Çocuk kitapları yazarı Nede Hocaoğlu ile çocuk edebiyatını, yazarlık serüvenini ve çocuklarla kurduğu bağı konuştuk. Deprem sonrası çocuklarla yaptığı çalışmaların da şekillendirdiği yazma sürecini, hikâyelerinde öne çıkan dayanışma ve umut duygusunu anlattı.
‘Çocukluğun hafızasını korumaya çalışıyorum’
Okurlarımıza sizi tanıtmak isteriz. Biraz kendinizden bahseder misiniz?
Ben Nede Hocaoğlu, kendimi tanıtırken mesleğimden ya da yazdığım kitapların sayısından söz etmeyi yeterli bulmuyorum. Çünkü insan yaptığı işten çok, dünyaya hangi soruyu sorduğuyla tanınır. Bence herkesin hayatı boyunca peşinden gitmek istediği bir sorusu olmalı. Benim peşinden yürüdüğüm soru ise hep aynı:
“Bir insan, büyürken içindeki umudu, merakı kaybetmeden yetişebilir mi?”
Çocukları yaşlarına göre sınıflandırmayı pek sevmiyorum. Ben onları, dünyaya ilk hayret ettikleri zaman diye ayırıyorum; ilk gök gürültüsünü duydukları, seslerinin boşlukta yankılandığını fark ettikleri ya da bir şekerin tadına ilk baktıkları o eşsiz anlarla… Çünkü çocukluk, aslında hayret etme yeteneğinin en güçlü olduğu dönemdir. Fakat bizler büyüdükçe bilgimiz artsa da hayret yeteneğimiz azalıyor. Kitaplarımda çocuklara yeni bilgiler öğretmekten çok, yetişkinlerin unuttuğu o hayreti korumaya çalışıyorum. Belki de bu yüzden kendimi çocuklara yazan bir yazar olarak değil, çocukluğun hafızasını korumaya çalışan biri olarak görüyorum.
6 Şubat 2023 depremlerini yaşamış biri olarak kitaplarınızı konteyner kentte yaşarken kaleme aldınız. Bu süreç hem sizin hem de çocuklar için oldukça zorluydu. Kitaplarınızla depremi yaşamış çocuklara nasıl bir katkı sunmayı, onlara hangi duyguları kazandırmayı amaçladınız?
Depremden sonra herkes çocuklara aynı soruyu sordu: “Korkuyor musun?”
Onlara oyuncaklar verildi, çeşitli etkinlikler yapıldı. Ama farkında olmadan en önemli ihtiyaçları gözden kaçırıldı. Kimse insanı hayatta tutanın nefes değil de geleceği zihninde kurabileceğini hatırlayamadı. Çocuk oyuncağı kaybolduğunda ya da kırıldığında üzülebilir. Evini kaybettiğinde sessizleşebilir. Ama hayal kurmayı bıraktığında büyüyecekti. Hayal kurmayı bırakan çocuk yetişkin gibi düşünmeye başlar. Çocukların bu kadar erken büyümesini istemedim. Bu düşünceyle konteyner kentte çalışmaya başladım. Millî Eğitim’den öğretmenler ve Kaymakam Bey’in yardımıyla bir konteyneri küçük bir kütüphaneye dönüştürdük. Yaklaşık iki yıl boyunca gönüllü olarak çocuklara derslerinde destek verdim. Fakat zamanla şunu fark ettim: Ben onlara yardım ettiğimi düşünürken aslında onlar beni yeniden ayağa kaldırıyordu. Onların merakı ve heyecanı sayesinde ilk dosyamı büyük bir heyecanla yayınevine gönderdik. Her gün umut ve heyecanla yayınevinden cevap bekledik. İlk kitabımın açılış cümlesi de onların hayatından doğdu: “İnsan yeni bir şehre taşındığında neler hisseder?” Çünkü depremden sonra her biri, birkaç günlüğüne bile olsa, evinden ve alıştığı hayattan kopmuştu. Bu yüzden kitaplarımı çocukları teselli etmek için değil, yeniden hayal kurabilecekleri, umut edebilecekleri bir alan açmak için kaleme aldım.
Çocuklara yazdığınız hikâyeler, fikir aşamasından tamamlanmış bir kitap aşamasına gelene kadar nasıl bir yolculuktan geçiyor? Yazma sürecinizi bizimle paylaşır mısınız?
