Mandalina kokulu bahçelerde ağır sömürü
Mis gibi narenciye kokularının içinde, kadın ve çocuk işçilerinin emek sömürüsü... Bir tuvaleti bile çok gören bir düzen. En güzel mandalinayı yiyen ise biz değiliz!

“Çukurova yemyeşil bir bahçe gibidir” der Yaşar Kemal Ortadirek romanında. Her ne kadar betonuyla, ithal edilen çöpüyle rengi soluklaştırılsa da vazgeçmez yeşilinden bu bereketli topraklar, direnir adeta. Hele ki bu zamanlar bereketli bahçeden efil efil narenciye kokusu dağılır etrafa. Mersin’deki tarım işçilerinin bugünkü durağı da Adana’nın Seyhan ilçesine bağlı Çaputçu Mahallesinin eşsiz mandalina bahçeleri. Güvencesiz İşçiler Derneği’nden Esra Demir ile tarım işçileri hangi koşullarda çalışıyor bir de yerinde görelim istedik.

Sabahın 5’inde Mersin’in Yenipazar Mahallesi’nde buluştuk Esra’yla. Çukurova’nın hep yakıcı sıcakları konu olur ama aralık ayında kör sabahta elbette buralar da buz gibi ve sessiz. Sokağın köşesinde beklediğimiz, ne kadar eski olduğu gürültüsünden anlaşılan işçi servisi yaklaştı, bizi aldı ve yoluna devam etti. Önde oturan iki işçi arkadaş bize yerlerini verip yolculuğa servisin zemininde oturarak devam ettiler. Servis sessiz, işçilerin birçoğu yorgunluk öncesi uyku depolarken bir kısmı telefonla ilgileniyor, bir kısmı kısık sesle sohbet ediyor. Ben ise güneş henüz doğmadığından belli olmayan yolu izleyerek yolculuğu geçiriyorum. Sonunda bahçeye ulaştığımızda bir başka ekip karşılıyor bizleri. Onlar da Adana’nın tarım işçileri. Ateş çoktan yakılmış, işçiler sarmış etrafını ısınmak için. Bizim 35 kişilik ekipteki işçiler de ellerinde üstü kapalı boya kovalarıyla gidiyor ateşin yanına doğru. İçinde ne olduğunu anlayamadığım kovalarda birazdan öğreniyorum ki sabah ve öğle yemekleri varmış.

Gün doğmaya başlayıversin mesai de başlıyor tarım işçileri için. Bahçeye girdiğimiz anda mandalina ağaçları, sanki toplanmaya başlandığını hisseder gibi o güzel kokusuyla sarıyor her bir tarafımızı. Turuncu ve yeşilin uyumu güneşin de ortaya çıkmasıyla büyüleyici bir hal alıyor. Cennet hissi veren burası tarım işçileri için bazı zamanlar cehennem. Niye mi? Bu soğukta 1 kamyon ufak mandalina toplamak zorundalar. Ağaçtan kesilecek, sepete doldurulacak, yere düşenlerden sağlam olanlar toplanacak, küfeye eklenecek, küfeden tezgaha oradan da paletlerle kamyona. Ne zaman kamyonu doldurursalar o zaman iş bitecek.


TATİL GÜNÜ ÇALIŞIRSANIZ 40 LİRA DAHA!

Azımsanmayacak kadar çok çocuk işçinin de aralarında bulunduğu ekip başlıyor ellerindeki makasla var güçleriyle çalışmaya. Bir ağaçtan diğer ağaca sonra hemen yanındakine. Hızlı olmalılar çünkü zamanla yarışıyorlar. Yer çamur, bata çıka yürüyoruz. Arada çavuşun talimatlarını duyuyorum. Sonra yine makas sesleri. Birden koro halinde ezgisel şeyler duymaya başlıyorum: “Al sepetiii, doldur bunuuu. Al sepetiii, dolu doluuu.” Aralarındaki enerjiyi yükseltmek için böyle yapıyorlarmış, kimi zaman da sepetlerine vuruyorlar dolduğunu belirtmek için.

Ağaçların arasına bir girip bir çıkıp fotoğraf çekiyor, onların hızına yetişmeye çalışıp ara ara sohbet ediyorum. Burada bir mecburiyet var. Geçim sıkıntısı, işsizlik buraya itiyor ya çocukları ya da çocuk yaşta çalışmaya başlayanları. Bir de yağmur yağdı mı işte o zaman dizlerine kadar suyla çalıştıkları oluyormuş. Soğukmuş, hasta olacakmış pek ilgilenmiyor işçi. Eline geçecek olan üç beş kuruşun hesabında elbette. Neyse ki burada işçiler arasındaki sıcak bağ biraz da olsa hafifletiyormuş yoğunluğu. Yılbaşı için çekiliş de yapmışlar aralarında. 1 Ocak’ta çalıştıklarından hediyelerini o zaman vermişler birbirlerine. Üstelik tatil gününde çalıştıkları için ne şanslılar ki 40 lira fazla almışlar(!)

