumhuriyeti ayrı” ikilemi yaratıyor. “Devrim Muhafızları’nı yaptırımlarla yok edersek İslam Cumhuriyeti ile uzlaşılabilir” diyor. Bu ayrımı yapamayız. Bu ikisi birbirine kenetlenmiş bir yapı. Her biri diğerini koruyor ve beka için savaşıyor.

Peki Reformcu cephe açısından ne diyebiliriz? Veya içeride ABD ile anlaşıp ilerleme ihtimali olan bir kesim olduğu tartışılıyor.

İslam Cumhuriyeti içinde farklı kesimler ve gruplar var; Sazendegi grubu, Paydari grubu, Reformistler, Devrim Muhafızları... Hepsi rejimin bekası konusunda ortak ama yönetim biçiminde farklı fikirleri var. Ölüm kalım meselesi söz konusu olduğunda her biri kendi çözüm yolunu sunuyor.

Trump, rejimin demokratik olup olmamasının, otoriter olup olmamasının veya başında bir molla olup olmamasının umurunda olmadığını, yeter ki ABD kurallarına göre hareket etsinler diyor. Dolayısıyla hangi grubun kiminle ne yapacağı detaylarına boğulmak yerine büyük resme bakmalıyız.

Büyük resim şu: Kapitalizm bir kriz yarattı, kendi içinden bir çözüm bulamıyor. Bu durumda hakim sınıfların bir kesimi “faşist” çözümlerle öne çıkar. ABD’de MAGA ve Trump bu faşist akımı temsil ediyor. İran’da ise muhalefetten tut İslam Cumhuriyeti’ne kadar mevcut sistem içinde faaliyet gösteren her grup, aslında kapitalist yapının bir parçası olarak hayatta kalmaya çalışıyor.

"Pehlevi emperyalist-kapitalizmin bir temsilcisidir"

Biraz içerideki muhalif güçlerin tutumu ve etkisine de bakalım. Jina (Mahsa Amini) eylemleri toplumda bir dönüm noktasıydı ancak ocak 2026 eylemleri, farklı kırılmalar gördük. Özellikle aşırı sağ, Pehlevi taraftarları ve halk arasında yaratılan düşmanlıklar... Bu boyutları ve muhaliflerin güncel durumunu nasıl yorumlarsınız?

Küresel düzeyde, sistemin kalbi ABD’de MAGA ve Trump tarafından temsil edilen bir faşizm yükseldi. Bu durum dünyadaki tüm faşist potansiyelli güçlere oksijen sağladı. Almanya’da AfD’nin yükselişi de bunun bir örneği. Geleneksel partiler çözüm sunamayınca insanlar bu sağcı akımlara yöneliyor.

Pehlevi de bir birey değil, bir yapının temsilcisidir; o yapı da emperyalist kapitalizmdir. Onlar bu küresel rekabette Batı’nın, ABD ve NATO’nun yanında durmayı seçtiler. Ama çuvaldızı kendimize de batırmalıyız. Bazı sol gruplar Jina eylemlerini sadece “kimlik” meselesine indirgediler. Kadının devrimci potansiyelini açığa çıkarmak yerine meseleyi bireysel failliğe indirgediler. Zorunlu başörtüsü rejimin ideolojik sütunuydu ve kadınlar bunu yıktı; bu harika. Ama mesele “kimlik savaşına” dönüştüğünde, başka bir kimlik gelir onun yerini alır. Eğer halka bütünsel gerçeği göstermezseniz, süreç kendiliğinden daha kötüye gider.

Solcular ve sosyalistler hakkında ise şunu söyleyeyim: “Ben solcuyum” demek yetmez. Programlar ya devrimcidir ya karşı devrimci. Karşı devrimci derken kötü niyetten bahsetmiyorum; mevcut sistemin sınırları içinde kalıyorsa o sistemin bekasına hizmet eder. Komünist devrim ufku yoksa, halkın kendiliğinden bilinciyle yapısal dönüşüm gerçekleşmez. Burada öncü partinin rolü kritiktir.

