Şampiyonluk kutlaması üzerine notlar: ‘Oh be’ dediklerimiz ve göz devirdiklerimiz
‘Biz bunu kazanabiliriz. Hep birlikte daha nice ‘oh bee’ dedirten kutlamalarda buluşabilir; dahası bu hissi hayatımıza egemen kılabiliriz...’

19.30’a az kaldı; kesin çok kalabalık olur diyerek hızlı adımlarla Galataport’a doğru yol alıyoruz. A Milli Kadın Voleybol Takımı Milletler Ligi ve Avrupa Şampiyonası kupa kutlama törenini izlemeye gidiyoruz. Yaklaşınca giriş turnikelerinde oldukça genç bir kitlenin oluşturduğu kuyruk göze çarpıyor. Çoğunluğu genç kadınların oluşturduğunu söylemeye gerek bile yok. Liseli öğrenciler, arkadaş grupları, omuzlara alınmış küçük kız çocukları, anneleriyle gelmiş ilkokul çağındaki kız çocukları…Takım oyuncularını yakından görmek, tarihi bir ana şahitlik etmek ve eğlenmek için kuyruktalar. Klasik şampiyonluk kutlamalarından aşina olduğumuz taşkın, marşlar söyleyen, hoplayan zıplayan bir kalabalık değil bu.

Pazar akşamı şampiyonluk sayısının gelmesiyle birlikte dışarıdan kadın sesleri yükselmiş; karşı apartmanın bahçesine fırlayan genç bir kadın “oh bee” diye bağırarak zıplamış; cama çıkıp alkış tutanlarsa kadınlar olmuştu yine. Uzaktan sesleri gelen kutlama habercisi korna sesleri ise herhangi bir akşamın geç saatinde şampiyonluk kutlaması seslerinin tedirginliğini vermemişti bize. Aksine araba camlarından gülümseyerek el sallayan, yolun kenarında duran hemcinsine korna ile şampiyonluk selamı veren ortak bir “oh bee” ferahlığı vermişti. Bu ferah hissin şampiyonluk kutlamasına ve alanına nasıl yansıyacağına dair bir merak içinde kuyruğa giriyoruz.

Alana girdiğimizde tek tük kırışık, küçük boyutlu kağıtlara yazılmış dövizler görüyoruz. Belli ki çantaya sıkıştırılmış, ya da hemen oracıkta bir kâğıda çiziktirilmiş. Birinde yalnızca “gurur duyuyoruz” yazıyor. Birinde “Milli gururumuzsun Ebrar”

BOŞ YAPMA ABDÜLHAMİT

TVF, kutlama organizasyonunu, kitleyi en az ajite edecek şekilde kurgulamış hissine kapılıyoruz. Bangır bangır maç şarkıları çalmıyor. Daha çok sıradan bir açık hava pop müzik dinlencesi gibi. Edis- Martılar’dan Pamela- İstanbul’a kadar uzanan soft bir playlist çalıyor. Sahne ekranlarında sponsor firmaların logo ve reklamları dönüyor.

Kalabalık giderek artıyor. Sessizce, ara ara çok bilindik şarkılara uygun ritim tutarak beklemeye başlıyoruz. Yan taraflarda bir yerde “boş yapma Abdülhamit” yazılı bir döviz ortaya çıkıyor. Fotoğrafını çekmek için kalabalıkta uygun bir pozisyon ararken gözden yitiriyoruz. Derken önümüzden bir TVF görevlisi elinde o dövizle geçiyor, arkasından genç bir kadın “ııı pardon pardon” diye geliyor; anlıyoruz ki dövizin sahibi. Çekingen ve sinik şekilde “çöpe atmazsınız değil mi? Çıkışta alabilir miyim geri, yapmak için uğraştım da” diyor. Görevli “çıkışta beni bulursan alırsın” deyip dönüp arkasını gidiyor.

Tam o sıralarda, yanımızda yaşça büyük bir adamın memnuniyetle “Ebrar nasıl iyi oyuncuymuş öyle, tanımıyordum yeni tanıdım. Ama kızın üstüne çok gidilmiş herhalde anlamadım ki” cümlesine genç bir kadın “LGBTİ olduğu için linç ettiler” diyor. Adam “amaan kim niye karışıyor, oynadığı oyuna baksınlar” türünden bir cümle kuruyor. Genç kadın bu kez “sırf bu yüzden Sırbistan’ı destekleyenler vardı” deyince, adam “vatan hainleri” diye cevaplıyor.