Aldıkları günlük ücret kadın erkek 112 lira. “Kirası, faturası, mutfak giderleri derken eve gitmeden eriyor” diyor bir işçi. Ellerindeki eldivene bile para yetiştirmek ayrı mesele. Çifti 20 lira olan bu eldivenler bir hafta ya dayanıyor ya dayanmıyor.


‘ÇALIŞIRKEN ÖLEN, SAKATLANAN ÇOCUKLAR OLDU’

Çok çocuk işçi var burada. Kalem tutması gereken ellerde makaslar, eldivenler. 15 yaşındaki bir çocuk işçiyle devam ediyorum sohbete. 2 yıldır bu işi yapıyormuş: “Hemen hemen her gün geliyoruz. Bazen öyle yorgun oluyorum ki yemek yemeden atıyorum yatağa kendimi” diyor ve başka bir ağaca geçiyor, ben de arkasından. “Zamanında buralarda ölen, sakatlanan çocuklar oldu. Kimisi ağaçtan düşüyor. Düşerken ağacın dalı kırılıyor. O zaman çok kızıyorlar” diyor dalların arasında dolanırken.

“-Yeni bir yıla girdik. Bu sene için planların var mı?

-Bu sene pestile gideceğim. En azından soğukla, çamurla uğraşmam orada.”

KADINLAR TUVALET ARAYANA KADAR MOLA BİTİYOR

Sohbet ilerledikçe ve biraz da gözlemle diyebilirim ki özellikle kadınlar için buradaki zorlukların başında tuvalet sıkıntısı geliyor. Burada ihtiyaçlarını giderebilecekleri prefabrik bir tuvalet bile yok. Özellikle kadınlar ihtiyaçlarını gidermek için köşe kapmaca oynamak zorunda kalıyorlar. Kuytu bir yer arayana kadar zaten “molaları” doluyor. Vakti geçirince de uzaktan bir ses yükseliyor “Nerede kaldınız?” diye. Esra’dan aldığım bilgiye göre Güvencesiz İşçiler Derneği bu konuya yönelik çaba içerisindeymiş uzun süredir ama Bakanlık pek de önemsemiyormuş tarım işçilerinin halini.

Dolaşmaya ara verip tezgah kısmına doğru gidiyorum. Mandalinaların toplanıp küfelerle getirildiği ve kasalara döküldüğü kısım burası. Bir kısım kadın işçi tezgahta, kasalardaki mandalinaları seçip ayırıyor. Uzun süre bakınca bile insana boyun fıtığı acısını hissettiren bu iş göründüğünden çok daha zor. Birkaç kasayı ters çevirip Esra’yla getirdiği mandalinaları yiyip soluklanıyoruz biraz. Hayatımda yediğim en güzel mandalina bu. Ekipten sorumlu Adil’in dediğine göre buradaki ürünler direkt ihracata gidiyormuş: “E tabi, böyle güzel ürünleri memlekete yedirtirler mi? Dışarıya satacak 2-3 dolara.”

SÖZDE ÜCRETLERİMİZ YÜKSELTİLECEKTİ

Öğle paydosu geldi çattı. Artık tepede olan güneş, soğuğu kırdı. Makaslar bırakıldı, yemek kovaları alındı. İşçiler üçerli beşerli gruplarla serdikleri kilimin üzerinde doyuruyor karınlarını. Ardından teker teker bahçeye dönüyorlar. Ben de onlarla birlikte dönüyorum ve tezgah bölümünden Sevgi’nin yanına geçiyorum. Sevgi diğer ekipten. 38 yaşında ve 3 çocuk annesi. Çocukları evde bırakıp çalışıyorlarmış eşiyle. 12 yaşında başlayıp 6 yıl çalışmış bahçe işlerinde. Ara verip yeniden başlamış bu işe ve 2 yıldır da bahçelere gidip geliyor. “Çalışması ayrı, kazanması ayrı dert” diyor Sevgi. Hava ve yorucu çalışma koşulları mustarip olduğu şeylerden birkaçı. Tir tir titreyerek çalışırlarmış bazen. Tezgahta ürün seçmekten boyun fıtığı da başlamış. Geçinip geçinmediğini sorduğumda ise “Nasıl geçineyim ki? Dün bir kahvaltılık alayım dedim 300 lira. Bir hafta bile yetmez aldıklarım” diyor. Ücretlerin yükseltilmesi ve zamların geri alınması yeni yıldan tek beklentisiymiş. “Sözde ücretlerimiz yükselecekti ama ondan da bir haber yok” diyor ardından.