Hiçbir hikâyem masa başında başlamadı. Bazen ilhamın ansızın geldiğini söyleyen yazarlara imreniyorum. Benim öyle ilham perilerim yok maalesef. Hikâyelerimi hayatın içinden buluyorum. Bazen bir çocuğun yarım bıraktığı cümlede, bazen yemlediğim kuşların sanki akıllarına önemli bir şey gelmiş gibi yemi bırakıp hep birlikte uçmalarından ve bazen de kimsenin önemsemediği küçük bir ayrıntıda… Ben yazmaya oturduğumda aslında uzun zamandır zihnimde biriken o küçük anları bir araya getiriyorum. Bir hikâye tek bir olaydan doğmuyor; farklı zamanlarda karşıma çıkan insanların, duyguların ve ayrıntıların birbirine dokunmasıyla oluşuyor.
Çocukların kusursuz kahramanlara ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. Onların, hata yapan, eksik hisseden, korkan ama hayal kurmaktan vazgeçmeyen kahramanlara ihtiyacı var. Çünkü çocuklar mükemmel karakterlere hayran olabilirler ama kendilerini onlarda bulamazlar. Oysa bir kahramanın korkularını, eksiklerini ve yeniden ayağa kalkma cesaretini gördüklerinde, kendi hayatlarıyla arasında görünmez bir bağ kurarlar. Yazma sürecimin sonunda kendime hep aynı soruyu soruyorum: “Son sayfayı okuyan çocuk, kitabı kapattığında dünyaya aynı gözle bakabilecek mi?”
Eğer cevabım "Evet" olursa, o hikâyenin henüz tamamlanmadığını hissederim. Çünkü benim için iyi bir çocuk kitabı, okuruyla son sayfada vedalaşan değil, kitap kapandıktan sonra da çocuğun zihninde yaşamaya devam eden kitaptır.
Hikayelerinizde öne çıkarmaya çalıştığınız mesajlar neler?
Aslında hikayelerimi bir mesaj vermek için yazmıyorum. Çünkü edebiyatın görevinin cevaplar dağıtmak değil, insana sorular sordurmak olduğuna inanıyorum. Bir çocuk kitabı kapattığında ona ne düşüneceğini, nasıl düşüneceğini söylemişsem, yazarlık görevimin eksik kaldığını hissederim. Ama kitabı bitirdiğinde çevresine başka gözlerle bakmaya başlamışsa, bir arkadaşının yalnızlığını, bir kedinin korkusunu, bir bulutun gökyüzündeki süzülüşünü ve kendi içindeki cesareti fark ediyorsa, işte o zaman hikâye gerçek yolculuğuna başlamış demektir.
Çocuklar bizden dünyayı dinlemek istemiyor, dünyayı yaşamak ve görmek istiyorlar. Onlar bizlerin unuttuğu bir şeyi çok iyi biliyorlar. Bir taş sadece bir taş değildir; bir gezegen bir hazine olarak görür. Bir bulut sadece bir bulut değildir, ben yazarken o bakışı değiştirmeye değil, büyütmeye çalışıyorum. Böylece o içindeki ışığı fark etmesini sağlıyorum. Çünkü hayatta karşılaşacağımız en büyük mücadele, başkalarıyla değil, zamanla içimizde kaybettiğimiz değerlerle oluyor. Merhamet, cesaret, adalet, vicdan ve umut… Bunlar çocuklara öğretilen bilgiler değil, hatırlatılması gereken duygular. Çocuklar zaten iyiliğin dilini biliyor, önemli olan büyürken o dili unutmamalarıdır. Ben kahramanlarımı kusursuz yazmıyorum. Hata da yapabiliyor, korkuyor, bazen vazgeçeceğini düşünüyor. Cinsiyete göre de bir başarı ya da gelecek kurmuyorum. Renkli Evin Süper Kahramanları kitabımda 11 yaşındaki kahramanımızın annesi bir oto tamircisi. “Ben de başarabilirim, ben de yapabilirim,” dedirtecek yol arkadaşları seçiyorum onlara. Kusursuz karakterler hayranlık bırakır. Herkes o karakteri hafızasında tutar ama “Ben onun gibi olamam asla” dedirtir. Kusurlu ama vazgeçmeyen karakterler ise umut verir. “Ben de onun gibi yapabilirim,” heyecanını yaşatır.
