Bir yüzleşmenin filmi: Gelecek Uzun Sürer
‘Ötekine kör sağır olan birinin kendi acısını duyması ve yarasına merhem sürmesi mümkün müdür? İnsan bir yolculuğa çıkarak kendiyle yüzleşir mi?’

Savaş bir gün biterse kendimize şunu sormalıyız;

“Peki, ölüleri ne yapacağız, neden öldüler?”

Cesare Pavese

Gelecek Uzun Sürer, senaristliğini ve yönetmenliğini Özcan Alper’in yaptığı 2011 yapımı sinema filmi. Pek çok ödül aldı, bir Adanalı olarak, Altın Koza Film Festivalinde aldığı sayısız ödülden bahsetmeden de geçemeyeğim. Senaryodan, görüntü yönetmenliğine, film müziklerinden oyunculuklara kadar ince ince işlenmiş emek dolu bir film. Her şeyin giderek daha da yavanlaştığı bu günlerde “derdi ve inceliği” olana sarılmak gerekiyor. Belki de bu sayede film boyunca Yaşar Kemal’i ve ağıtlarını, Furuğ Ferruhzad’ı ve gamlı sesini, Andrey Voznesenski’nin Oza’sını selamlıyoruz.

“hayat belki

bir kadının her gün filesiyle geçtiği uzun bir caddedir

hayat belki

bir adamın kendini dala astığı iptir

hayat belki

okuldan dönen bir çocuktur”

Furuğ Feruhzad

Furuğ’u anmışken hâlâ saçlarımıza ve yaşamımıza göz dikilen bu dünyada Masha Amini’den ve yaşamları için İran’da mücadele eden kız kardeşlerimizden bahsetmeden geçemeyeceğim. Dilerim bir kişi daha eksilmeyiz.

KENDİ ACIMIZ VE SESSİZLİĞİMİZ

Filme geri dönecek olursak, hikâyemiz üniversitede müzik araştırmaları yapan Sumru’nun, tez çalışması için birkaç aylığına gittiği Diyarbakır’da izini sürdüğü ağıtların öykülerini araması ve bu arayışı sırasında hep ertelediği kendi acısıyla da yüzleşmesini konu ediyor. Sumru, yolculuğu ile birlikte bir mektup bırakıp uzaklara giden sevgilisi Harun’u hatırlar.

“Sanırım bir daha karşılaşmayacağız ama insan yine de umut etmek istiyor. Çünkü umut etmeden yaşamak ne kadar zor, değil mi? Bir gün hiç beklemediğin bir an hiç beklemediğin bir yerde karşılaşabilmeyi nasıl istediğimi anlatamam. Şimdi güneşli ve güzel günlere olan inancımızla sözleşelim...”

Sumru Diyarbakır’ a vardığında korsan DVD satıcısı Ahmet ve terk edilmiş bir Ermeni Kilisesinin bekçişi Antranik Amca ile tanışır ve yolculuğu daha da anlamlı hale gelir. Sumru’ nun röportaj yaptığı eşlerini, oğullarını ve yakınlarını bir hiç uğruna kaybetmiş, yitirdiklerinin kemiklerini bile hasretle bekleyen kadınların oyuncu olmadığını, yönetmenin özellikle o bölgedeki kadınlarla çalıştığını belirtmek istiyorum. Gelecek Uzun Sürer sırf bu sebeple bile kucaklanmaya değer.

Sumru, hiç bilmediği bir coğrafyada insanların acısını ve seslerini anladıkça kendi acısını ve sessizliğini duyar. Yolculuğunu tamamlar. Gerçekten de öyle değil midir? Ötekine kör sağır olan birinin kendi acısını duyması ve yarasına merhem sürmesi mümkün müdür?

Fotoğraf: Filmin afişi