TARİHİ BİR AN!

Bekleyişin sonunda takım oyuncuları ve teknik kadro tek tek sahneye çıkıyor. Her oyuncu çıkış şarkısını kendisi seçmiş. En çok coşkuyla karşılanan isimler Vargas, Ebrar, Eda Erdem ve Santarelli oluyor. Ebrar, “Athena-Ben Böyleyim” şarkısını seçmiş. Ancak şarkının sadece 3-5 saniye kadarı çalınıyor. Kitlenin hep birlikte şarkıya eşlik etmesine bile fırsat yok. Oysa “Senden Daha Güzel”, “Begin” gibi şarkılar eşlik etmeye izin verecek kadar uzun tutulmuş.

Özellikle kadınlar ve ebeveynlerinin omzundaki kız çocuklarının mutluluğu ve heyecanı göze çarpıyor. Biraz da ekran başında bizi kitleyen başarılı sporcuları yakından ve canlı olarak görme, tarihi bir ana tanıklık etme hissi bu. Kitle, konuşmalara en çok “cumhuriyetin yüzüncü yılı” vurgusunu duyduğunda coşkuyla karşılık veriyor.

‘MİLLİ TAKIM BAŞARISI’ ÖTESİNDE BİR SEVİNÇ

Aslında tüm bu tablo bir hatırlatmayı da kafamızda tazeliyor; Kitleler, tek adam rejiminin “yerli ve milli” politikasını kanırtamayacağı bir yerden, “milli zafer” olarak ilan ediyor bu şampiyonluğu. Çünkü tarikat karanlığının ve toplumsal gericiliğin kız çocuklarının hayatına kabus gibi çöktüğü, kadınların sosyal yaşantısının sömürüyle at başı giden bir dinci gericilikle kuşatıldığı “Cumhuriyetin 100. yılında”, kadın sporcuların elinde yükselen kupa, kadınlar için bir milli takım başarısından daha fazla anlam ifade ediyor. Çünkü tarikatlarla kol kola gericilik kitabının, kadın düşmanlığı sayfalarını şevkle yazan tek adam rejimi A Milli Kadın Voleybol takımının başarısına şampiyonluğa sahip çıkmak zorunda kaldı. AKP iktidarının, 20 yıldır tek sahip çıktığı şeyin kadınların eşitsizliğe mahkum edilmesi olduğu da bu sahip çıkma zorunluluklarına eklenince, tek adamın hık deyip guk diyemeden kalakalmasına, kendisine rağmen başarılmış bir şampiyonluğa sevinmeye kimse laf etmesin. Sevineceğiz!

Kalabalığın coşmasını minimal düzeyde tutmayı hedeflemiş, görevlilerin minicik dövizleri bile pür dikkat gözlediği, sahne müzik seçiminin bile bu açıdan özenli yapıldığı, canlı yayın yapan burjuva medya kanallarının zor durumda kalmayacağı bir tören organize edilmiş.

BÜROKRATİK MAKBULİYET

LGBTİ olmanın, başarılı kadın sporcular olmanın “milli” olmakla makbul kılınmaya çalışıldığı, oyuncuların İstiklal Marşı okurken ağlamış olmasının sunucu tarafından dahi tekrar tekrar vurgulandığı, kadınların başarısının da bu “makbul” sıfatıyla sınırlı tutulmak istendiği gibi bir izlenim ediniyoruz. Ya da bürokrasinin bu çabasına canlı olarak tanık oluyoruz diyelim.

İktidarın ve iktidar yanlısı-parçası gerici odakların özellikle de bir LGBTİ olduğu ve kimliğini ifade etmekten geri basmadığı için Ebrar’ı hedefe koymasına karşı, halk Ebrar’ı bağrına basıyor. Ama bu sahipleniş “milli gururumuzsun” vurgusuyla.

Muhalif denilebilecek, hiç değilse siyasal İslamcılığın karşısında olan ve gerici tek adam rejimi karanlığına düşen kitlelerin de boğulmamak için “millilik” dalına sarılmasını iyi gözlemlemek ve buradan bir tartışma sürdürmenin hayati olduğunu unutmamak gerekli.