Sevgi’ye son olarak dönemde hal ve bahçe işlerinde çalışan kadın ve çocuk işçilerin fuhşa ve uyuşturucuya zorlandığı iddialarını soruyorum. “Öyle duyumlar aldım, var kimi yerlerde ama neyse ki burada rahatız biz. Bizim ekibin çoğu akraba, tanıdık. Bizim başımıza gelmedi ama gelenler vardı” diye yanıtlıyor ve kasadakileri ayıklamaya devam ediyor. Tam Sevgi’ye kolaylıklar dileyip gidiyordum ki arkadan biri sesleniyor: “Sevgi, asıl hikayeyi anlatmadın.” Şaşırıyorum tabi; Sevgi de başlıyor anlatmaya. Eşiyle bahçede tanışıp birbirlerine aşık olmuşlar. Aileler istemeyince kaçıp evlenmişler. “Çok mutluyum, iyi ki yaptım” diyor. Sevgi ve tezgahtakilerle birlikte gülüşüyoruz. Bereketli meyve bahçeleri, bereketli sömürü zamanları dışında böyle romantik anlara da şahit olabiliyormuş.


‘EVDE DURSAM YİNE SOĞUK’

Sabahki ezgisel talimatlar, yerini kamyondaki radyodan çıkan şarkılara, mırıldanmalara bırakıyor. Yine de ara sıra çıkıyor burada pek meşhur olan o sözler: “Al sepetiii, doldur bunuuu. Al sepetiii, dolu doluuu.” Bir diğer tezgahın başında Zemzem var. 21 yaşındaki Zemzem 12 yaşından beri bahçede. Babası ve abisi çalışsa da hem onlara yük olmamak hem de kendi ayakları üzerinde durabilmek çalışıyor buralarda. Yine de geçinebilmek konusunda sıkıntı yaşıyormuş.

“-Pazara gidip beğendiğim herhangi bir şeyi almak istediğim zaman aldığım ücreti düşünüp vazgeçtiğim çok oluyor. Yine de pek şikayetim yok buradan.

 -Soğuk bile mi?

 -Ya evde dursam yine soğuk. En azından burada para kazanıyorum. (Gülüşüyoruz)”

Tezgahtaki kasalar birer ikişer yükseliyor. Ağaçlar, üzerindeki güneş kadar parlak mandalinaları ondan uzaklaşınca çıplak kalmış gibi. Kasalar çoğalıyor ama kamyonun dolmasına henüz var. Neyse ki bugün Çavuş Adil, erken bırakacak. Erken bırakacak olmanın sevinci kimi yüzlerde yer buluyor. Ben ise ayakkabılarımdaki artık yük haline gelecek kadar çoğalmış çamurları elimden geldiğince sıyırıp otobüse geçiyorum. Yaklaşık yarım saat sonra işçiler geliyor ellerinde kilolarca mandalina ile. Benim için getirmişler meğersem. Hayatımda aldığım en vitaminli bu hediyeyi bol teşekkür ve mahcubiyetle otobüse çıkartıyorum. İşçiler de yavaş yavaş biniyor otobüse. Dönüş yolculuğu artık başlayabilir. Sabahki yolculuğa göre daha neşeli, sohbeti bol. Erkek işçiler onları röportaja dahil etmediğim için arada sitem ettiler ama ekip yeniden gelmemden yana. Bir de hatıra selfiesi çektiriyoruz. Sonra bereketli toprakları birer birer ardımızda bırakarak varış noktamıza ulaşıyoruz.

Fotoğraflar: Merve Karataş

İlgili haberler
Mersin Tarsus'ta hal işçisi kadınlar direndi, ücre...

Tarsus'ta Sebze Meyve Hali'nde düşük ücret ve çalışma koşullarına karşı iş bırakma kararı alan kadın...

Mersin’de paketleme işçisi 300 kadın çalışma koşul...

Mersin’de eylem yapan 300 emekçi kadın, aldıkları ücrete ve iş güvenliği önlemleri alınmadan çalıştı...

Mersin kadın platformları: Paketleme işçileri fuhş...

Mersin ve Tarsus kadın platformları, Tarsus’ta meyve-sebze depolarında paketleme işinde çalışan kadı...