MEKTUP

“Ben hayalini kurduğum hiçbir şeyi yaşamadım. Küçük bir çocukken hayalim gelinlik tasarımcısı olmaktı. Tasarımcı olmayı bırak ilkokula bile gidemedim. Okula gitmek için çok ağladım ama göndermediler.”

Saygı görmek için erkek mesleği yapmak, erkek gibi çalışmak mı gerekiyor? Biz sadece kadın olduğumuz için cinsiyetimizden ödün vermeden kadın gibi çalıştığımızda saygıyı hak etmiyor muyuz?

“Devlet okuluna da yazdırsan masrafı bitmiyor” diye isyan edeni, her sabah okula kendi bırakmak zorunda kaldığı için işyerinden uyarı alanı, okulun bekçisi olanı. Kadınlar anlatıyor yaşadıklarını.

Metal işçisi bir kadının başından geçen taciz olayına ilişkin fabrika yönetimine gidip hak araması ancak bu talebin karşılık bulmamasına diğer işçi kadınlar tepkili. Neler olduğunu onlardan dinleyelim

Alibeyköy İSMEK’te kursa giden ortopedik engeli olan Melek tuvalete rahat girebilmek için kurs yöneticisinden seyyar merdiven koymalarını istiyor. Aldığı cevap ise ‘Engelliler buraya gelemez’ oluyor.

Balıkesir’den bir taşeron işçi işyerinde şefiyle yaşadığı sorunları anlatıyor: “Şefin arkasında parti var, ona güveniyor; Ak Parti. Sürekli hakaret ve tehdit ediyor hepimize.”

Toplum ve aile baskısı ile ‘özgürlük’ kavramının anlamına uzak yaşadığını ifade eden, ataması yapılmayan bir öğretmen adayı Filiz, dört duvar arasında yeşerttiği umudu ve yaşamını anlatıyor.

“Hapiste Ücretsiz Ped Hakkı” kampanyası yürütücülerine Kocaeli Cezaevinden mektup gönderen bir kadın tutuklu cezaevinde yaşadıkları sorunları anlattı.

Aslında o da istiyormuş hakkını aramayı, fakat beni kıskanıyormuş. Ben ona göre girişken olduğum için ‘Benim önüme geçersen zoruma gider. Sonuçta ben erkeğim kaldıramam bunları...’ dedi.

Günlük olarak tekstilde paketleme işlerine gidiyorum. Gece vardiyalarına gidiyorum. Çünkü iki çocuğum var ve gündüzleri onlara bakacak kimsem yok.

Daha önce yazdığı mektuplarla tanımıştık Nazlıyı. Kocaeli Kadın Dayanışma Derneği üyesi Nazlı derneğe katıldıktan sonraki yaşamındaki değişiklikleri, yenilikleri ve hissettiği gücü anlatıyor.

Babasını çok küçük yaşta kaybeden ve çocuk işçi olarak çalışan Seher görücü usulü ile evlenmek üzere. Daha 25 yaşında Seher. Ve bir seçim yapmaya çalışıyor.

Biz üniversiteli kadınlar pembe trambüsü asla kullanmayacağız. Çünkü çözüm toplumdaki erkeklerin zihniyetini düzeltmektir, bizi pembe trambüs ile ayrıştırmak değil.

Mahalle bakkalları bir elin parmağı kadar. Artık her mahalle de 3-4 çeşit market var. Bir de o marketlerde çalışanlar... Sabahtan akşama kadar reyona, kasaya, mal indirip, depoya taşımaya koşturanlar.

Aroma Meyve Suları fabrikasında bir kadın işçi grevin ilk günü slogan atmaya bile çekindiğini anlatıyor, “ama patron taleplerimizi duysun diye gür sesle bağırıyorum”

Yeni taşındığı mahallede kağıt işçisi kadınlarla tanışıyor Filiz. Mahallenin bir yarısı lüks konutlarla diğer yarısı kağıt işçilerinin derme çatma evleriyle dolu... Ve ayrımcılık hikayeleriyle!

“Birileri öğrendikçe her gün uyurken birden kaldırılıp birilerinin karşısına geçirilip teker teker anlattım yaşadıklarımı. Her anlattığımda da tekrar yaşadım…”

Bir kadının çığlığı var bu satırlarda, sessiz çığlığı… Dayanışma bekliyor, güç istiyor, destek istiyor…

Çocuğunu özel bir anaokuluna gönderen anne sesleniyor Sincan’dan: “Çocuklarımızı artık nasıl bu tarz kurumlara, servislere vereceğiz ve güvenle göndereceğiz bilmiyorum.”

Herkes sıcacık yatağında... Hayır değil, bir de gece vardiyası işçileri var. Onların günü, gecesi nasıl geçiyor biliyor musunuz?
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN
Editörden
Bültenimize abone olun!
E-posta listesine kayıt oldunuz.