"Seher okulu bırakıp çalışmak zorunda kalmış, avukatlık hayalinden vazgeçmişti. Artık okumak çok uzaktı. 'Belki ileride' deyip kendini avutuyordu."

Saatin alarmı durmadan çalıyor, sürekli erteleniyordu. Ani bir hareketle yataktan kalktı. Sabahın mahmurluğunu atmak için doğruca banyoya gidip elini, yüzünü yıkadı. Hava çok soğuktu. Bu havalarda yatağından çıkmak Seher’e zor geliyordu. Tabi, buna sevmediği bir iş de eklenince güne uyanmak kâbus gibiydi. Annesi Fatma Hanım da kahvaltı hazırlamak için mutfakta uğraşıyordu. Bir yandan da "Kızım! Acele et işe geç kalacaksın" diye seslendi. Üzerini giyinip masaya oturdu.

Çalışmak istemese de buna mecburdu çünkü annesine ve kardeşine bakacak başka kimsesi yoktu. Babası üç yıl önce kalp krizi geçirip hayatını kaybetmişti. Seher okulu bırakıp çalışmak zorunda kalmış, avukatlık hayalinden vazgeçmişti. Artık okumak çok uzaktı. "Belki ileride" deyip kendini avutuyordu. Hayaller kurarak evden çıktı.

Otobüse binmek için caddenin karşısına geçti. Gözü salep satan dükkâna ilişti ve içeri girdi. Kış mevsiminde en sevdiği içecekti salep, iki büyük bardak alıp çıktı. Durağa geldi, beklemeye başladı. Çok beklemeden otobüs geldi.

Ünlü bir mağazada çalışıyordu. Koltuğa oturup elindeki salebi yanına oturduğu genç adama uzattı. Arkadaşı Emir ile çok iyi anlaşıyordu, neredeyse kaderleri birbirine benziyor, aynı çaresizlik içinde her ikisi de bocalıyordu. Emir’in annesi o daha 12 yaşındayken amansız bir hastalıktan hayatını kaybetmişti. Babası, Emir ve küçük kardeşine bakamayıp iki çocuğunu da anneannesine vermişti. Genç adam bu yüzden babasına hem kızgın hem de kırgındı. Böyle zamanlarda annesini çok arıyordu. Belki de Seher bu yüzden genç adamı kendine yakın hissediyordu. Bu yakınlığın aslında sadece arkadaşlık ya da dostluk olmadığının farkındaydı. Bunu genç adama belli etmemek için çok çaba sarf ediyordu. Saleplerini içerlerken koyu bir sohbete dalmışlar, ne ara mağazanın önüne geldiklerinin bile farkına varmamışlardı. Otobüsten inip mağazaya doğru ilerlerken Aslı ile Seher karşılaştılar. Selamlaşarak birlikte içeri girdiler. Aslı aldığı haberleri Seher’e vermek için aceleyle söze girdi: "Bugün yeni müdiremiz gelecekmiş. Adının Melek olduğunu duydum disiplinli bir kadınmış diyorlar."

Zaten işe gelmek istemeyen Seher bu haberle işlerinin daha da zorlaşacağını hissetti. Üzerini değiştirmek için dolapların yanına geldi. Bir yandan sohbet ederlerken bir yandan da üzerlerini hızlı, hızlı değiştirme çabası içindeydi iki arkadaş. Üzerlerini değiştirip iş başı yapmak için kasalarına dağıldılar. Yeni müdüre, herkesi işinin başında görmek için geziniyordu. Bugünün diğer günlerden bir farkı yoktu. Yoğunluk had safhadaydı. Müşteriler sırayla kasaya gelip işlemleri bitince çıkıyorlardı. Seher, sıraya geçmeyip kasaya doğru gelen kadını görünce, "Hanımefendi lütfen sıraya geçer misiniz? Başka müşteriler sırada bekliyor haksızlık yapıyorsunuz" dedi. Bunun üzerine kadın, "Kimsenin sesi çıkmıyor sana mı kaldı buradakilerin hakkını savunmak" deyip bağırmaya başladı. Hakaret ederek elindeki eşyaları Seher’in yüzüne fırlattı. Kızcağız neye uğradığını şaşırmış bir durumda, üzerindeki gezinen gözlere baka kaldı. İşin kötü yanı diğer müşterilerin bile ses çıkarmıyor olmasıydı. Belki biri Seher'i savunsaydı haklı olduğunu düşünüp utancı geçecekti. Maalesef umduğu gibi olmadı. Bağrışma seslerini duyan Melek Hanım hızlıca yanlarına gelip olayı sorgulamaya başladı. Kadını sakinleştirmeye çalışsa da nafile çaba harcıyorlardı. Kadın suçunu ve yaptığı haksızlığı kabul etmiyordu. Uzun bir süre sonra ikna çabaları sonuç verdi. Sakinleşince gönderildi.  

Seher’i odasına çağıran Melek Hanım gerçekleri bir de ondan öğrenmek istedi. Seher, işini sevmese de çalışmaya çok ihtiyacı vardı. Ailesi için katlanıyordu. Bir de Emir’den ayrılmak istemiyordu. Üst kattaki idare odasına çıktı. Kalbi bir kuş gibi çırpınıyor, belirsizlik daha da telaşlanmasına sebep oluyordu. İçeri girdiğinde Melek Hanım masasında Seher’i bekliyordu. Karşısındaki kahverengi koltuğa oturmasını söyledi. Genç kız çekingen bir şekilde koltuğa oturdu. Melek Hanım, aslında kızın bir suçu olmadığını bildiği halde bir suçlu arıyordu. Bu durumda müşteriyi suçlayamazdı sonuçta hep haklılardı. Olanları dinleyen Melek Hanım bu durumda Seher’i çalıştırmazdı. İşten çıkarıldı. Seher’in korktuğu şey olmuştu. Disiplinli birinin bu olayı hoş görmesini beklemiyordu. İstifasını yazıp odadan ayrıldı. Kendini ne kadar savunsa da bu durum değişmedi. Odadan çıkıp arkadaşlarının yanına gidip vedalaşmak istedi. Hepsiyle vedalaştı, sarılıp ayrılmak için kapıya yönelince Emir yanına geldi. Onunla vedalaşmak zor gelse de vedalaşıp bulunduğu yerden ayrıldı. Artık bir işi yoktu, haksızlığa uğrayarak hiçbir suçu yokken işinden olmuştu. Ailesine bakmak zorunda olmasaydı bu kadar üzülmezdi. Seher’in anladığı tek şey vardı. Haklı da olsan kendini savunmaya hakkın olmadığıydı. 

Görsel: Canva Pro yapay zeka görsel oluşturma aracı 

İlgili haberler
GÜNÜN ÖYKÜSÜ: Mecalim Yetmedi

Şimdi benim kızım kapalı bir odada adamın tekiyle uzun süre yalnız kalsa huylanırım, aynı adamla ayn...

GÜNÜN ÖYKÜSÜ: Ben sizi ararım

Yokuşu yarıladığında iş görüşmesinde giyilmemesi gereken ne varsa üstüne geçirdiğini fark etti. İş g...

GÜNÜN ÖYKÜSÜ: Mektup

Ben kalkmak zorundayım. Büyüğün saçını kurulayıp, küçüğü emzireceğim. Mektubuma burada son verirken...