"Halkın acıları kimsenin pazarlık aracı olmamalı"

İran’da Kürdistan’a da parantez açalım. Şu an 6 Kürt partisinin bir ittifak kurduğunu görüyoruz. Bazı partilerin (PAK gibi) İsrail ile açık bağları olduğu, ABD ile görüştükleri söyleniyor. Diğer taraftan bu ittifaka mesafeli olan örgütler var. Nasıl bir tablo var sizce?

Trump ve İsrail’in bazı Kürt partilerini “piyade gücü” olarak kullanmaya çalıştığı haberlerini duyuyoruz. Şunu netleştirelim: “Kürdistan halkı” homojen bir yapı değildir; sınıflara bölünmüştür. Bu partiler de farklı sınıfsal çıkarları temsil eder. Emperyalist kriz tüm güçleri saf tutmaya zorluyor: ABD-İsrail-NATO tarafı mı, yoksa Çin-Rusya-İran tarafı mı? Bu baskı sadece İran Kürdistanı değil; Rojava, Güney Kürdistan ve hatta Kandil üzerinde de hissedilecektir.

Ulusal zulüm bir gerçektir ve halkın acıları kimsenin pazarlık aracı olmamalıdır. Emperyalizm ulusal zulmü halk yararına çözemez. Tarih boyunca Kürtlerin mücadelesini kendi çıkarları için kullanıp sonra onları satan emperyalist örnekler çoktur. Kürdistan halkının devrime her yerden daha çok ihtiyacı var.

"Tarafsız kalma lüksümüz yok"

Son olarak sosyalist ve komünist güçler için nasıl bir mücadele zemini veya olanağı var?

Şu an tarafsız kalma lüksümüz yok. Bu, zaferimizin garanti olduğu anlamına gelmez ama bize büyük bir hareket alanı sağlıyor. Örneğin bizim stratejimiz, manifestomuz ve “yeni sosyalist İran cumhuriyeti anayasası” taslağımız hazır. Diğer partiler açısından da böyle hazırlıklar söz konusu olabilir.

İran’da, bölgedeki ve dünyadaki insanlara şunu söylüyoruz: Bu savaş sadece İran’ın savaşı değil, tüm insanlığa karşı bir savaştır. Küçük büyük tüm suçlulara; savaşa, emperyalizme ve İran rejimine hayır diyoruz. Çözüm, İran’da yeni sosyalist devletin kurulmasıdır. Ve biz ufkumuzu buraya koyuyoruz. Bunun için mücadele ediyoruz. İran’da bunun için mücadele edenlerin sayısı da az değil. Her ne kadar görünmez kılınmaya çalışsalar da…

Fotoğraf: Ekmek ve Gül

İlgili haberler
ABD-İsrail’in insanlık suçu: Çocuklar ve hamile kadınlar ağır şartlarda

ABD-İsrail, önceki gün Tahran’a en ağır saldırısını gerçekleştirdi. Enerji ve su arıtma tesisleri, hastaneler, organize sanayi bölgeleri, kültürel miraslar, sivil yerleşim bölgeleri yerle bir edildi.

Irak Kadın Özgürlüğü örgütü kurucusu Yanar Mohammed öldürüldü

Irak Kadın Özgürlüğü Örgütü Başkanı Yanar Mohammed, dün sabah Bağdat’taki evinin önünde suikasta uğradı.

ABD-İsrail saldırısı sonucu hayatını kaybeden çocuklara cenaze töreni yapıldı

İran’da saldırılar sonucu hayatını kaybedenlerin sayısı artarken, Minab'daki "Şecere-i Tayyibe" Kız İlkokuluna isabet eden füze sonucu hayatını kaybeden 168 kişi için cenaze töreni düzenlendi.


Editörden