‘KİM DAHA MİLLİ?’ YARIŞI

Millet İttifakı söylemleri ve seçim propagandası sandıktan bir değişim çıkaramamış olsa da bu sermaye kliğinin kendini muhalif olarak tanımlayan kitleler nezdindeki politik etkisini yabana atmamak gerek. Çünkü Cumhur İttifakı ve AKP iktidarının kadın ve LGBTİ’lerden ötürü “yerli ve milli” propagandasını yeniden yükselterek öne çıkaramadığı bu şampiyonluğu, Millet İttifakı aslında iktidarın yerli ve milli propagandasını yeniden ama kendi çıkarına örgütlemek üzere kullanıyor. O yüzden önümüzdeki dönemde gündemimizde milli takımın başarısının üzerinde bu iki sermaye ittifakının verdiği en yerli ve “en milli olma” yarışının da olacağını görüyoruz. Kadınların bu yarışın nesnesi, konusu olarak ele alınmasına fırsat vermemek ise bize düşecek.

‘VOLEYBOL ÜLKESİ’ OLMANIN GEREKSİNİMLERİ

“Biz voleybol ülkesiyiz” sloganı tarihi bir spor başarısı elde etmiş olmakla birleşince bu slogan her anons edildiğinde kitle nezdinde bir kıvanç duygusu yaratıyor. Bu kıvanç duygusunun piyasacı bir spor politikası illüzyonunda heba olmasına izin vermemek gerek.

Törende bu bakımdan dikkatimizi en çok çeken şeylerden biri de en uzun sözlerden birinin takımın menajerine verilmiş olmasıydı. Eşitsizliğe mahkum edilen, karanlığa terk edilen kız çocuklarının rüyalarını Edaların, Ebrarların, Zehraların, Vargasların süslenmesinden ötesine izin vermeyecek kapitalist bir spor politikasına karşı çıkmak gerekiyor. Ulusal ve uluslararası düzeyde başarılı kadın sporcular yetiştirilmesinin menajerliklere, sponsorlara, şirket burslarına bırakılmadan kız çocuklarının eğitim ve spor olanaklarının bir hak olarak kamusal biçimde sağlanması için mücadele ile “voleybol ülkesi” olabileceğimiz apaçık.

BASKILARA SMAÇ BASALIM

Bilimsel, nitelikli, kamusal eğitimin ortadan kaldırıldığı, eğitimin cemaatlere, tarikatlara teslim edildiği, kız çocuklarının okullaşma oranlarının her geçen yıl azaldığı, kız çocuklarının erken yaşta zorla evlendirilmelerinin yolunun bizzat devlet tarafından korunduğu, yoksulluk derinleştikçe ilk gözden çıkarılanların kız çocuklarının olduğu ülkede bir ülkede hem tüm kız çocuklarının başarılı bir sporcu olma hayallerine sahip çıkacağız; hem de tüm bu kötü koşullara rağmen onlara menajerlerin ağzıyla “istersen yaparsın” türünden hayal satılmasına izin vermeyeceğiz. İşte tam da bu yüzden eğitim ve spor hakkının sağlanması için mücadeleyle kazanılmış bir “voleybol ülkesi” olmak için iş başa düşüyor. Biz bunu kazanabiliriz. Hep birlikte daha nice “oh bee” dedirten kutlamalarda buluşabilir; dahası bu hissi hayatımıza egemen kılabiliriz.

Tek adam rejimi ve arkasındaki gericiler istedikleri kadar yüksek bloğa kalksınlar. Sermaye güçleri istedikleri kadar plase bıraksınlar. Eğer karşılarında böyle bir mücadele içinde deneyim kazanmış kadınlar bulurlarsa blokların üstünden smaç da basarız; çıkmaz denilen topları da sahamızdan çıkarırız.

Fotoğraf: Ekmek ve Gül

İlgili haberler
A Milli Kadın Voleybol takımı Avrupa Şampiyonu old...

Türkiye A Milli Kadın Voleybol Takımı, Sırbistan karşısındaki Avrupa Şampiyonası finalini 3-2’lik sk...

‘Yerli ve milli olmayanlar’ın başarıları!

Spor başarılarına imza atanların milliyetçi, muhafazakâr çizgide yaşayanlar olması gerektiği fikrine...

Ebrar Karakurt kendini hedef gösterenlere yanıt ve...

Milli voleybolcu Ebrar Karakurt hedef gösterilmesine karşı ‘Zirvedeyim, sesiniz duyulmuyor’ dedi.