Bir başka önem verdiğim konu da doğayla kurduğumuz ilişki. Doğayı korunması gereken bir alan gibi görürüz. Aslında diğer canlılarla birlikte yaşadığımız ve paylaştığımız büyük bir canlılık ağı olarak görüyorum. Doğa hikayelerimde bir dekor değil, sessiz bir kahramandır.
Beyaz Su’yun Koruyucuları kitabınızda aydınlığa giden yolu, birlikte hareket etmenin önemini bir macera içinde çocukların hayal güçlerini geliştirerek veriyorsunuz. Kitaplarınızda ana tema olarak dayanışmanın gücünü de vermeye çalışmışsınız. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Bence çocuklara öğretilen en büyük yanılgılardan biri kahramanlık fikri. “Zirveye tek başına çıkmalısın, birinci sen olmalısın…” Bu sadece tek kahramanlı masalları taklit etmeye benzer. İnsan sosyal bir varlıktır. Bir arada yaşar. En zor zamanlarda onu ayakta tutan yalnızca onun gücü değildir, bir başkasının uzattığı el “Buradayım,” diyen sesi ve paylaşılan umuttur.
Beyaz Su’yun Koruyucuları’nda kahramanlarımı kusursuz seçmedim. Zayıf yönleri gözle görülür niteliktedir. Tek başlarına aydınlığa ulaşmıyorlar. Her bir karakter farklı bir özelliği, farklı bir bakış açısını ve farklı bir cesareti temsil ediyor. Mela, süper güçlerini yitirmiş bir çocuk. Topluma ayak uydurabilmek için kendince yöntemler icat etmiş. İda’nın, süper gücü saçlarında gizli ama saçları asla hayran bırakacak güçte değil. Kamir, örümceklerden korkan, her şeyden çekinen ve telaş yaptığında saçları rengarenk olan bir çocuk. Ancak bu farklılıklar bir araya geldiğinde yol açılıyor. Bir hikâye maceraya dönüşüyor. Yalnızca çocukların okuyabileceği ve kendilerine yol görecekleri bir kitap olarak yazmadım. İçinde hala bir ışık olduğuna inanan ve bunu yüzeye çıkarmaya çalışan tüm yetişkinlerin de okuyabileceği bir kitap olarak yazdım.
Çocukların çok küçük yaşlarda şunu fark etmelerini istiyorum: güçlü olmak, her şeyi tek başına yapmak değildir. Asıl güç, gerektiğinde yardım isteyebilmek ve “Ben” ile “Biz” arasındaki o köprüyü kurabilmektir. Çünkü biliyoruz ki medeniyetleri inşa eden zekâ olabilir; ama onları ayakta tutan her zaman dayanışma ve vicdandır.
Bir çocuğun kitabınızı okuduktan sonra yanında götürmesini istediğiniz en önemli duygu nedir?
Aslında bir duygu bırakmak istemiyorum. Çünkü duygular geçicidir. Bir kitap okurken heyecanlanırız, üzülürüz, mutlu oluruz; ama günler sonra o duyguların çoğu silinir. Benim peşinde olduğum şey, bir bakış açısı bırakabilmek. Bizler dünyayı olduğu gibi görmeyiz; ona bakmayı öğrendiğimiz gibi görürüz. Köpekten korkmayı öğretmişlerse köpekten korkarız. Denizi sevdirmişlerse maviliklerde yolculuk yapmayı severiz. İşte bu bakış açılarını değiştirmek daha doğru bilinçlendirmek için yeni bir dünya vermek elbette mümkün olmayacağı için başka bir pencereden bakmayı öğretebiliriz. Kitaplarımı bitiren bir çocuğun bütün apartman girişlerine dikkat etmesini isterim. Engelli rampası var mı yok mu diye. Sokaktaki bir kediye eskisinden biraz daha uzun bakmasını isterim. Bir arkadaşının sessizliğini “Bana küserse küssün,” diye değil, “Acaba canını yakacak bir şey mi yaptım?” diye düşünmesini isterim. Çünkü bana göre iyi bir insan olmak, büyük fedakarlıklar yapmakla başlanmaz. Dünyaya dikkat kesilmekle başlar. Bugün en büyük yoksulluğumuz, zaman yoksulluğu değil, dikkat yoksunluğu. Çok bakıyoruz, çok konuşuyor. Ama az görüyor, az duyuyoruz. Çocuklar dünyaya gerçekten bakabilen son insanlar. Eğer kitabımı okuyan çocuk ya da yetişkin, hayatın sadece kendisinden ibaret olmadığını hissederse; bir ağacın, bir kedinin, bir su damlasının ya da zor durumda olan bir insanın hikayesine karşı içinde küçük de olsa bir merak bir empati uyanırsa, işte o zaman kitabın gerçek yolculuğu başlamış demektir. Belki de geriye bırakmak istediğim tek şey budur: Dünyayı tüketen bireyler değil, anlayan, gören, umut eden bireyleri bilinçlendirmek.
