İşsizliğin yarattığı gerçeklik: ‘Sanat tarihi mezunuyum çağrı merkezi çalışanıyım’
Yirmi iki yaşındaki çağrı merkezi çalışanı Esra’nın hikayesi, hayalleri, beklentileri ise bugün Türkiye gençliğinin yaşamına ayna tutuyor.

Asla bitmeyen telefon konuşmaları, bir aramadan sonra hemen bir diğeri, saatlerce aralıksız bir müşteriden diğerine telefon görüşmeleri, konuşmaktan hem zihinsel hem fiziksel olarak yorulmak… Bir çağrı merkezini aradığımızda bizi karşılayan sesin günlük rutini bu. Çağrı merkezi çalışanlarından biri olan Esra* da “Konuşmaktan artık sesim gidiyor. Konuşamıyorum. Mesaiden sonra konuşmak istemiyorum kimseyle. O kadar çok yoruluyorum ki duvara bakıyorum boş boş. Hem ağzım hem beynim yoruluyor” diye ifade ediyor yorgunluğunu. Yirmi iki yaşındaki çağrı merkezi çalışanı Esra’nın hikayesi, hayalleri, beklentileri ise bugün Türkiye gençliğinin yaşamına ayna tutuyor.

Bazen gece bazen gündüz vardiyasında çalışan Esra çok yoğun çalıştığından bahsediyor: “Bilgisayar başına bir oturuyorum biriyle konuşuyorum, biri geliyor diğeri gidiyor. Molaya kadar aralıksız çalışıyoruz. Yanımdan suyumu eksik etmiyorum. Boğaz dayanmıyor. Bazen müşteriyle konuşurken sesim gidiyor. Sürekli konuşuyorsun beynin yoruluyor. Kulağımın dibinde sürekli konuşan insanlar var. Bir yerden sonra hissizleşiyorsun artık. Enerjik başladığın işi böyle yorgun bitiyorsun.”

Sadece fiziksel değil psikolojik olarak da sürekli insanlarla konuşmanın onu yıprattığından bahsederken birçok çağrı merkezi çalışanı gibi hakaretlere de maruz kaldığını söylüyor: “Bizim müşteri kapatmadan telefonu kapatma hakkımız yok. ‘Yetkiliyle görüşene kadar kapatmayacağım’ deyip görüşmeyi bekleten müşteri oldu. İkna etmek için 20 kere aynı cümleyi kullanıyorum. Hakaret edenler, küfredenler de oluyor. Böyle olduğunda iki kere uyarı yapıyorum, üç kere uyarı yaptıktan sonra kapatma hakkımız var. Bazıları bunu bildiği için bunu bize karşı kullanıyorlar ve iki uyarıdan sonra devam etmiyorlar, bazıları daha da sinirleniyor.” Psikolojik yıpranmayı yaratan sadece müşteriler değil. Primlerini puanlama sistemine göre aldıklarını söyleyen Esra prim vermemek için puanlarının kırıldığını “Çağrılara göre puanlama yapılıyor. Enerjik ses tonu ile konuşmamız gerekiyor. Karşındaki bağırıyor çağırıyor nasıl enerjik olabilirim? Sorunsuz süreci ilerletmişsin ama ‘başka yardımcı olabileceğim bir şey var mı?’ diye sormadığım için, müşteriye fazla isimle hitap etmediğim için puan kırılıyor. Prim vermemek için. Prim ortaya çıkınca puanları kırmaya başladılar” diyerek anlatıyor.

‘DEMLEMEYE VAKİT YOK ÇAYI SALLAMA İÇİYORUM’

Pandemi her işyerinde olduğu gibi Esra’nın çalıştığı yerde de çalışma saatlerini uzatmak, işi yoğunlaştırmak için bir araca dönüşmüş işverenlerin elinde. Evden çalışmaya başladığında öğle arasının süresi de bir saatten yarım saate inmiş. Bu sürede hem yemek hazırlayıp hem karnını doyurmak hem aralıksız telefon görüşmelerinden sonra dinlenmesi mümkün değil. Dinlenmesi gereken molalarını da koşuşturma ve yetişme telaşıyla geçiren Esra çayını bile demlenmesine vakti olmadığını ve sırf vakti olmadığı için çayını bile sallama içmek zorunda kaldığını söylüyor. Molasının bitip bitmediğini kontrol etmek için sürekli bilgisayarın başına geri döndüğünü de ekliyor. Her gününün aynı geçtiğini ise şu sözlerle ifade ediyor: “Sabah kalk kahvaltı yap. Otur yine iş başına. Müşterilerle uğraş. Her gün aynı hayat.”

