20 Haziran Dünya Mülteciler Günü'nde hatırlayalım...
Mülteci kadınlar yıllardır kayıt dışı, sendikasız, güvencesiz çalışmaya mecbur kalıyor, siyasetin bir parçası olduğuklarında sınır dışı edilmekle tehdit ediliyorlar.

Bugün 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü. Türkiye ekonomisinde 10 yılı aşkındır mülteci ve göçmen emeği önemli bir yer tutmaya başladı ve farklı ülkelerden gelen kadınlar farklı alanlarda çalışmaya başladılar. Mülteci kadınların bir kısmı savaş sebebiyle, politik sebeplerle veya iltica gerektirecek başkaca nedenler yüzünden göç etmeden önce ülkelerinde farklı yetenek ve birikimlere sahiplerdi. Mülteci kadınların karşısındaki dil bariyeri, cinsiyetçi ve düşmanca yaklaşımlar ve çalışma izninin tamamen patronların inisiyatifinde olması sebebiyle çalışma izni alamadıklarını, denkliklerini yapamadıklarını, ucuz emek gücü olarak görülerek kötünün de kötüsü koşullarda çalıştırıldıklarına şahit oluyoruz.

ÇALIŞMA İZNİ, KADINLARIN YASAL VARLIĞI PATRONUN İNİSİYATİFİNDE

Mültecilerin çalışma izninin olması patronların insafına ve insiyatifine bağlı olduğu için kadınlar kayıt dışı çalışmak zorunda kalıyorlar. Patron tarafından şiddete, tacize ve hatta tecavüze maruz kalan kadınlar sınır dışı edilme korkusuyla susmak zorunda kalıyorlar. Kayıt dışı çalışam mülteci kadınlar bu nedenle sendikalara üye olamıyor, hak talebinde bulunamıyor. 

HATIRLAYALIM:

İstanbul’da yaşayan savaştan zar zor canlarını kurtararak yaşama tutunan Suriyeli Hanife:
"Türkiye’nin, Rusya’nın, Amerika’nın, Esad rejiminin politikalarının kurbanı olduk, yüzlerce insanın ölümüne tanık olduk, savaşın acımasızlığına uğradık. Her şeyimizi kaybettik, ailemin yarısı savaşta bombardımanlarda öldü. Bir kısmı kayıp. Yaşadığımıza bile sevinemiyorum. Uyuşturucuya alışmasın diye bazen kapıyı kilitleyerek işe geldim. Babasını kaybetti, kardeşlerini kaybetti. Bu yetmezmiş gibi burada işyerinde resmen ayrımcılığa uğruyoruz. Horlanıyoruz. Hele kadın olmak burada da çok zor. Dul olmak başka bir gözle sana bakmaları anlamına geliyor. Her yerde kadınlar aynı muamelelere tabi oluyorlar. Erkek işçilerle aynı ağır işi yapıyoruz ama aynı ücreti almıyoruz. Bize daha düşük ücret veriyorlar. Servisimiz yok. Sosyal hakkımız yok. Yarın işten atılsak tazminatımız da olmaz. Bu insanlık mıdır?" 

Türkiye’deki hayat pahalılığından kaynaklı göçmen kadınlar yatılı ev işlerini daha çok tercih ediyor:
"Arkadaşım böyle çok yüksek ücretli bir eve gitti. Tecavüze uğradı ama kimseye söyleyemedi. Zaten devlet inanmaz biliyoruz ama 'oğlum katil olmasın bari' dedi. Sustu, şimdi kadınsız evlere gitmiyor”

İstanbul’un Esenyurt ilçesi Haramidere'de bir güzellik salonunda çalışan İranlı K.’nin patronu Said Fetrati’nin arkadaşı tarafından tecavüz maruz kaldığı gündeme gelmişti:
"Mahkemede kendimi yalnız hissettim, çünkü çok iyi dil bilmiyorum ve üstüme çok gelindi. Kendini ifade edememek ne kadar zor bir şey bir kez daha anladım. Mahkeme tüm delillere rağmen duruşmayı 6 ay erteledi ve tutukluluk kararını reddetti"

ÇOCUKLAR EĞİTİMDEN KOĞUYORLAR, ÇOCUK İŞÇİ OLUYORLAR

İktidarın göç ve iltica politikalarının yetersizliği, çocukların gelişimlerinin takibinin, eğitime katılımlarını garanti altına alınmasının önüne geçiyor, eğitimden koparılan çocuklar çocuk işçi olarak çalışıyorlar. Bu, aynı zamanda mülteci çocukları istismara daha açık hale getiriyor. Kimi yerde ötekileştirmenin bir sonucu olarak çocuklara eğitimden uzaklaşırken, özellikle pandemi döneminde birçok mülteci çocuğun ekonomik nedenlerden dolayı eğitim hayatından koptuğuna şahit olduk. 

HATIRLAYALIM:

Çağlayan’da taş dizimi yaptığı atölyede onun kadar uzun saatler çalışmaya büyük bir insanın bile canı dayanmaz...
"Emine 11 yaşında okulu bırakmış. Suriye’de de kendi işlerinde çalışıyormuş. Emine’nin telefonundan gösterdiği Suriye fotoğraflarıyla hüzünleniyorlar. Eski halleriyle bugünkü arasındaki farkı anlatıyorlar."

