Türkiye’de LGBTİ’ler, 2026 yılının onur ayını ve Onur Yürüyüşü’nü bir kez daha iktidarın kuşatması, artan nefret söylemleri ve ağır hukuki yaptırımları altında karşılıyor. Son yıllarda transların hormona erişiminin fiilen ve hukuken engellenmesi, Genç LGBTİ+ Derneği’nin kapatılması, 17 Mayıs Derneği Başkanı Defne Güzel’e açılan davalar ve Ankara'da yapılacak NATO zirvesi öncesi tutuklanan 100'ü aşkın kişiden birinin de Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar olması, baskı politikasının vardığı yeni aşamayı gözler önüne seriyor.
Peki, dünden bugüne ne değişti? Bağımsız araştırmacı Remzi Altunpolat ile AKP iktidarının LGBTİ’lere yönelik 2000’lerin başından bugüne uzanan politikasını, kapitalizmin krizleri ile kurulan “kutsal aile” ilişkisini ve bu ablukaya karşı örülmesi gereken mücadele hattını konuştuk.
AKP’nin nefreti ve korkusu yeni değil
Remzi Altunpolat, Erdoğan’ın 2002 seçimleri öncesi sarf ettiği, “Eşcinsellerin de yasal güvence altına alınması şart” söyleminin AKP’nin o dönem kendisini var etme ve “muhafazakar demokrat” imajı çizme taktiği olduğunu vurguluyor: “Siyaset bilimciler genelde AKP’nin en baştan itibaren özgürlükçü olduğunu, 2010’dan sonra otoriterleştiğini savunur. Bu fikre katılmıyorum. AKP en başından beri bu otoriter ve İslamcı eğilimleri barındırıyordu. Kadınlar ve LGBTİ+’lar hakkındaki nefret ve korkuları yeni değil.”
2000’li yıllar boyunca Avrupa Birliği (AB) uyum süreçlerinin gündemde olduğu dönemlerde yürütülen mücadelelerle Kaos GL ve Lambda İstanbul gibi yapıların resmi dernek statüsü kazanması ve Onur yürüyüşlerinin kitleselleşmesi gibi kamusal kazanımlar kazanımlar elde edilmiş olsa da sürecin hep çelişkili ilerlediğini belirten Altunpolat, kırılma noktasının Gezi ve ardından gelen siyasi krizler olduğunu belirtti. Gezi protestolarında LGBTİ’lerin ilk defa oldukça kitlesel ve görünür olduklarını, bölge illerinde de örgütlenmelerinin yayıldığını belirten Altunpolat, “İktidar kendi tabanını tahkim etmek adına LGBTİ+’ları muhalif yapılarla özdeşleştirerek karşısına aldı” dedi.
‘Türkiye’deki baskı rejimi dünyadaki gelişmelerden bağımsız değil’
Türkiye’deki bu baskı rejimi; İtalya’da Meloni, ABD’de Trump’ın geri dönüşü ve Almanya’da AfD’nin yükselişiyle dünyadaki diğer gelişmelerden ve tırmanan aşırı sağ dalgadan bağımsız değil. Küresel ölçekte "kutsal aile" söyleminin ortak bir faşizan doktrine dönüşmesini kapitalizmin güncel sıkışmaları üzerinden okumak gerektiğini vurgulayan Altunpolat, 2008 krizinin ardından kapitalizmin yaşadığı krizler ve bunların sonuçlarının büyük açmazlar yarattığını belirtti. Altunpolat, “Aşırı sağ iktidarlar bu derin sistemsel krizleri perdelemek, kitlelerin öfkesini uzaklaştırmak için günah keçileri yaratıyorlar. Böylelikle ekonomik krizi, işçinin ve vatandaşlığın yeniden üretimi sorunlarını gizlemiş oluyorlar. Tam bu noktada çekirdek aile, kapitalist sömürü mekanizmasının can simidi haline geliyor” dedi.
Kapitalizm için çekirdek ailenin vazgeçilmez olduğunu belirten Altunpolat, “Çünkü çocuk ve yaşlı bakımı gibi kamusal alandan çekilen hizmetlerin maliyeti görünmez kılınarak ailede çözülmeli. Dahası, devletin ve sermayenin kesintisiz ihtiyaç duyduğu asker-işçi nesillerinin doğurulması ve ucuza büyütülmesi bu aile yapısına bağlı. İşte bu ekonomik zorunluluk nedeniyle, rıza üretmekte zorlanan sağ popülist iktidarlar küresel bir ‘toplumsal cinsiyet paniği’ yaratarak LGBTİ+’lara saldırıyor” dedi.
