ISO 500’ün gölgesinde bir yılın faturası
ISO 500 listesine giren Konveyör kârını büyütürken, kadın işçiler açlık sınırının altındaki ücretlere, eşitsizliğe ve güvencesizliğe karşı insanca yaşam talep ediyor.

Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu’nun 2025 yılı verileri, bu yıl da derinleşen yoksulluğun Türkiye tablosunu en açık şekilde ortaya koydu. Bu kuruluşların son bir yılda artan kârlarının faturasının kimlere kesildiği bir kez daha görüldü. 

Milyarlık kârlar karşısında ‘açlık sınırının altında’ eriyen hayatlar

Tuzla’da bulunan Konveyör fabrikası da bu gerçekliğin 500 örneğinden yalnızca biri. Konveyör, bu bir yıl içinde net satışlardan öz kaynak büyüklüğüne kadar birçok kalemde milyarlar seviyesinde büyüyerek, işletme sayısını artırarak ilk 500’deki yerini aldı. Konveyör patronunun işte bu milyarlar ile ifade edilen kârı karşısında Konveyör işçileri ise açlık sınırının altında ücretleriyle, insanlık dışı çalışma ve yaşam koşullarıyla karşı karşıya kaldı.

Açlık sınırının altında ücret alan ve çoğunlukla kadın işçilerin çalıştığı Konveyör’de geçen bir yılı daha özel ele alacak olursak; bu Türkiye tablosu içerisinde Konveyör işçilerinin mobbingden ücret eşitsizliğine, işsizlik tehdidinden güvencesizliğe kadar katlanarak süregelen birçok sorunundan bahsedebiliriz.

İnsanca yaşayabileceğimiz, eşit işe eşit bir ücret

10 yıldır Konveyör’de çalışan bir kadın işçi, erkek işçiler ile aralarında ücret eşitsizliği olduğunu ve bu eşitsizliği dile getirdiklerinde kendilerine kapı gösterildiğini söylüyor: “Geçen sene de zamlar açıklandığında aynı tezgahta çalışan erkek işçi arkadaşımla aramdaki ücret farkını gördüğümde gidip konuşmuştum. Zaten hiçbirimize hak ettiğimiz verilmiyor ama neden her seferinde az ücret verilen biz kadınlar oluyoruz, diye sordum. ‘Beğenmeyen çalışmasın’ diyerek bizleri hem işsizliğe mahkum ediyorlar hem de yılların emeğini onlara bırakalım istiyorlar. Ama benim sorumun cevabı bu değil. Biz kadın işçilere açıklama yapma ihtiyacı bile duymuyorlar. Halbuki burada kadınlar olarak daha çoğuz. Çalışmaya gelince bizleri işe alıyorlar ama çalıştığımızın karşılığını isteyince de bizleri güvencesizlik ile karşı karşıya bırakıyorlar. Bu sene de olan aynı durum. Ama artık her şey daha pahalı, yaşamak daha zor. İşsizlikle savaşmak da zor, bu üç kuruş ücretle geçinmek de. Biz hakkımız olanı istiyoruz sadece. Aynı işi yapıyorsak kadın-erkek fark etmeksizin aynı ücreti alabilmek yetmez, insanca yaşayabileceğimiz bir ücret almak istiyoruz.”

‘Kışı karanlıkta ve soğukta geçirdik’

Konveyör’ün artan kârına karşılık, geçen bir yılı nasıl geçirdiklerini konuştuğumuz bir arkadaşımız, en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamadıklarını anlatarak; peş peşe gelen fatura kesinti mesajlarının bu tabloyu en net şekilde ortaya koyduğunu söylüyor: “6 yıldır burada çalışıyorum. Çoğu kadın arkadaşımız benden de zor durumda. Benim de bakmakla yükümlü olduğum bir ev ve geleceğini düşünmek zorunda olduğum çocuklarım var. Eşim ve ben çalışıyoruz sadece. Eşim de asgari ücretin biraz üzerinde alıyor, ben de. Maaş yatınca geçen sene kıstığımız şey mutfak masrafı ya da çocukların giyimi, okul ihtiyacı oluyordu. Yani en temel ihtiyaçlar. Ama aylar geçtikçe baktık ki o da yetmiyor. Elimize geçen, her seferinde eriyor. Kirayı bir ay bekletelim de çocukların ihtiyaçlarını görelim dedik. Ev sahibinden ikaz yedik. En azından barınalım dedik, sonra da bütün kışı soğukta, yer yer de karanlıkta geçirdik. Ardı ardına gelen fatura kesinti mesajları ile ne hastalıklar peşimizi bıraktı ne de alacaklılar. Şimdi bize fabrikada her zam dönemi geldiğinde ‘Biz bir aileyiz, bu zor koşulları birlikte atlatacağız’ diyebiliyorlar. Soruyorum; bu nasıl bir aile ki biz işçiler gece gündüz çalışıp insanca şartlarda yaşayamazken patronumuzun evinin ışıkları asla sönmüyor? Bu nasıl bir aile ki patronumuz yazın asla terlemiyor, kışın asla üşümüyor? Ama biz işçilere gelince alın terimiz bile verilmiyor? Böyle aile olmaz. Bizden aldıkları ile işte böyle servet içinde yüzmeye devam ediyorlar.”

‘KONFEST değil, zam istiyoruz!’

Geçtiğimiz günlerde Konveyör, her fabrikasında “KONFEST – Seninle Tamamlanır” sloganıyla işçilere eğlence düzenledi. İşçilerin ara zam talebine karşı ise, “Biz bir aileyiz ve bu zor koşulları hepiniz ile birlikte atlatacağız” diyerek aynı oyalama taktiklerini daha pervasızca kullandı. “Bu kadarının da artık olmayacağını” söyleyen başka bir kadın işçi ise öfkesini şu sözlerle dile getiriyor: “Ya biz ‘Evimize ekmek götüremiyoruz’ diyoruz, ‘Hakkımız olanı verin’ diyoruz. ‘İstemeyene kapı orada’ diyorlar. Bizden hakkımızı esirgeyenler, bizden aldıklarını gözümüze bir kez daha sokmak için yemeğinden içmesine, müziğinden süsüne bir ton masraf ile bize güya eğlence düzenliyorlar. Görmüyorlar mı, çoğumuz eğlenemedik bile. Neden biliyor musunuz? Çünkü biz önümüze koyulan kuruyemişi bile evimizde çocuğumuza götüremiyoruz. O an bile bunu düşünüyoruz. Madem bu kadar paranız var, bizim hakkımızı verin. Bize vermeyip, yine sanki onların cebinden çıkıyormuş gibi bize masallar anlatıyorlar. Bizim masallara karnımız tok. Biz kadınlar iş yerinde, evde, her yerde her yükün bizim sırtımıza bindirildiği, karşı çıkınca da kapının gösterildiği bir hayat istemiyoruz. İnsan gibi yaşamak istiyoruz.”

Kolaj: Canva


Editörden