Ülkede siyasetin yaymaya çalıştığı ırkçılık en yoğun şeklinde kendini okullarda gösteriyor. Mülteci çocuklar günden güne daha ağır koşullarda okumaya devam ediyor:
"Okullarda sürekli devamsızlık yapan öğrencilerin çoğunu mülteci çocuklar oluşturuyor. Çocukların ailelerine ekonomik katkı sağlamak için az bir ücretle bedenlerinin kaldıramayacağı işlerde çalışmak zorunda olması küçük yaşta bedenlerinin ve emeklerinin sömürülmesine yol açıyor."

İstanbul’da İkitelli Mahallesi onlarca çocuğun bodrum katlarında çalışmak zorunda kaldığı mahallelerden biri. Medine de temiz hava, park ve okuldan mahrum olan çocuk işçilerden...
"Dışarıda okula giden kendi yaşıtlarımı gördüğümde kalbim yerinde durmuyor. Çok bıktım. Sürekli ev-iş arası gidip gelmekten çok sıkıldım. Ben çok dışarı çıkmıyorum. Tek hiç çıkmıyorum çünkü babam, abilerim, kardeşlerim izin vermez çıkmama. Bir de akrabalar ‘bu kız dışarıda geziyor’ derler."


NEFRET TOHUMLARI EKİLDİ

Mülteci kadınların yaşadıkları toplam ülke siyasetinden ayrı bir yerde durmuyor. İstanbul Sözleşmesi'nin kaldırılması Türkiye'deki tüm kadınları tehlikeye atan bir zemini hazırladı. Özellikle seçim sürecinde Cumhur ve Millet İttifakları tarafından ekilen nefret tohumları yerli ve mülteciler arasında düşmanlaşmaya yol açtı ve bu süreç mülteci kadınların daha da yalnızlaşmasına yol açtı. 

HATIRLAYALIM:

Sürekli memleketin sorunlarının nedeni olarak hedef gösterilen mülteciler ve vatandaşlık alan göçmenlerle seçim sürecini ve sonrasını konuştuk:
"AKP kazandıktan sonra ‘Suriyeliler kutlama yaptı’ dediler. Evet yaptılar. Çünkü özellikle ikinci turda sadece Suriyelileri kötülediler. Biri hep nefretle konuşup göndereceğiz diyor, kimi tercih etsin mülteciler?”

Afgan Fatma Nazary ve ailesi 8 yıldır Türkiye’de. Neden geldikleri sorusunun cevabı ise Taliban şiddeti. Şiddetin izlerini hâlâ vücudunda taşıyor ama ayrımcılığa maruz kalıyor:
"Karşı apartmanda oturuyorduk, oranın kirasını çok artınca bu binaya taşındık, binada bizim dışımızda yabancı yok. Binayı silen bir kadın vardı biz bu binaya taşındığımız için binayı silmeyi bıraktı. Yönetici ve birkaç kişi konuştu ancak kabul etmedi tekrar gelmeyi"


MÜLTECİLERİN HAK MÜCADELELERİNİN BİR PARÇASI OLMASI KORKU İLE ENGELLENİYOR

Mülteci kadınların örgütlenme ve siyasetin içinde var olması devlet tarafından "Ulusal güvenliği tehdit" adı altında verilen çeşitli hukuki kodlarla engellense de, tüm bu koşullara rağmen Türkiyeli ve mülteci kadınların dayanışması hiç bitmiyor. Birbirinin mücadelesinden öğrenen kadınlar her alanda yan yana durmaya devam ediyorlar. 

HATIRLAYALIM:

Denizli’de ‘İstanbul Sözleşmesi’ eylemine katıldıkları gerekçesiyle gözaltına alınan 4 İranlı mülteci için sınır dışı kararı çıkmıştı:
Yerli ve göçmenlerin kurduğu dayanışma ve kamuyo sebebiyle 4 mülteci serbest bırakıldı ancak her biri farklı illere sürüldü. 

Tuzluçayır Kadınları Dayanışma Derneğiyle tanışıp dernekte okuma-yazma öğrenen mülteci Büşra:
"İlk önce okuma yazma öğreniyorum, buradaki kadınlarla konuşuyorum, hayatı öğreniyorum. Ben dernekteki kadınlardan çocuklarım da benden öğreniyor.”

İranlı Ressam Arezuo (Termeh) Yaghoubi "Ulusal Güvenliği Tehlikye Atma" şüphesiyle kod verilmiş, hakkında verilen deport kararına karşı kadınlar dayanışma örmüştü:
"Her gün kadınların can güvenliği tehdit altında olan İran’a geri göndermek söz konusu bile olamaz! Karar derhal geri çekilmeli, Arezuo (Termeh) Yaghoubi serbest bırakılmalıdır."

Fotoğraflar: Ekmek ve Gül


İlgili haberler
Bana kalan yine bavulum ve yine yol

Savaşlar ve artan yoksulluk nedeniyle göç dalgası büyürken milyonlarca mülteci, ‘Geri gönderme’ tart...

Adres sınırlaması mülteci karşıtlığına daha fazla...

Dünya Evimiz Uluslararası Dayanışma Derneği Koordinatörü Burçak Sel ile Türkiye’de yaşam mücadelesi...

Taliban’dan kaçıp Türkiye’ye gelen Fatma: Milliyet...

Afgan Fatma Nazary ve ailesi 8 yıldır Türkiye’de. Neden geldikleri sorusunun cevabı ise Taliban şidd...