Bu sürecin 'küresel bir öğrenme zinciriyle' işlediğini ifade eden Altunpolat, Macaristan, Rusya ve Türkiye gibi ülkelerin birbirlerinin yasalarını kopyaladıklarını, Türkiye’nin Macaristan’la imzaladığı "aile paktı" gibi hamlelerin bunun somut örneği olduğunu belirtti. LGBTİ örgütlerini yabancı fonlarla beslemekle suçlayan kanadın aslında kendisinin bu küresel ağlardan ve fonlardan yararlanır durumda olduğunu belirten Altundağ, “Şimdi bunun üstünü örtmek için birbirlerinin yasalarını kopyalıyorlar. Eskiden 'genel ahlak' ve 'kamu düzeni' gibi muğlak kavramlarla baskı kurulurken; bugün artık devletin doğrudan cezai yaptırımlarla 'cinsiyet şu olmalıdır' diye emrettiği, toplumun demokratik çoğulluğunu yok ederek faşizan bir yapı dizayn etmeye çalıştığı bir aşamadayız” ifadelerini kullandı.
‘Yıldız Tar’ın seçilmesi simgeseldir’
Son günlerde Ankara’da adeta bir OHAL havası estirilerek aralarında Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar’ın da bulunduğu çok sayıda kişinin tutuklanmasını iktidarın savaş politikaları ve kapitalist paylaşımlarla doğrudan bağ taşıdığını söyleyen Altunpolat, NATO zirvesi ekseninde gelişen bu saldırıyı şu sözlerle değerlendirdi:
“NATO bir emperyalist savaş makinesidir. Bu zirvenin Ankara’da yapılıyor olması, Türkiye’nin bölgedeki jeopolitik çıkarları ve NATO’dan alacağı icazetlerle doğrudan ilgilidir. Enerji koridorları dedikleri şeyler aslında birer savaş koridorudur ve buradaki jeopolitik hamleler aslında birer paylaşım mücadelesidir. İktidar, NATO zirvesini bahane ederek toplumsal muhalefeti bütünüyle ezmeye, fırsat bu fırsat diyerek geride kalanları da terörle iltisaklandırıp baskı altına almaya çalışıyor. Yıldız Tar’ın seçilmesi de simgeseldir. LGBTİ+ hareketi adına görünürlüğü en yüksek figürlerden birini cezalandırarak LGBTİ'ler başta olmak üzere tüm topluma ‘ayağınızı denk alın’ mesajı veriyorlar.”
LGBTİ'ler sınıf, barış ve demokrasi mücadelesinin göbeğinde
Dünyanın dört bir yanında kazanılmış hakların geri alındığı, LGBTİ'lere yönelik saldırıların dozunun arttığı bu koşullarda, LGBTİ mücadelesinin liberal haklar zeminine sıkıştırılamayacağını ifade eden Remzi Altunpolat, kurtuluşun ortak mücadelede yattığını vurguladı:
“Buna karşı yapılması gereken, eskiden bahsettiğimiz sivil toplumculuğun veya liberal insan hakları söyleminin ötesine geçerek bu mücadeleyi ekonomi-politik bağlarıyla yeniden içeriklendirmektir.
Şunu net görmek zorundayız: LGBTİ+'ların ezici bir çoğunluğu aslında emekçidir, güvencesiz işçidir ve yoksulluk sınırında yaşamaktadır. Dolayısıyla LGBTİ+ mücadelesi, emek ve sendikal mücadelenin de doğrudan bir parçasıdır. LGBTİ+'lar tam da o sınıf mücadelesinin, barış mücadelesinin, laiklik ve demokrasi mücadelesinin göbeğindedir. Sınıfı, ittifakları, dayanışmayı ve bizi güçlendiren bir kaldıraç olarak umudu araçsallaştırarak farklı dereleri aynı ırmakta buluşturacak geniş bir demokratik cephe örmek zorundayız. Bu ablukayı ancak böyle dağıtabiliriz.”
‘En zor zamanlarda bile mücadeleden vazgeçmediler’
Son olarak Onur Ayı'nı kutlayan Remzi Altunpolat şunları ekledi:
“Mücadeleden vazgeçmedi insanlar, zor zamanlarda da vazgeçmediler, vazgeçmeyecekler. Çeşitli zorluklara rağmen dirençle, inatla, sabırla, ısrarla bu mücadele büyütüldü. Bütün baskılara, rüzgarın sert estiği, baskıdan, tahakkümden yana estiği zamanlarda dahi dayanışmayı büyütmek mümkün. Herkese dayanışmayla. Onur Ayımız kutlu olsun.”
Fotoğraf: Evrensel
İlgili haberler
Tek isteğim özgürce yaşayabilmek
İki yaşam, iki mücadele… Ama aynı gerçek: Türkiye’de LGBTİ olmak eğitimden işe, sokaktan eve, müzikten medyaya kadar hayatın her alanında var olabilmek için verilen bitmeyen bir mücadele.
Derneklere getirilmesi planlanan düzenleme: Kadın ve LGBTİ dernekleri tehlikede!
Editörlerimizden Elif Turgut soruyor, Sevda Karaca değerlendiriyor.
LGBTİ düşmanlığı ile sermayenin faşizmini gizlemek
'İstismarı, şiddeti, sömürüyü yaratan düzenin üzerini örtmeye çalışan ve buna karşı biriken öfkeyi de yeniden işçi ve emekçilerin kendisine yönelten sermaye iktidarında aramak gerekiyor faşizmi.'
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN
