‘HER TATİL GÜNÜ AYNI ŞEY…’

Yoğun çalışma günleri sırasında tatil gününü iple çeken Esra, o bir günün de ona yetmediğini söylüyor: “Çarşıya en son 1 ay önce gittim. Hafta sonu tatilim var ama değerlendiremiyorum. AVM’ye giderdim, mağazaları gezerdim. Hafta sonunu iple çekiyorsun gelsin diye ama yasak var bir şey yapamıyorsun.” Onunla bu görüşmeyi yaparken oturduğu koltuğu işaret ediyor, çalışma alanı olarak bize tanıttığı koltuğunu ve tatil gününü nasıl değerlendirdiğini anlatıyor bıkkın bir şekilde: “Yine aynı koltukta ya da odamda oturuyorum. Aynı şey. Ya oyun oynarım ya kitap okurum. Can sıkıntısından temizlik yapıyorum, yemek yapıyorum.”

Üniversitede okurken sosyal yaşamının böyle olmadığından bahsediyor Esra. Esra üniversiteden yeni mezun ama “keşke olmasaydım. Mezun oldukça her şey daha da zorlaştı” diyor. Üniversitede kendi evinde kalırken mezun olduktan sonra ailesinin yanına geri dönmek zorunda kalmış. Bir süre ailesinin yanında durduğunu ama olmadığını söylüyor: “Ailemden nereye kadar para isteyeceğim. Evde bir süre sonra annenle tartışmaya başlıyorsun. Üniversitede alışıyorsun kimseye bir şey sormadan yapmaya, evde öyle olmuyor.” Mezun olduktan sonra fast food zincirleri dahil pek çok yere başvurmuş, internet üzerinden 250 başvuru yapmış, bunlar üniversiteden mezun olduğu bölümle ilgili alanlar değil, neresi olursa başvurmuş ancak sadece 3 yer dönüş yapmış: “Üniversite mezunusun, başvuruyorsun ama olmuyor.”
Üniversitedeyken de çalışma yaşamının ağırlığını bir markette çalışarak deneyimlemiş; Sürekli çalıştırılmayı, iş saatlerinin esnetilmesinin, ücretsiz mesaileri, işverenin bitmeyen sömürüsünü…

FORMASYON YOK, ATAMA YOK, ALIM YOK

Aslında Sanat Tarihi Bölümü mezunu Esra ve severek de okumuş bölümünü, “Bir daha olsa bir daha okurum” diyor, bakış açısına nasıl katkı sunduğundan bahsediyor. Peki, bir Sanat Tarihi mezunu neden çağrı merkezi çalışanı olarak yaşamını sürdürüyor da alanına dair bir iş yapmıyor? İşte neredeyse her iki genç kadından birinin işsiz olduğu** Türkiye gerçekliği Esra gibi pek çok genç kadının hayatını, beklentilerini şekillendiriyor. Esra ise çok net yanıt veriyor bu sorunun yanıtını: “Müzede çalışmak, tarihi eserleri gelenlere anlatmak isterdim. Ama müzeler alım yapmıyor. Öğretmenlik yapmak isterdim. Sanat tarihi dersleri vardı mesela. Formasyon alacaktım son sınıfta kaldırdılar. Zaten pandemiye denk geldim. Staj yapacaktım o da olmadı pandemi nedeniyle. Ben de gönüllü olarak kazıya gidecektim. Pandemi geldi kazıya da gidemedim. Sanat tarihi yalan oldu. Yüksek lisans yapayım desem kadro yok. Aldıkları da torpille zaten. Kpss’ye girsem atama yok. İş lazım, KYK borcum var ve ödeme zamanı geldiğinde bir işim olacak mı bunun bir garantisi yok.”

İŞ ARARKEN TEK KRİTER: İŞİN KALICILIĞI
Çağrı merkezinin Esra için yaşamında kalıcı olup olmayacağı ise belirsiz ancak isteği işini değiştirmek yönünde. Ancak okuduğu bölümle ilgili bir iş bulabileceğinden değil, sebebini “Başta yaparım, yükselirim buradan diyorsun ama bir süre sonra müşteriler seni çileden çıkarıyor. İşi öğrendim, yapabiliyorum ama çağrı arasında düşünüyorum. Gerçekten yapmak istediğim iş bu mu diye. Bu insanlara katlanmak zorunda mıyım diye düşünüyorsun” diye açıklıyor. Başka iş aradığını da söyleyen Esra “İş sitelerine giriyorum ama iş yok” diyor. Özel şirkette hele de sözleşmeli personel olarak her an işten çıkarılabileceğini söylüyor: “Kalıcı olarak bakamıyorum bu yüzden. Bir sabah uyandığında işten çıkartılmış da olabilirsin kademe atlamış da olabilirsin.” Aynı zamanda bu belirsizlik de başka bir iş aramaya itiyor Esra’yı daha güvenceli hissedeceği bir iş. Devlete bağlı çalışma isteği de bu kaygısından geliyor. KPSS’ye hazırlanıp “diğer pek çok Tarih mezunu gibi” polis ya da subay olmayı da düşündüğünden bahsediyor: “KPSS’ye iyi çalışayım bari polisliğe atanayım, güzel maaşı var diyorum. Başka türlü ne yapabilirim? Subay olabilirim diyorum o da çok fazla puan istiyor. Burada bile kadınlarda bir ayrım oluyor. Erkeklerde puan daha düşük. Ben subay olmak için aldığım o yüksek puanla memur olurum.” Çağrı merkezinde çalışmaya başlamadan önce de polis olmak için KPSS’ye girmiş ama puanı yetmemiş. “Bir yerden iş ararken devamlı iş hangisi olur sorusu üzerinden arıyorsun” diyerek yeni mezun gençlerin tek başına yaşamını idame ettirme çabasını ortaya koyuyor yirmi iki yaşındaki Esra. KYK Kredisi borcu ise sırtında sallanan bir sopa gibi Esra’nın, geleceğini o kadar belirsiz görüyor ki şimdiden ödemek için para biriktiriyor. Çünkü kim bilir iki yıl sonra işsiz kalıp kalmayacağını? Güvence arayışı biraz da bu yüzden, her genç gibi önünü daha iyi görmek istiyor.
HAYALLER ANCAK HAYAL