Bir çocuk kitabı yazarken en çok hangi noktaya dikkat ediyorsunuz?
En çok dikkat ettiğim şey, çocukların dünyasına yetişkin aklıyla müdahale etmemek. Yetişkinler olarak çocuklara sürekli bir şey öğretme telaşındayız. Bunu öğretirken de sürekli parmağımızı çocuğa doğru sallarız. Her hikâyenin sonunda bir ders olsun, her karakter bir örnek oluştursun, her olay bir sonuca bağlansın istiyoruz. Çocukluk cevap verilen bir dönem değil; cesaretle soru sorulan bir dönemdir. Ben o soruları ve merakı tüketmek istemiyorum. Bu yüzden yazarken kendime şunu soruyorum: “Bu kitabı yazarken çocuğun elinden neyi alıyorum, ona neyi bırakıyorum?”
Ona cevap vereceğiz diye merakını elinden almak yanlış olur. Amacım şekillendirmek değil. Şekil veren şeyler kırılgandır. Asıl amaç, çocuğun kendi düşüncesini inşa edebileceği sağlam bir zemin oluşturmaktır. Benim gibi de düşünmelerini istemiyorum. Yarattığım ufak bir aydınlanmayla benden bağımsız düşünebilmelerini isterim.
Bir başka dikkat ettiğim hatta çok sevdiğim cümle: “Çocuk gibi düşünme,” illaki hayatınızın bir döneminde bunu size söylemişlerdir. Eksik ve kusurlu gibi yansıtılmıştır. Ama o çocuk gibi duygu yoğunluğunu yaşayabilmek büyük bir erdemdir. Bu yüzden onların dünyasını basitleştirmekten çekinirim. Aksine o dünyaya büyük bir ciddiyet ve saygıyla yaklaşmaya çalışıyorum. Çünkü çocuklar, samimiyetsizliği yetişkinlerden çok daha hızı fark eder. Bu yüzden ben çocuklara “Ne düşünmeleri gerektiğini” anlatan kitaplar, kusursuz kahramanlar yazmıyorum. Onlara, düşünmenin bir özgürlük, merak etmenin bir cesaret vicdanın insanın en güvenilir pusulası, umudunun da bir ışık olduğunu hissettiren hikayeler yazamaya çalışıyorum.
Fotoğraflar: Nede Hocaoğlu kişisel arşivi
İlgili haberler
Sennur Sezer Kadın ve Çocuk Kitaplığı açılışı
Buca Evka 1 Kadın Kültür ve Dayanışma Evi Derneği sizleri açılışını yapacağı Sennur Sezer Kadın ve Çocuk Kitaplığına davet ediyor.
Çocuk kitaplarıyla tanışmak
Yarı yıl tatili devam ediyor. Tatilin son haftasına girilmişken hâlâ kitap seçmekte ve okumakta zorluk çeken çocuklar ve ebeveynler için kitap önerilerimiz var.
‘Farklı bir çocukluk kültürü için çocuk kitaplarıyla tanışmak’
Çocuklar için harika kitap önerilerimiz var. Çocuklara rehberlik eden, onlara düş kurması için alan tanıyan, hayatlarını kolaylaştıracak ya da sahip olduğu içerikle onlşarı güçlendirecek kitaplar...
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN

























