Howl'un tarafı
Yürüyen Şato’daki gibi, savaş yalnızca cephede yaşanmıyor; kentlerin sokaklarına, mutfaklara, iş yerlerine, evlere kadar sızıyor.

- Savaş gemisi.
- Şehirleri ve insanları yakmaya gidiyor.
- Düşmanın mı bizim mi?
- Ne fark eder ki?

Bu sözler 2004 yılında Hayao Miyazaki’nin yönettiği Yürüyen Şato filminden kısa bir alıntı. Lanetler, büyüler, cinler ve romantizm gibi temalar ön plana çıkıyor gibi görünse de aslında film, savaşın yarattığı yıkımı, işbirlikçilerini ve dönüştürdüklerini akıllıca işliyor. Sunuya bu alıntıyla başlamak istememizin sebebi, içinden geçtiğimiz son birkaç aydır Suriye’de, İran’da, Lübnan’da şehirlerin ve insanların savaş gemilerince yakıldığını canlı kanlı izlememiz ve yakanların da önümüzdeki günlerde kendi yurdumuzda bir araya gelecek olmaları. Buna karşı çıkanların, eleştirenlerin de filmde iki devlet için de savaşmayı reddeden Howl’un* ilan edildiği gibi hain ilan edilerek hapsi boylamaları.

Elbette yalnızca karşı çıkanlar demir parmaklıklar ardına terk edilmedi bu süreçte. Ankara’da NATO Zirvesine katılacak olan devlet yöneticilerinin geçeceği yollar yeniden yapılır, süslenirken halk için Ankara adeta bir açık hava hapishanesine dönüşecek. Bu ülkede her gün tehdit altında yaşamak zorunda bırakılan kadınların, çocukların, LGBTİ’lerin güvenliği için değil; Macron için, Trump için, Meloni ve daha birçoğunun gönlünü hoş, kendilerini de güvende tutmak için harcanacak kaynaklar, harcanıyor da.
Bu zirvenin NATO için bir dönüm noktası olduğu tartışılıyor birçok yerde. Savaş için ayrılan bütçenin artırılması, yeni “düşmanlar”, yeni “dostluklar” belirlenmesi... Tabi zirvenin ardından öğreneceğiz nelerin konuşulduğunu. Bize anlatacaklarından değil, yaşayarak göreceklerimizden.

Dergimizde kadınlar; savaşa, patronlara ve temsilcilerine ayrılan kaynakların ve ayrıcalıkların karşısında nasıl yoksullaştıklarını, nasıl insanca yaşam koşullarını kaybettiklerini ancak buna rağmen nasıl buluşabildiklerini anlatıyorlar. 
Bu sayıda hazırladığımız "Faili Meşhurlar" dosyası ise, sınır ötesinde savaşın mimarı olanların, sınırların içinde kadın cinayetlerinden iş cinayetlerine, toplu katliamlardan devlet şiddetine kadar uzanan suçların ardından nasıl sis olup uçmaya çalıştıklarını anlatıyor.

Savaşa ayrılan her kaynak, içeride kadınların, çocukların, işçilerin ve LGBTİ’lerin yaşamından eksiliyor; onları daha yoksul, daha güvencesiz bırakıyor. Aynı düzen, bu yoksulluğun ve şiddetin sorumlularını da görünmez kılmaya çalışıyor. 

Yürüyen Şato’daki gibi, savaş yalnızca cephede yaşanmıyor; kentlerin sokaklarına, mutfaklara, iş yerlerine, evlere kadar sızıyor. Bu sayıda bir araya getirdiğimiz yazılar da tam bu yüzden savaşın, yoksulluğun ve şiddetin birbirinden ayrı olmadığını gösteriyor. Çünkü biliyoruz ki şehirleri yakan gemilerle, içeride hayatlarımızı kuşatan eşitsizlikler aynı düzenin eseri. Ve biliyoruz ki buna karşı sözümüzü, dayanışmamızı, mücadelemizi büyütmek, birleştirmek tek güvencemiz. İyi okumalar.

*Yürüyen Şato filminin baş karakteri

Görsel: Open Ai


Editörden