Hayali ise ülke ülke gezmek: İtalya, Norveç, New York.  Gezmeyi çok seviyor Esra, ülke ülke gezmenin ise Euro 9’u aşmışken yurtdışındaki yaşıtları için belki bir hayal olmasa bile onun için ancak hayal olduğunu söylüyor: “Bunun için para lazım. İngilizce lazım. Güzel bir İngilizce. Rahat rahat gezeyim yani. Düşünüyorum Londra’ya gitsem, ufak bir kaçamak yapsam. Neyle yapacağım? Uçak parasını nasıl bulacağım? Araba almak istiyorum sıfır BMW. Alsam gezsem şöyle. Ama hayal işte. Ben nasıl alayım sıfırını. Kaç sene çalışmam lazım almak için. Bunlar hayal.” Kendine ait evinde bir odasını kütüphane yapmak istediğini ama bunu bile yapamayacağını bildiğini “Çok seviyorum kitap okumayı. Çeşit çeşit kitapla doldurayım. Koleksiyon yapayım. Bir odayı kütüphaneye çevirmek için büyük bir ev lazım. 2+1 evde bunu yapamazsın. Ne yaparsın? Marketten alırsın 100 liraya kitaplık ona koyarsın” diyerek ifade ediyor.

‘EN GÜZEL YILLARIMIZ GEÇİP GİDİYOR’

Esra’nın severek okuduğu alana dair çalışamamasına, iş bulmak için 250 başvuru yapmasına, geleceğine dair kaygısının büyümesinin sebebine dair “Bu tamamen ülkenin yönetimi ile alakalı bir şey. Sanat tarihine bu ülkede ne kadar değer veriliyor yapıların restorasyonundan anlayabilirsin. Ben bu bölümden iş bulamam. Atama verilmiyor, önemsenmiyor. Devletin elinde olan bir şey. Onlar yapıyorlar. Hukuk, eczacılık okuyan arkadaşlarım var, onlar da işsizler. Neden? Devlet atama vermiyor, torpil veriyor. Ülkenin yaptığı bir şey bu. Bize iş vermeyenler ülkeyi yönetenler. O da değer vermediği için” diyor. Ona ve pek çok arkadaşına bu yaşamı dayatan koşulların ise değişeceğine dair umudu pek yok: “Kısa süre içerisinde düzeleceğini düşünmüyorum. O zaman düzeldiğinde ne olacak bilmiyorum ama ne değişir. Gençliğim gelip gidiyor. En güzel yılları istemediğin bir iş yaparak ya da 250 yerin sana dönüş yapmasını bekleyerek geçiriyorsun. Para olan yurtdışına gidiyor. Sen ne yapıyorsun? Evdesin mecbur oturuyorsun. Zengin olanlar şanslı. Her istediklerini yapıyorlar.” Ancak Esra, “gençliğim gelip gidiyor” derken her ne kadar umutsuz olduğunu ifade etse de ona bu yaşamı dayatan koşulların değişmesine yönelik istenci de içinde barındırıyor.

*İsmi değiştirilmiştir.
** 2020 yılında gerçek genç kadın işsizliği yüzde 46,9. (DİSK-AR Raporu, https://www.evrensel.net/haber/428722/disk-ar-raporu-pandemi-nedeniyle-her-uc-kisiden-biri-issiz)

İlgili haberler
Şehir plancısı olmak istediğim yol ‘çağrı merkezi’...

Okurken çalışmak zorundayım çünkü ekonomik bağımsızlığımı kazanmalıyım. Şimdilik hayallerime giden y...

Çağrı merkezi çalışanı: ‘Yöneticiler için sadece b...

Digiturk çalışanı bir kadın, 11 saat çalıştığını, saatte sadece 7 buçuk dakika dinlenebildiklerini v...