GÜNÜN PORTRESİ: Sylvia Pankhurst
Sylvia Pankhurst, İngiltere’de kadınların oy haklarını elde etmeleri için mücadele etti. Birçok kadın, işçi ve uluslararası dayanışma örgütünün kurucusu ve eylemcisi oldu.

Sylvia, 1882 yılında Manchester’de doğdu, 1960 yılında, 78 yaşındayken, bağımsızlığa kavuşması için uzun yıllar mücadele verdiği ve son dört yılını geçirdiği Etiyopya’da öldü.
Sylvia, Pankhurst ailesindeki diğer üyeler gibi birliğin İngiltere çapındaki örgütlenme çalışmalarında aktif olarak rol aldı. 500 bine yakın kadının oy hakkını elde etmek için 21 Temmuz 1908’de Londra’da Hyde Park’ta yapılan gösterinin düzenlenmesine yardım etti. Bu uğurda açlık grevlerine katıldı, annesi ve arkadaşları gibi hapishanede zorla beslenme işkencesine maruz kaldı. Kadınların İngiltere’deki oy hakkı mücadelesinin tarihini The Suffragette: The Histoy of the Women’s Militant Suffragette Movement (Sufrajet: Kadınların Militan Oy Hakkı Hareketi) adlı kitabına konu ederek, bu mücadelenin günümüze taşınmasına da yardımcı oldu.

İŞÇİ KADINLARLA BİRLİKTEYDİ
Sylvia, işçi kadınların yoğun olduğu Doğu Londra’da, kadınların oy hakkı için birliğin bir federasyonunu kurdu. Annesi, ablasından farklı olarak cinsiyet ve sınıf arasındaki ittifakı temel alarak, işçi kadınların sorunlarını, sendikalardaki erkek baskısını eleştirdi. Feminizm ile sosyalizmi birleştirmeye çalıştı. Kadınlara ödenen ücretin, düşük ücretli emek ticaretinin dehşetini ortaya koyan bir kampanya başlattı. Savaşa karşı net bir tavır aldı. Görüş ayrılıkları Sylvia’nın birlikten 1914’te ihracını getirdi. Woman’s Dreadnought (Kadın Zırhlısı) adlı bağımsız bir yayın çıkardı. 1916’da, örgütün adı Workers’s Suffrage Fedaration (İşçilerin Oy Hakkı Federasyonu) olarak değiştirildi. 10 binin üzerinde baskı yapan gazetenin ismi 1917’de Worker’s Dreadnought’a dönüştürüldü. Gazetede, günün önde gelen sosyalistleri tarafından kaleme alınan teorik yazılara yer verildiği gibi, başta İngiltere olmak üzere, dünyanın çeşitli ülkelerindeki işçi hareketi hakkında da okurlar bilgilendiriliyordu. Sadece devrimci ruhu vermekle kalmıyor, savaşın hüküm sürdüğü dünyada tepki çekip, çeşitli sindirme çabalarına uğrasa da, savaş karşıtı tutumuyla da dikkat çekiyordu.

BRİTANYA SOLUNU ELEŞTİRİYOR
Birinci Paylaşım Savaşı patlak verdiğinde, sosyal demokrat hareket ya da annesinin başını çektiği kadınların oy hakkı hareketi grubu savaşı desteklerken, o karşı tutum alarak, anti-militarist olmayı cesaretle savundu. Daha sonraki yıllarda Avrupa’da yükselen faşizme, anti-ırkçı ve anti faşist tutumuyla karşı durdu. 1933 yılında Savaşa ve Faşizme Karşı Uluslararası Kadın Komitesi’ni kurdu. Faşizmi şöyle tanımlıyordu: “Kapitalist hükümetin yerini alacak yeni ve daha ileri bir toplumsal örgütlenmeyi, şiddet yoluyla önlemeye yönelik aşırı devletçi bir örgütlenmedir. Faşizm tam anlamıyla askeri bir şekillenmedir. O, kısa sürede bütün sivil hükümetleri alaşağı eder ve bütün demokratik oluşumları ezer. O, kapitalizmin kendisini tehlikede hissetmesinin ve varlığı için tehdit yaratanlardan öç almasının zorunlu bir tezahürüdür.”
Faşist saldırının Etiyopya ile başladığı tespitini yaptıktan sonra Britanya solunu bir Afrika ülkesi olmasından dolayı Etiyopya davasına kayıtsız kalmakla suçladı. Ona göre İngiltere solu, İspanya’da anti-faşist mücadeleyi desteklerken, Etiyopya için aynı duyarlılığı göstermemişti.
Sylvia yaşamının 25 yılını Etiyopya davasına adadı. Davanın savunuculuğunu yaptığı gazeteyi (New Times and Ethiopia News) 40 bine varabilen baskıyla 20 yıl boyunca çıkardı.
O, kapitalist sistemin bütünüyle alaşağı edilmesi gerektiğini düşünüyordu, Rus Devrimi’ne ve Üçüncü Enternasyonal’e destek verdi, Büyük Britanya Komünist Partisi’ne girdi. Ancak, Rusya’da devrim sonrası uygulanan ekonomi politikalarla Rusya’da kapitalizmin yeniden inşa edilmeye başlandığını, ülkenin sağa kaydığını düşünüyordu. Parti ile aralarında çıkan taktik/ stratejik ayrılıklar onun ihracını getirdi.

ANNELERİ GÖZETİN
Sylvia, eylemci bir kadın olarak günlük yaşam pratiklerinin politik bir duruş içerdiğinin farkındaydı. Kişişel olanla politik olan arasında bağı kurdu, politikayı hayata geçirerek feminizmini bizzat yaşadı. Oğlunu 1927’de 45 yaşında iken doğurdu. Hamilelik ve doğum deneyimi, 1930’da Save the Mothers (Anneleri Gözetin) adlı kitabı yazmasına yol açtı. İngiltere ve Galler’de çok sayıda annenin ve bebeğin ölümlerini önlemek için alınacak önlemler hakkında kitap yayınladı. Ulusal annelik hizmeti, çalışmayan annelere yardım, ev içi yardımcılığı, anneler ve çocuklar için doğum öncesi ve sonrası klinik, çalışan annelere doğum yardımının uzatılması, çocuk yardımı ve zorunlu eğitimin 16 yaşına çıkarılması gibi önlemleri savundu. Böylelikle kamusal politikanın belirlenmesine çalıştı. Ev işlerinin sosyalleşmesiyle kadınların ev işlerinden kurtulabileceğine inanıyordu. Kadının eve ait tüm işlerden sorumlu tutulmasının onu politikadan, hatta yaşamdan uzak tutmak anlamına geldiği saptamasını yaptı. Kişiliği sembolize ettiği için kadınların kendi isimlerini (soyadlarını) değiştirmemeleri gerektiğini savunuyordu.

Kaynak: Petrol İş Kadın Dergisi

İlgili haberler
Charles Dickens’ın gölgesinde kalmış bir kadın: Öt...

Catherine Dickens bir yazar, aktris ve çok iyi bir aşçıydı ama bütün meziyetleri evliliği yüzünden g...

GÜNÜN BELLEĞİ: Aykırı bir kadın Mary Wollstonecraf...

Doğum gününde 18. yüzyılın aykırı kadını Mary Wollstonecraft ile tanışalım. Fransız devriminin tanık...

GÜNÜN BELLEĞİ: Kurtarılmaya değmeyen Elisabeth Kas...

24 Mayıs 1977’da yani 40 yıl önce Arjantin’de askeri cunta tarafından öldürülen Elisabeth Kasemann’ı...