Bornova’da kadınlar NATO’yu, yoksulluğu ve mücadeleyi konuştu
Bornova Kadın Dayanışma Derneği üyeleri, NATO zirvesini ve derinleşen ekonomik krizi konuşmak için park buluşmasında bir araya geldi.

Bornova Kadın Dayanışma Derneği üyeleriyle NATO zirvesi ve derinleşen yoksulluğu konuşmak üzere park buluşmasında bir araya geldik. Parkta bir araya geldiğimiz kadınlarla, NATO'nun tarihinden bugüne halklara, işçilere ve emekçilere etkisini, savaş ve silahlanma politikalarının maliyetini, bu maliyetin kadınların ve çocukların yaşamına nasıl yansıdığını birlikte değerlendirdik.

Sohbetin önemli başlıklarından biri, NATO zirvesi öncesinde Ankara'da yapılan hazırlıklar oldu. Zirvenin yapılacağı bölgelerde yoksulluğun görünür olmaması için yapılan düzenlemeler ve bunun için harcanan kamu kaynakları konuşulurken, kadınlar "Ne kadar boyarsanız boyayın ne yoksulluğu gizleyebilirsiniz ne de insanların tepkisini engelleyebilirsiniz" diyerek yaşananlara tepki gösterdi.

Bazı kadınlar ise yoksul mahallelerin adeta bir getto gibi perde arkasına itilmeye çalışılmasının, zirvenin hangi sınıfın çıkarları için düzenlendiğini açıkça gösterdiğini vurguladı. Zirveyi korunaklı hale getirmek için yapılan harcamaların emekçilerin vergileriyle karşılandığını hatırlatan kadınlar, bu kaynakların halkın ihtiyaçları yerine savaş politikalarına ayrılmasını eleştirdi.

Buluşmada uzun uzun tartışılan bir diğer konu ise "Neden NATO'ya hayır?" sorusu oldu. Savaşın ve silahlanmanın yalnızca cephelerde değil, gündelik yaşamda da kadınların hayatını belirlediği; sosyal haklardan eğitime, kreşlerden sağlığa ayrılması gereken bütçelerin silahlanmaya aktarılmasının sonuçları konuşuldu. "Bir silah kaç kreş eder?" sorusu etrafında yürüyen tartışmada, savaş politikaları ve silahlanmanın sömürü, yoksulluk, eşitsizlik ve şiddetle bağı ile dünyanın farklı ülkelerindeki halklar özellikle de kadınlar üzerindeki etkileri de değerlendirildi.

Tartışmada NATO zirvesinin neden toplandığı da ele alındı. Kadınlar, zirvenin yalnızca liderlerin bir araya geldiği diplomatik bir toplantı olmadığını; ABD emperyalizminin öncülüğünde şekillenen yeni savaş ve silahlanma planlarının, savunma harcamalarının artırılmasının ve bunların nasıl hayata geçirileceğinin konuşulduğu bir zemin olduğunu değerlendirdi. Türkiye'nin bu planlar içindeki konumu, NATO'nun askeri gücü olarak yer aldığı bölgelerde yaşananlar ve bunların halklara etkisi de tartışıldı. NATO'nun askeri varlığının bulunduğu ülkelerdeki savaş, yoksulluk, göç ve hak ihlallerinden en çok kadınların ve çocukların etkilendiğini, yaşam ve örgütlenme haklarının ihlal edildiğini, Türkiye’nin de buna doğrudan askeri güç olarak ortak olduğunu hatırlatan kadınlar, bu suça ortak olmamak için savaş politikalarına ve NATO’ya karşı çıkma sorumluluğuna işaret edildi.

Kadınların gündemlerinden biri de Deniz Göktaş'ın stand-up gösterisi ve sonrasında yürütülen tartışmalardı. Gösteriyi büyük ölçüde beğendiklerini söyleyen kadınlar, ifade özgürlüğüne yönelik baskılara karşı sessiz kalmamak gerektiğine dikkat çekerek, “Şimdi ona sahip çıkma da bize düşüyor” dedi. Sohbette CHP'ye yönelik yargı müdahaleleri ve mutlak butlan tartışmaları da gündeme geldi. Bir kadın, annesinin Kemal Kılıçdaroğlu'nu görebilmek için gösterdiği çabayı anlatarak, bugün yaşadığı hayal kırıklığını anlattı.

Buluşmanın son bölümünde kadınlar mücadele deneyimlerini paylaştı. İşyerlerinde yürüttükleri hak mücadelelerinde hem sendikal bürokrasinin hem de patronların baskısıyla karşılaştıklarını, zaman zaman en yakın çalışma arkadaşları tarafından bile yalnız bırakıldıklarını anlattılar.

Özel bir okulda çalışan bir kadın, okul saldırılarının ardından yapılan grev çağrılarına katılmak istemelerine rağmen işten atılma korkusuyla bunu göze alamadıklarını söyledi. Kamuda örgütlü sendikaların grev çağrıları yaparken özel sektör öğretmenlerinin koşullarını yeterince gözetmediğini belirten kadın, "Kamudaki gibi değil; katılırsak işimizden oluruz diye düşünüyor özel okul öğretmenleri” dedi. Bunun üzerine başka bir kadın ise tek tek hareket etmenin risklerini kabul etmekle birlikte, çözümün daha fazla işçiyi örgütlemekten geçtiğini vurgulayarak, "Tek başına çıkarsan hedef olursun ama herkes birlikte greve çıkarsa hiçbir şey yapamazlar" sözleriyle karşılık verdi.

Aynı tartışmada geçmiş deneyimler de paylaşıldı. Bir kadın, markette çalışırken yaşadıkları bir soruna karşı işçileri birlikte hareket etmeye ikna ettiğini, ancak müdürün odasına girildiğinde birlikte gelen bazı kişilerin geri adım attığını anlattı. Bir başka kadın ise ambalaj fabrikasında çalışan oğlunun, toplu iş sözleşmesinden kısa süre sonra başlayan işten çıkarmalarda işini kaybettiğini söyledi. İşten çıkarmalara sendikanın sessiz kaldığı, süreçte temsilcilere itiraz eden işçilerin hedef alındığını ifade eden kadın, oğlunun bir yıldır işsiz olduğunu anlattı.

Buna rağmen sohbet, umutsuzlukla değil mücadele etme kararlılığıyla sona erdi. Hem tarihten hem de günümüzden kadın işçi ve emekçilerin etkili olduğu mücadele deneyimleri paylaşılırken; "Yukarıdan olmaz, esas olarak işyerlerinde, aşağıdan örgütlenmek lazım" diyen bir kadın, yalnızca Türkiye'de değil dünya işçi sınıfının ortak mücadelesinin önemine dikkat çekti. Farklı deneyimler paylaşılmış olsa da kadınların ortaklaştığı düşünce açıktı: Yenilgiler yaşansa da hayatı değiştirecek olan mücadeleden vazgeçmemek ve yan yana durmayı sürdürmekti.

Buluşmanın sonunda kadınlar, 7 Temmuz saat 19.00'da Şirinyer İzban önünde toplanılarak NATO zirvesine karşı gerçekleştirilecek eyleme katılım çağrısı yaptı. NATO'nun savaş ve silahlanma politikalarına karşı ses çıkarmanın, emekten, barıştan ve halkların kardeşliğinden yana bir tutum almak anlamına geldiğini vurguladılar.

Fotoğraf: Ekmek ve Gül


Editörden